Lilleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati meśelu-ssev-/(i)(s) veli(A)llâhi-lmeśelu-l-a'lâ(c) vehuve-l'azîzu-lhakîm(u)
Kötü sıfatlar ahirete inanmayanlara aittir. En yüce sıfatlar ise Allah'ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ahirete iman etmeyenler için kötü sıfatlar var. En yüce sıfatlar ise, Allah'ındır. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nahl Suresi 60. ayet, ahirete inanmayanların kötü sıfatlarını ve Allah'ın yüce sıfatlarını karşılaştırmalı bir şekilde ele almaktadır. Ayet, 'misal' kavramı üzerinden inançsızların durumunu ve Allah'ın mutlak kemalini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, 'misal', 'su'' ve 'a'lâ' kelimeleri, ayetin ana mesajını oluşturan temel kavramlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesi, 'emn' (güven) kökünden türemiştir. Kalbin tasdiki ve dilin ikrarı ile gerçekleşen bir güven halidir. Ayetteki 'lâ yu'minûne' ifadesi, ahiretin varlığını ve vaatlerini kalben tasdik etmemeyi, dolayısıyla ona güven duymamayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman, Kur'an'da sadece bir bilgi veya kabul değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven eylemi olarak ele alınır. Ahirete iman, geleceğe dair ilahi vaatlere tam bir güven beslemeyi ve bu güven doğrultusunda yaşamayı gerektirir. Ayetteki olumsuz kullanım, bu güven ve teslimiyetin yokluğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âhiret, dünya hayatının zıddı olarak kullanılan, son ve ebedi olanı ifade eden bir kelimedir. Bu ayette, dünya hayatına odaklanıp ahireti inkar edenlerin durumunu anlatmak için kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âhiret, 'ahhar' (sonraya bırakmak) fiilinden türemiştir ve dünya hayatından sonra gelen ebedi hayatı ifade eder. Kur'an'da genellikle 'dünya' kelimesiyle birlikte zikredilerek, bu iki hayat arasındaki karşıtlığı ve öncelik sıralamasını vurgular. Ayetteki bağlamda, ahirete inanmamanın getirdiği kötü akıbeti işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mesel, bir şeyin benzeri veya sıfatı anlamına gelir. Ayetteki 'meselü's-sev'' ifadesi, ahirete inanmayanların kötü sıfatlarını, kötü hallerini ve kötü akıbetlerini temsil eden bir örnek olarak kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mesel, bir şeyin niteliğini açıklayan, onu başka bir şeye benzeterek veya örnek göstererek ifade eden bir kavramdır. Ayetteki 'meselü's-sev'' ifadesi, ahirete inanmayanların kötü niteliklerini ve kötü durumlarını tasvir ederken, 'el-meselü'l-a'lâ' ise Allah'ın yüce ve eşsiz sıfatlarını temsil eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mesel, bir şeyin mahiyetini açıklayan, onu zihne yaklaştıran bir tasvirdir. Bu ayette, inançsızların kötü hallerini ve Allah'ın yüce sıfatlarını somutlaştırmak için kullanılmıştır. Kötülük misali, onların iç dünyalarının ve akıbetlerinin bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sev', bir şeyin çirkin ve kötü olması halidir. Hem maddi hem de manevi kötülükleri kapsar. Ayetteki 'meselü's-sev'' ifadesi, ahirete inanmamanın getirdiği ahlaki düşüklüğü, kötü akıbeti ve genel olarak kötü bir durumu tasvir eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sev', bir şeyin hoş olmayan, zararlı ve çirkin yönünü ifade eder. Bu ayette, ahirete inanmayanların sahip olduğu kötü sıfatları ve onların bu inançsızlıklarının bir sonucu olarak karşılaşacakları kötü durumu anlatır. Onların misali, kötülüğün ta kendisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A'lâ, 'uluvv' (yücelik) kökünden türemiş bir ism-i tafdildir ve en yüce, en üstün anlamına gelir. Allah için kullanıldığında, O'nun her türlü eksiklikten münezzeh, mutlak kemal sahibi ve eşsiz olduğunu ifade eder. Ayetteki 'el-meselü'l-a'lâ', Allah'ın yüce sıfatlarını ve O'nun her şeyden üstün olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): A'lâ, derecede ve mertebede en yüksek olanı ifade eder. Allah'ın 'el-meselü'l-a'lâ' olması, O'nun sıfatlarının ve fiillerinin hiçbir varlığın sıfat ve fiilleriyle kıyaslanamayacak kadar yüce ve eşsiz olduğunu gösterir. Bu, O'nun mutlak kudretini, hikmetini ve kemalini ortaya koyar.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Lillezîne lâ yu/minûne bil-âhirati meselu-ssev-/(i) veli(A)llâhi-lmeselu-l-a’lâ vehuve-l’azîzu-lhakîm(u)” Kötü sıfatlar ahirete inanmayanlara aittir. En yüce sıfatlar ise Allah’ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (16/60)
Sual:
Esteizu billah, Velillahil meselül eğla. (Nahi S. 16/60) Mealen:
(Yüce misaller Allah içindir.) Ayeti Kelimesiyle, leyse kemislihi şey'ün (Şura 42/11) Mealen:
(Onun misli gibi hiç bir şey yoktur) Ayet-i Kerimesi arasında, cem ve fark nedir?
Cevap:
lillahil meselül egla (yüce misaller Allah içindir) mertebe-i cem-i'ne sıfatıyenin eserleri, sıfatiyeden, hakikatlerini ispat için yüce misaller mevcut olup, (leyse kemislihi şey'ün) delil-i celilisi ise Hüviyet-i Zat itibari ile misalden yüce müberra olduğuna delildir.
Bu suretle zat itibariyle temsile müsaade olmayıp sıfat itibariyle müsaade ise de hata olan sözler, saydıklarımızın temsildeki hataları bir kat daha aklen söylemiş oldu, zira hata olan temsiller, zat-ı vacib-i temsil itibari ile olup zat-ı itibariyle temsile ise leyse kemislihi şey'ün delil müsaade olmadığı gibi la tefekkürü defi zatellahi ve tefekkir defil eseri.
Mealen:
(Allahın zat-ı üzerinde düşünmeyiniz velakin eserleri üzerinde düşününüz) Hadisi şerifiyle men edilmiştir. Zira hayret makamı yücedir. Akıl için, keşif için künhü (özü hakikati) idrake yol yoktur. Künhü zat-ı idrak edecek kadar istiğdad verilmemiştir.
Esteizu billah vema utitüm minel ilmi illa kalila (İsra s. 17/85) Mealen:
(Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir) Ayet-i Kerimesi buna işarettir, zira Hakk ilmiyle kudretiyle ve sair sıfatıyla muhit değildir, muhit olamaz ekmel kemal muhakkıkiyn (tahkik ehli) bu meslektedir.[71]