Va(A)llâhu enzele mine-ssemâ-i mâen feahyâ bihi-l-arda ba'de mevtihâ(c) inne fî żâlike leâyeten likavmin yesme'ûn(e)
Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.
Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat verdi. Şüphesiz ki bunda dinleyen bir millet için büyük bir ibret vardır.
Nahl Suresi 65. ayet, Allah'ın gökten indirdiği su ile yeryüzünü diriltmesini ve bu olayın işitenler için bir ibret olduğunu vurgular. Ayet, yaratılışın kudretini ve dirilişin sembolik anlamını dilbilimsel olarak 'inzal', 'ihya' ve 'mevt' gibi temel kavramlar üzerinden işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzûl, bir şeyin yukarıdan aşağıya inmesidir. Ayetteki 'enzela' fiili, Allah'ın gökten suyu indirmesi eylemini ifade eder ki bu, ilahi bir fiil olarak suyun yeryüzüne gönderilmesi ve hayatın kaynağı olması anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Enzele fiili, mecazi olarak bir şeyi takdir etmek ve var etmek anlamında da kullanılır. Burada suyun indirilmesi, yeryüzünün dirilişi için bir vesile kılınmasıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mâ' kelimesi, hayatın kaynağı ve temizliğin aracıdır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretinin bir tecellisi olarak yeryüzüne hayat veren temel unsuru ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mâ' kelimesi, Kur'an'da genellikle hayatın ve dirilişin sembolü olarak geçer. Bu ayette de yeryüzünün ölümünden sonra dirilişini sağlayan ana etken olarak zikredilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhyâ, bir şeyi ölü halden canlı hale getirmektir. Ayetteki 'feahyâ' fiili, Allah'ın su aracılığıyla cansız toprağa yeniden hayat vermesini, bitkilerin yeşermesini ve yeryüzünün canlanmasını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hayat (hayy) kavramı, Kur'an'da sadece biyolojik yaşamı değil, aynı zamanda manevi dirilişi ve Allah'ın kudretinin bir göstergesi olarak yaratılışı da ifade eder. Burada yeryüzünün dirilişi, Allah'ın mutlak gücünün bir delilidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İhyâ, bir şeyi yokluktan varlığa çıkarmak veya cansız bir şeyi canlandırmak demektir. Ayette, suyun yeryüzüne hayat vermesi, Allah'ın diriltme kudretinin somut bir örneğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt, hayatın zıddıdır. Ayetteki 'mevtihâ' (onun ölümü) ifadesi, yeryüzünün kuraklık ve verimsizlik nedeniyle cansız, bitkisiz ve kupkuru bir halde bulunmasını mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mevt kavramı, Kur'an'da sadece canlıların ölümünü değil, aynı zamanda toprağın verimsizliğini ve manevi çöküşü de sembolize eder. Burada yeryüzünün ölümü, su ile yeniden dirilişin zeminini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet, bir şeyin varlığına veya doğruluğuna delalet eden açık bir işarettir. Bu ayette, Allah'ın su ile yeryüzünü diriltmesi, O'nun kudretine ve ahiret dirilişine dair büyük bir delil ve ibrettir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Âyet, Kur'an'da genellikle Allah'ın birliğini, kudretini ve hikmetini gösteren mucizevi olaylar için kullanılır. Burada yeryüzünün dirilişi, Allah'ın varlığına ve gücüne dair açık bir 'ayet'tir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Âyet kelimesi, Kur'an'da hem ilahi mesajın bir parçası olan ayetleri hem de evrendeki yaratılış delillerini ifade eder. Nahl 65'te, doğadaki bu döngü, Allah'ın varlığına ve diriltme gücüne bir 'ayet' olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sem' (işitme), sadece kulağın duyma eylemi değil, aynı zamanda idrak etme ve anlama yeteneğini de kapsar. Ayetteki 'yesme'ûne' fiili, sadece sesi duyanları değil, bu olayın ardındaki ilahi mesajı kavrayan ve ondan ibret alan kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'işitmek' (sem') fiili, genellikle 'anlamak' ve 'itaat etmek' anlamlarıyla birlikte kullanılır. Burada 'kulak veren kimseler', Allah'ın ayetlerini sadece duymakla kalmayıp, onlardan ders çıkaran ve iman eden kişilerdir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Va(A)llâhu enzele mine-ssemâ-i mâen feahyâ bihi-l-arda ba’de mevtihâ inne fî zâlike leâyeten likavmin yesme’ûn(e)” Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır. (16/65)
“Vallahu” ifadesi ile “Alllah” üzerine yemin edilmektedir. Ululuhiyet mertebesini anlatan ve yemin eden mertebe Ahadiyet mertebesidir.
Allah c.c. üzerine yemin edilmesi bu ifadenin çok büyük olduğunu bizlere anlatmaktadır. Herhangi birşeye değil Zât-i ismine yemin etmektedir. “Sema” Gök ise Zât’tır. Zâtından bu suyu indirerek yeryüzü, toprağını hikmet, ilm-i ledün ile ölümden sonra diriltmiştir. Her bir tohum ölü iken içindeki programı nasıl olurda bilmektedir. Ve bir nokta kadar iken dallar, yapraklar ve meyveler vererek bizlerin istifadesine sunmaktadır.
“Gök” Aklı küll, yeryüzü ise Nefsi küll dür. Her ikisinin buluşması ile hayat meydana gelmektedir.
İnsanında gönlü “gök” ve bedenimiz ise yeryüzümüzdür. Bu beden toprağını gönül göğünden gelen kevser suyu ile efendimiz s.a.v. in getirdiği vahiy, büyüklerimizin ilham kaynakları ve firaset ilmi ile eşyanın hakikatinin nûruyla beslenirse… Bu bedende hikmet, ilmi ledün pınarları fışkırır.
Bunda ancak “sem’i” Hakk’ı işiten kulak ayarları yapılmış ve dinliyen bir topluluk ibret alır ve tefekkür eder.
Bir bakıma böyle bir bedenin “leb-i derya” olan gönlünden gelip dökülen sözler işiten bir topluluğa fayda verir. (Murat Derûni)