Ve-inne lekum fî-l-en'âmi le'ibra(ten)(s) nuskîkum mimmâ fî butûnihi min beyni ferśin vedemin lebenen ḣâlisan sâ-iġan lişşâribîn(e)
Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.
Gerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır. Size işkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen, içenlere içimi kolay halis bir süt içirmekteyiz.
Nahl Suresi 66. ayet, hayvanların yaratılışındaki mucizevi düzeni ve özellikle sütün oluşum sürecini ele alarak insanlara ibretler sunmaktadır. Ayet, sütün bağırsak içeriği ve kan arasından saf ve içimi kolay bir şekilde çıkmasını vurgulayarak Allah'ın kudretini ve rahmetini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ibret' kelimesini bir şeyden diğerine geçmek, bir halden başka bir hale intikal etmek olarak açıklar. Ayetteki 'le-ibreten' ifadesi, hayvanların yaratılışındaki bu mucizevi sürece bakarak Allah'ın kudretini ve hikmetini anlamak, ondan ders çıkarmak anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ibret' kelimesini 'öğüt' ve 'ders' olarak yorumlar. Hayvanların içinden çıkan sütün oluşumu, insanların üzerinde düşünmesi ve Allah'ın yaratma gücünü idrak etmesi gereken bir 'ders'tir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ibret' kavramının Kur'an'da genellikle bir olayın veya durumun ardındaki ilahi mesajı ve hikmeti fark etme anlamında kullanıldığını belirtir. Nahl 66'da hayvanların sütünün oluşumu, Allah'ın varlığına ve kudretine dair açık bir 'işaret' ve 'ders' olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sekâ' fiilinin 'su vermek, içirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'nüsḳīkum' ifadesi, Allah'ın insanlara hayvanların sütünü bir lütuf olarak içirdiğini, bu rızkı onlara bahşettiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sakâ' fiilinin hem maddi hem de manevi anlamda 'içirmek' ve 'bolluk vermek' manalarına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanım, Allah'ın insanlara hayvanlardan elde edilen sütü bir nimet olarak sunmasını, onlara bu rızkı 'içirmesini' anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'fers' kelimesini hayvanın işkembesindeki sindirilmiş yiyecek artığı olarak tanımlar. Ayetteki 'min beyni fersin' ifadesi, sütün bu pis ve sindirilmiş maddeler ile kan arasından, onlara karışmadan saf bir şekilde çıktığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'fers'in hayvanın midesindeki veya bağırsaklarındaki sindirilmiş yiyecek olduğunu belirtir. Nahl 66'da bu kelime, sütün kaynağının ne kadar kirli ve iğrenç bir ortamdan geldiğini, ancak buna rağmen nasıl saf ve temiz bir ürün olduğunu göstermek için kullanılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'halis' kelimesini 'karışık olmayan, saf, arı' olarak açıklar. Ayetteki 'lebanen halisan' ifadesi, sütün kan ve fers gibi maddelerden tamamen ayrışarak, hiçbir kirlilik taşımadan saf bir şekilde oluştuğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'halis' kelimesinin bir şeyin başka şeylerden arınmış, temizlenmiş halini ifade ettiğini belirtir. Nahl 66'da sütün 'halis' olması, onun hem fiziksel saflığını hem de besin değeri açısından mükemmelliğini işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halis' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyin özüne dönük, saf ve arı halini ifade ettiğini belirtir. Sütün 'halis' olması, onun yaratılışındaki mucizevi saflığı ve insanlara sunulan kusursuz bir nimet oluşunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sâiğ' kelimesini 'kolayca içilen, boğazdan rahatça geçen' olarak açıklar. Ayetteki 'sâiğan li'ş-şâribîn' ifadesi, sütün sadece saf olmakla kalmayıp, aynı zamanda içenler için hoş ve kolayca tüketilebilir bir içecek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sevğ' kökünden türeyen 'sâiğ' kelimesinin, bir şeyin boğazdan kolayca geçmesi ve yutulması anlamına geldiğini ifade eder. Sütün 'sâiğ' olması, onun lezzetli ve içimi rahat bir nimet olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sâiğ' kelimesinin, bir şeyin tadının güzel olması ve içiminin kolay olması durumunu ifade ettiğini belirtir. Nahl 66'da bu kelime, Allah'ın insanlara sunduğu sütün sadece besleyici değil, aynı zamanda keyif verici bir içecek olduğunu vurgular.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve-inne lekum fî-l-en’âmi le’ibra(ten) nuskîkum mimmâ fî butûnihi min beyni fersin vedemin lebenen ḣâlisan sâ-igan lişşâribîn€” Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz. (16/66)
Bilindiği gibi Efendimiz (s.a.v.) Sütü ilim ile tabir etmiştir. Anne mesabesinde olan bir Mürşid de, saliki ilim ve irfan sütü ile besler…
Bu süt-ilim bağırsaklar ve kan arasından süzülmektedir. İrfan ehli işe yaramayan vehmi bilgileri atmakta ve ilhami ve kesbi bilgileri alarak dem-kan yani Âdemlik hakikat-i ile “Venefahtu” ile ölü gönülllere nefha ederek diriltmektedir. (Murat Derûni) Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim;
Hâki nin nuru dünyâ-yı dûnun yanındadır; safî olan süt kan ırmaklarının yanındadır.
Mâdemki dünyâ berzah mesâbesindedir ve berzah iki şey arasında bulunan hadd-i fasıla derler; binâenaleyh vücûd-ı mutlakın nûru, o vücûdun tenezzülâtının en aşağı mertebesi olan bu dünyâya muttasıldır. Zîrâ bu dünyâ ve onun sûretleri mezâhir-i esmâ-i ilâhiyyedir ki, her birinden Bâkî’nin Nûr sıfatı zâhirdir. Ve ey sâlik, sen dahi bu dünyânın sûretlerinden bir sûret olduğun için, senin dahi zât-ı bîçûna vücûh-ı ittisâlden bir vecih ile ittisâlin vardır. Ve senin ve dünyâ-yı dûnun zât-ı bîçûna ittisâli, sâfî olan sütün kan ırmaklarına ittisâline benzer. Bu teşbihte, sûre-i Nahl’de vâki’ olan âyet-i kerîmeye işâret buyurulur: (Nahl, 16/66) “Muhakkak koyun ve inek gibi hayvânât-ı ehliyyede sizin için ibret vardır ki, size onların karnında ve içlerinde kan ve gübre arasından, içenlerin boğazından kolayca kayıp giden hâlis sütü içiririz.” İmdi bu beyt-i şerifte vücûd mutlak-ı Hakk’ın “nûr"u safi “süt"e; ve “ecsâm" hayvânât-ı ehliyyeye; ve bu ecsâm üzerinde câri olan ahkâm ve ahvâl-i tabiat “kan ve gübre”ye teşbih buyurulmuştur. Ya’ni “Ey sâlik, bu esfel-i sâfılîn olan dünyâ ve âlem-i kevn beyhûde değildir, bir fâide için mahlûktur. Bu mezâhirde nûr-ı Bâkî vardır. Ahkâm-ı tabiata esîr olma. Mezâhir-i âlemden ibret al ve cehilden ilme geç! Ve nûr-ı Bâkî’yi, rûhânî olan ağzın ile sâfî bir süt gibi iç!”[74]
Sütün gübre ile kan arasında sabrı onu deve yavrusunun nâişi etti.
“Fers” bağırsak içindeki pislik; “nâiş”, “na’ş” masdanndan “ref edici” demektir. “İbnü’l-lebûn”, iki yaşını bitirip üç yaşına giren deve yavrusuna derler. Ya’ni, nitekim sütün pislik ve kan arasında nefsini habsetmesi, o sütü, deve yavrusunu yükseltici ve büyütücü etti. Bunun gibi bu gübre yığını olan cisim içinde rûhun nefsi habsetmesi dahi, onu makâmât-ı âliyeye urûc ettirir. Bu beyt-i şerîfte sûre-i Nahl’de vâki’ (Nahl, 16/66) “Muhakkak sizin için hayvânât-ı ehliyyede elbet ibret vardır ki, size karnında olan pislik ve kan arasından hâlis bir süt içirir. İçenlerin boğazından kolayca kayar” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur.[75]----------------