Va(A)llâhu ce'ale lekum min enfusikum ezvâcen vece'ale lekum min ezvâcikum benîne vehafedeten verazekakum mine-ttayyibât(i)(c) efebilbâtili yu/minûne vebini'meti(A)llâhi hum yekfurûn(e)
Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
Allah, size kendi cinsinizden eşler, o eşlerinizden de oğullar ve torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
Nahl Suresi 72. ayet, Allah'ın insanlara eşler, çocuklar ve temiz rızıklar bahşetmesini konu alarak, bu nimetlere rağmen batıla inanıp Allah'ın nimetlerini inkâr edenlerin durumunu sorgulamaktadır. Ayet, yaratılış, neslin devamı ve rızık gibi temel kavramlar üzerinden insanın Allah'a karşı sorumluluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin iki anlama geldiğini belirtir: Bir şeyi yaratmak (إيجاد الشيء) ve bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek (تغيير الشيء من حال إلى حال). Bu ayette 'Allah size kendinizden eşler var eder' ifadesiyle yaratma ve var etme anlamında kullanılmıştır. (el-Müfredât, s. 195)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'halka' (yaratmak) anlamında kullanıldığını ifade eder. Burada da Allah'ın insan türünden eşler yaratmasını ve onlardan çocuklar var etmesini anlatır. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 360)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ceale' fiilinin Kur'an'da ilahi yaratma ve düzenleme gücünü ifade eden önemli bir fiil olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın evrendeki düzenleyici ve var edici rolünü, özellikle insan neslinin devamını sağlayan mekanizmayı kurmasını vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 198)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zevc' kelimesinin hem erkek hem de dişi için kullanılabileceğini ve birbirini tamamlayan iki şeyden her biri olduğunu belirtir. Ayetteki 'sizden eşler' ifadesi, insanın kendi türünden, kendisiyle uyumlu ve neslin devamını sağlayacak partnerler yaratıldığını ifade eder. (el-Müfredât, s. 385)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zevc' kelimesinin 'karı' veya 'koca' anlamına geldiğini ve Kur'an'da bu bağlamda sıkça kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'min enfusikum ezvacen' ifadesi, eşlerin insanın kendi cinsinden yaratılmasının önemini vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 280)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zevc' kavramının Kur'an'da sadece evlilik bağlamında değil, aynı zamanda her şeyin çiftler halinde yaratıldığına dair kozmik bir ilkeyi de ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise özellikle insan neslinin devamı için yaratılan eşleri ifade eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 210)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ibn' kelimesinin 'bina' kökünden geldiğini ve bir şeyin diğerinden türemesi, onun üzerine kurulması anlamını taşıdığını belirtir. 'Benîn' ise bunun çoğulu olup, neslin devamını sağlayan erkek çocukları ifade eder. (el-Müfredât, s. 128)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'benîn' kelimesinin 'oğullar' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle mal ve evlat gibi dünya nimetleri bağlamında zikredildiğini ifade eder. Bu ayette de Allah'ın insanlara bahşettiği bir nimet olarak yer alır. (Umdetü'l-Huffâz, I, 200)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hafede' kelimesinin 'torunlar' (أولاد الأولاد) anlamına geldiğini belirtir. Bu, neslin devamının sadece çocuklarla sınırlı kalmayıp, torunlarla daha da genişlediğini ve bunun da Allah'ın bir nimeti olduğunu gösterir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 267)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hafede' kelimesinin 'torunlar' veya 'hizmetkarlar' anlamlarına geldiğini, ancak bu ayetteki bağlamda 'torunlar' olarak anlaşılmasının daha uygun olduğunu ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 361)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hafede' kelimesinin 'torunlar' (أولاد البنين والبنات) ve 'hizmet edenler' (الخدم) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'oğullar ve torunlar' sıralaması, neslin devamı ve çoğalması bağlamında torunlar anlamını güçlendirir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, II, 36)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk' kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri kapsadığını, Allah'ın canlılara verdiği her türlü faydalı şeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'temiz şeylerden rızık' ifadesi, helal ve güzel nimetlere işaret eder. (el-Müfredât, s. 348)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'rızk'ın Allah'ın kullarına bahşettiği, onlara faydalı olan her şey olduğunu ve bunun sadece maddi gıdalarla sınırlı olmadığını ifade eder. Bu ayette ise özellikle 'tayyibât' (temiz ve güzel şeyler) ile maddi rızka vurgu yapılır. (el-Külliyyât, s. 476)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tayyib' kelimesinin 'hoş, güzel, temiz, helal' gibi anlamlara geldiğini belirtir. 'Tayyibât' ise bu özelliklere sahip olan şeylerin çoğuludur. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara verdiği rızkın sadece yeterli olmakla kalmayıp, aynı zamanda temiz ve helal olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 312)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tayyibât'ın 'helal rızıklar' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, Allah'ın insanlara haram ve pis şeylerden değil, temiz ve meşru yollardan elde edilen nimetler verdiğini gösterir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 268)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bâtıl' kelimesinin 'hakkın zıddı' olduğunu ve 'faydasız, boş, geçersiz' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'batıla inanmak', Allah'ın açık nimetlerine rağmen yanlış inançlara, putlara veya asılsız ideolojilere yönelmeyi ifade eder. (el-Müfredât, s. 116)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'bâtıl' kavramının Kur'an'da 'hak' kavramının karşıtı olarak merkezi bir rol oynadığını ve 'gerçek olmayan, temelsiz, geçersiz' anlamlarını taşıdığını vurgular. Bu ayette, Allah'ın somut nimetlerine karşı nankörlük edip, hiçbir gerçekliği olmayan şeylere inanmayı eleştirir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 120)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu anlamdan türeyerek 'nimeti örtmek, nankörlük etmek' veya 'Allah'ın varlığını ve birliğini inkâr etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Allah'ın nimetini inkâr etmek', Allah'ın bahşettiği eşler, çocuklar ve rızık gibi nimetlere karşı şükürsüzlüğü ve nankörlüğü ifade eder. (el-Müfredât, s. 436)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da 'şükür' kavramının zıddı olarak ele alındığını ve Allah'ın lütuflarını görmezden gelme, reddetme veya nankörlük etme anlamlarını taşıdığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın açıkça görülen nimetlerine rağmen insanların batıla yönelip bu nimetleri inkâr etmeleri eleştirilir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 160)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'küfr'ün Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, ancak bu ayetteki bağlamda 'nimete karşı nankörlük' ve 'Allah'ın varlığını ve birliğini reddetme' anlamlarının öne çıktığını belirtir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 285)
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Va(A)llâhu ce’ale lekum min enfusikum ezvâcen vece’ale lekum min ezvâcikum benîne vehafedeten verazekakum mine-ttayyibât(i) efebilbâtili yu/minûne vebini’meti(A)llâhi hum yekfurûn(e)” Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? (16/72)
Fusûs’ül Hikem Mukaddime, Hilkat-i Âdem bölümünde Adem a.s. ve Havva validenin var edilmesi hakkında;
“Hak Teâlâ Hazretleri âlemin herşeyini bütün gereçleri ile hálk ettikten ve tamamladıktan sonra, Âdem‟in madde beden sûretini tıyn-i lâzibden, ya‟nî kokmuş çamurdan düzenleyerek, ona rûh nefh etti ve meleklere ona secde etmelerini emretti, secde ettiler. İblîs “Ben ondan hayırlıyım, çünkü beni ateşten ve onu topraktan hálk ettin” diyerek secde etmeyi kabûl etmedi. Edebi terkederek böyle bir kıyâsa dayaranarak Hakk‟a karşı itiraza cüret ettiğinden, İblîs huzûr-ı İzzet‟ten kovulmuş oldu. Daha sonra Âdem‟in sol kaburga kemiğinden Hak Teâlâ Havvâ‟yı hálk etti. Yiyip içerek cennette nimetlenmelerini ve fakat yasaklanan ağaca yaklaşmamalarını onlara emretti. İblîs‟in baştan çıkarmasıyla bu yasaklanan ağaca yaklaştılar. Hak Teâlâ: “İhbitû” ya‟nî “İniniz”(Bakara, 2/38) emriyle onları cennetten çıkarıp, yeryüzüne indirdi. Âdem ile Havvâ‟dan yeryüzünde üreme yoluyla Âdem çocukları türedi. Tefsîrcilerin anlatımına göre, Âdem‟in hálk edilişinden bu zama‟nâ kadar, yedi bin sene kadar bir müddet geçmiştir.
İşte bu yüzden Âdem a.s. Hadi esmâsına ve Havva çocuklarına dönüktür. Kişi eğer seyr-i süluk ediyorsa, idrainde aklı cüzün faaiyeti olan oğulları ve nefsi cüzün faaliyeti olan kızlarından Havvan’ın hakiati olan nefsi külle ve oradan da Âdem’in hakikatı olan Aklı külle ve oradan da peygamber a.s. ın silsileri yoluyla Hakk’a vasıl olmalıdır.