Vedaraba(A)llâhu meśelen raculeyni ehaduhumâ ebkemu lâ yakdiru ‘alâ şey-in vehuve kellun ‘alâ mevlâhu eynemâ yuveccihhu lâ ye/ti biḣayr(in)(s) hel yestevî huve vemen ye/muru bil'adli vehuve ‘alâ sirâtin mustekîm(in)
Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?
Allah şu iki adamı da misal verdi: Bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, adaletle emreden ve doğru yolda bulunan adam eşit olur mu?
Nahl Suresi 76. ayet, Allah'ın iki farklı insan tipini misal vererek aralarındaki zıtlığı ve adaletin önemini vurgular. Ayet, 'mesel', 'ebkem', 'kell', 'yestevî' ve 'adl' gibi anahtar kavramlar üzerinden, acizliğin ve faydasızlığın karşısına adaleti ve doğru yolu koyarak derin bir semantik karşılaştırma sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mesel (مثل), bir şeyin benzeri, dengi anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle bir hakikati zihne yaklaştırmak için kullanılan söz veya durum benzetmesi olarak geçer. Bu ayette, Allah'ın iki farklı insan tipini karşılaştırmak için kullandığı bir temsili anlatımdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mesel (مثل), mecazi bir anlatım olup, bir şeyi başka bir şeye benzeterek açıklama yöntemidir. Burada, Allah'ın insanlara bir ders vermek amacıyla iki farklı karakteri örnek olarak sunmasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'mesel' (مثَل), Kur'an'da soyut bir fikri veya ahlaki bir ilkeyi somutlaştırmak için kullanılan bir araçtır. Bu ayetteki 'mesel', iki zıt insan tipinin karşılaştırılması yoluyla, Allah'ın kudretini ve adaletin değerini vurgulayan didaktik bir işlev görür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ebkem (أبكم), doğuştan konuşamayan kişidir. Ayetteki bağlamda, sadece fiziksel dilsizliği değil, aynı zamanda faydalı bir söz söyleme, akıl yürütme ve başkalarına rehberlik etme yeteneğinden yoksunluğu da ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bekem (بكم), konuşma yeteneğinin olmamasıdır. Kur'an'da bazen hakikati idrak edemeyen veya onu dile getiremeyen kişiler için de kullanılır. Bu ayette, dilsizliğin yanı sıra, hiçbir şeye gücü yetmeme ve faydasız olma durumunu pekiştiren bir niteliktir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kell (كلّ), başkasına yük olan, onu yoran ve ondan fayda görülemeyen kişi veya şeydir. Ayetteki 'o efendisine yüktür' ifadesi, bu kişinin sadece dilsiz ve aciz olmakla kalmayıp, aynı zamanda çevresindekilere maddi ve manevi bir külfet olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kell (كلّ), yorgunluk ve bitkinlik anlamına gelen 'kellâ' (كلّ) kökünden türemiştir. Bir kişiye 'kell' denilmesi, onun başkasına yük olması, onu yorması ve ondan bir fayda gelmemesi demektir. Bu, ayetteki dilsiz ve aciz kişinin toplumsal faydasızlığını ve bağımlılığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstivâ (استواء), bir şeyin diğerine eşit olması, denge ve uyum içinde bulunmasıdır. Ayetteki 'hel yestevî' (هل يستوي) sorusu, dilsiz, aciz ve yük olan kişi ile adaletle emreden ve doğru yolda olan kişinin asla eşit olamayacağını vurgulayan retorik bir sorudur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İstivâ (استواء), iki şeyin nitelik veya nicelik bakımından birbirine denk olmasıdır. Bu ayette, Allah, ahlaki ve işlevsel olarak tamamen zıt iki insan tipinin eşit olamayacağını, aralarında büyük bir fark olduğunu belirtmek için bu fiili kullanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Adl (عدل), hak ve eşitlik üzere hükmetmek, her şeyi yerli yerine koymaktır. Ayetteki 'adaletle emreden' ifadesi, ikinci kişinin sadece doğru yolda olmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal düzeni ve hakkaniyeti tesis etme çabasını da gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Adl (عدل), bir şeyi doğru ve dengeli bir şekilde yerine getirmektir. Bu, hem bireysel davranışlarda hem de toplumsal ilişkilerde hakkaniyeti gözetmeyi ifade eder. Ayette, bu kavram, ilk kişinin faydasızlığına karşılık, ikinci kişinin topluma olan olumlu katkısını ve rehberliğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'adl' (عدل) kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir; hakkaniyet, denge, eşitlik ve doğru hüküm verme gibi anlamları içerir. Bu ayette, 'adaletle emretmek', sadece kişisel bir erdem değil, aynı zamanda toplumu iyiliğe yönlendiren aktif bir rolü ifade eder.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vedaraba(A)llâhu meselen raculeyni ehaduhumâ ebkemu lâ yakdiru ‘alâ şey-in vehuve kellun ‘alâ mevlâhu eynemâ yuveccihhu lâ ye/ti biḣayr(in) hel yestevî huve vemen ye/muru bil’adli vehuve ‘alâ sirâtin mustekîm(in)” Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu? (16/76)
Burada yine örnek verilere iki “recul” adamdan bahsedilmektedir. Erlik kavramı sadece zahir âlemde erkek görüntüsünde olanlara verilir. Hakikatte kim bâtın-iç âleminde vehimi ve hâyali varlığını kesip yerine hakk’ani varlığı tahsis edebilmişse görüntüde o kişi erkek veya adın olsun hakikatte ma’nâ eri olan “recul” dür. Kişi erkek veya kadın suretinde olup iç âleminde nefsi emmare yaşantısında ise o henüz kadın mesabesindedir. Yanlış anlaşılmasın istenen kadın veya erkeğin birbiri ile mukayese edilmesi değil, hakikatin ortaya konulmasıdır. Aklı küll ve Nefsi küll zuhurları olan bu varlıklar bir olmadan denge kurulamaz. Ve nefis eğiltildiği zaman nefiiis olur denilmiştir. (Murat Derûni) Şimdi bu adam dilsiz adam nedir?
Bakara sûresi 73. Âyette ölü olan adama;
O bakaranın bir parçası ile vurun, bizdeki ölmüş olan bilgilere dili ile vuruldu. Dil daha mantıklı gözüküyor. Dilden kelâm zuhura gelir. Ölü dirildi ve beni nefsi emmâre veya nefsi levvâme öldürdü dedi. Ve tekrar öldü neden? O bilgi zuhara geldi vazifesini gördü ve işi bitti. Bizde de yeni bilgiler zuhura geldi. Vuracak olan Ve nefahtu min ruhiyi (Ona ruhumuzdan üfledik) üfleyen (12) Hakikat-i Muhammediye bağlı Kâmil İnsan, sözlü olarak bizde ki ölmüş bilgilere vuracak ve yerine doğru olan bilgiler zuhura gelecektir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken, işte Allah ölüleri diriltir ve devamında size Âyetlerini böylece gösterir diyerek âyetin zâti olduğu ve Kâmil İnsandan Zâti Tecellinin Zuhura geldiği bizatihi bunun onun kendinden değil Allah’ın izniyle olduğu anlatılıyor. M.D.[86]
Sohbetlerde aktarılan sözün, özü, ruhu ve nuru vardır. Eğer aktaranda bunları aktaracak kabiliyet yoksa karşı tarafa tesiri yoktur. Buna hal ehli olmak denir. Sadece “kâl” ehli olmak işe yaramaz…
Görüldüğü gibi dilsiz olmak sadece konuşamama değil, hakikati anlamayıp aktaramamaktır. Bir tabir vardır. Dinleyen, anlatanda Arif olması lazımdır. Yoksa sabahtan akşama, akşamdan sabaha anlatsın bu anladıklarından bir şey anlayıp aktaramaz…
Hani, deniyor ya dil eğitimi, dil bilgisi eğitimi, irfaniyetinde bir dili ve dilbigisi vardır ve buna vakıf olmak gerekir.
“Mevlâ” Efendi bilindiği gibi Konya’da bilindiği gibi Mevlâna hazretleri vardır. Yeni dönem ile birlikte yolun tasavvuf büyüğüne “Efendi Baba” ve benzeri tabirler kullanılmaktadır.
Hakikatte “Efendi” Resüllulah s.a.v. ve Allah c.c. efendilerimizdir.
Cenâb-ı Hakk resülu aracılığıyla bizlere Kûr’ân-ı Kerimi göndermiş. Resulü s.a.v. bizlere okumuş, açıklamış ama bizler ne yazık ki bedenimizden 10 santim içeriye gönlümüze bu hakikatleri indirip dilsiz gibi sonuç alamamamışız… Cenâb-ı Hakk idrak ve anlayışlarımızı arttırsın. İnşeallah… (Murat Derûni)