Veli(A)llâhi ġaybu-ssemâvâti vel-ard(i)(c) vemâ emru-ssâ'ati illâ kelemhi-lbasari ev huve akrab(u)(c) inna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyamet'in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
Nahl Suresi 77. ayet, Allah'ın mutlak ilmini ve kudretini vurgulamaktadır. Gaybın yalnızca Allah'a ait olduğu ve kıyametin vuku bulmasının O'nun için anlık bir mesele olduğu, 'göz kırpması' benzetmesiyle ifade edilerek ilahi kudretin sınırsızlığına işaret edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb' kelimesini 'gözden kaybolan, idrak edilemeyen' olarak tanımlar. Ayetteki 'gaybü's-semâvâti ve'l-ard' ifadesi, göklerde ve yerde insan idrakinin ötesinde olan, ancak Allah tarafından bilinen tüm sırları ve bilinmeyenleri kapsar. Bu, Allah'ın mutlak ve kuşatıcı ilmine vurgu yapar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'gayb'ı 'insanların bilemediği, kendilerinden gizli olan şeyler' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın göklerde ve yerde var olan, ancak beşerî duyular ve akıl tarafından kavranamayan tüm gizli gerçeklere sahip olduğunu ve bunları bildiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'gayb' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'insan algısının ötesinde olan, gizli ve bilinmeyen' olduğunu belirtir. Bu ayette 'gaybü's-semâvâti ve'l-ard' ifadesi, Allah'ın evrenin tüm gizli yönlerine, geçmişine, geleceğine ve iç işleyişine dair tam ve eksiksiz bilgisine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sâ'at' kelimesini 'zamanın bir parçası' olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle 'kıyamet' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'emru's-sâ'ah' ifadesi, kıyametin vuku buluşunun, yani dünyanın sonunun ve ahiret hayatının başlangıcının Allah katındaki kolaylığını ve aniliğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sâ'at'ın 'kıyamet günü' için kullanılan bir isim olduğunu ve bu ismin, kıyametin aniden ve beklenmedik bir anda gelmesinden dolayı verildiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, kıyametin gerçekleşmesinin Allah için ne kadar kolay ve çabuk olacağını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sâ'at' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'kıyamet' anlamında kullanıldığını ve bu kullanımın, kıyametin vaktinin gizli olması ve aniden gelmesiyle ilişkili olduğunu belirtir. Ayette, kıyametin vuku buluşunun Allah'ın kudreti karşısında bir göz kırpması kadar kısa süreceği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lemh' kelimesini 'gözün bir şeyi hızla görmesi, göz kırpması' olarak açıklar. Ayetteki 'ke-lemhi'l-basar' ifadesi, kıyametin vuku buluşunun, bir gözün açılıp kapanması kadar hızlı ve anlık olacağını, yani Allah için hiçbir zorluk teşkil etmeyeceğini mecazi bir anlatımla ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'lemh'i 'gözün bir şeye hızla bakması' olarak tanımlar. Ayetteki benzetme, kıyametin gerçekleşmesinin Allah'ın emriyle anında ve beklenmedik bir şekilde vuku bulacağını, insan algısının ötesinde bir hızla gerçekleşeceğini anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'lemh'in 'gözün bir şeyi hızla görmesi' anlamına geldiğini ve bu ifadenin, bir şeyin çok kısa bir sürede gerçekleştiğini belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'kıyamet saatinin bir göz kırpması gibi olması', Allah'ın kudretinin sınırsızlığını ve O'nun için zaman kavramının farklılığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kudret' kelimesini 'bir şeyi yapmaya muktedir olmak, güç yetirmek' olarak açıklar. 'Kadîr' ise bu sıfatın mübalağalı şekli olup, 'her şeye gücü yeten' anlamına gelir. Ayetteki 'innallâhe alâ külli şey'in kadîr' ifadesi, Allah'ın kıyameti bir göz kırpmasında gerçekleştirecek kadar mutlak bir kudrete sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Kadîr' isminin, Allah'ın her şeye gücü yeten, hiçbir şeyin O'nu aciz bırakamayacağı anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, kıyametin vuku buluşunun kolaylığı ve aniliği, Allah'ın sınırsız kudretinin bir delili olarak sunulur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kudret' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun mutlak egemenliğini ifade ettiğini belirtir. 'Kadîr' ismi, Allah'ın irade ettiği her şeyi, hiçbir sınırlama olmaksızın gerçekleştirebilme yeteneğini vurgular. Ayette, kıyametin anlık vuku buluşu, Allah'ın bu mutlak kudretinin bir göstergesidir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Veli(A)llâhi gaybu-ssemâvâti vel-ard(i) vemâ emru-ssâ’ati illâ kelemhi-lbasari ev huve akrab(u) inna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)” Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (16/77)
Âlemin bir göğü ve yeri olduğu gibi bizlerin de gönül göğümüz ve yerimiz vardır. Ve bununda bir gaybı vardır. Allah’ın gaybına da ancak bunu idrak etmek ile vakıf olunabilir. (Murat Derûni) Bakara sûresi 3. Âyette;
O kimseler ki, imân ederler; Allah’ın varlığına, birliğine imân ederler, burada imân mertebesinin hakikatini anlatıyor bize, bizler “ya Rabbi” biz sana inandık demekle acaba gerçekten mü’min oluyormuyuz? Burada imânın şekli tarif ediliyor, ”yu’minune Bil ğaybi” derken oraya “B” harfini koymamış olsa “yu’minune el ğaybi” yani gaybe imân ederler olacak, burası çok hassas bir yerdir ve genellikle farkında olmadan öylece geçiliyor, “Bil ğaybi” dendiği zaman Arapça gramerde “B” harfi “ile” mânâsına geldiğinden anlam “gaybleriyle imân ederler” Olmaktadır, yani bir kimse kendi gaybini idrak edemezse âlemdeki gaybi hiç idrak edemez, netice olarak kendi gaybini idrak ettiği zaman, oradan yola çıkarak âlemin gaybini idrak etmesi mümkün olur, bu nedenle Âyet-i Kerîme’de “yu’minune Bil ğaybi” denmiştir.
Kendi gaybleriyle âlemdeki gaybe imân ederler;
Kendi şahadetleriyle âlemdeki şahadete imân ederler, eğer bizde birimsel varlık olmasa bu âlemdeki birimsel varlıklar-la yaşamaya uyum gösteremeyiz, uyarlanamayız. Bizdeki bâtın, akıl, zekâ, düşünce v.b. elle tutamadığımız fakat varlığına inandığımız şeyler bizde ki gayb’tır, biz bunu idrak eder faaliyete geçirebilir. Ve bu bilinçle âleme bakarsak âlemin de bir gaybı olduğunu, bir rûhaniyeti olduğunu, iç varlığı olduğunu idrak ederiz, yani bu âlemin sadece maddeden ibaret olmadığını bunun bir hakikati, özü, gaybi olduğunu biliriz. Cenâb-ı Hakk Âyet-i Kerîme’de “Alimulğaybi veşşehadeti, HuverRahmânurRa-hıym” (Haşr Sûresi 59/22), yani “O gayb ve şahadet âlemlerini bilir ve O Rahmân ve Rahîmdir” diyor, demek ki bu âlemlerin içerisinde madde gözüyle tespit edemediği-miz bir gayb var ve kendimizdeki gaybten yola çıkarak o gaybi anlamamız çok daha kolay olur. Gaybe imân, maddeye şahadetlik, biz bu iki hakikati idrak etmiş olursak Rabbimizi de kendimizi de daha iyi anlamış oluruz.
“Eşhedü en lâ ilâhe illâllah” değilmidir bizim dinimiz ilk şartı, “Eşhedü” ben görüyorum, müşahede ediyorum ki, Allah’ın varlığından başka bir varlık yoktur ve gayb âlemi olarakta imân ediyorum ki o da Allah’ın varlığından başka bir şey değildir. O kimseler ki müşahede âlemine şâhit olurlar, gayb âlemine de imân ederler, gayb âlemine olan imân kuvvetli bir imân ise o da müşahede gibidir, şahadet gibidir. O kimseler daha nasıl kimselerdir.?[87]
Şadi Şirazi – Gülşeni Razda;
O “göz kırpması gibi”den toplanır âlem;
O rûhun üflenmesi ile oldu bu Âdem. (16.sûre/77.âyet)
O siyâh gözleri fitne verici;
Cihânı o dudaklar mey-perest etti.
Bütün varlıklar istisnasız kendilerine has olan rububiyyet hükümlerinin şarâbını içmektedirler. Rabb’ın bütün varlığı istilâ ederek onların hayâtlarını sürdürmesi ve her mahâllin kendine has olan ihtiyacını karşılaması ve bu yaşantının bu şekilde sürüp gitmesi onların şarâba tapmayı adet edinmesidir.[88]