İçeriğe atla
Nahl 8Cüz 14 · Sayfa 268

Nahl Sûresi 8. Âyet

النحل

Sohbete sor

Velḣayle velbiġâle velhamîra literkebûhâ vezîne(ten)(c) veyaḣluku mâ lâ ta'lemûn(e)

Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Velhayle velbigâle velhamîra literkebûhâ vezîne(ten) veyahluku mâ lâ ta’lemûn(e)” Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de halk eder. (16/8)


Mesnevi-i Şerif beytinde bu âyet hakkında;

Agah ol! 'Taharriden yüzü ve başı çevir! Maad ve müstekar zâhir geldi.

“Maâd”, avdet mahalli, “müstekarr", istirahat ve karâr edecek yer demektir. Ya’nî, ey delîl-i aklî sâhibi efendi! Âgâh ol! Hakîkat kıblesini aramaktan sarf-ı nazar et! Zîrâ senin dönüp dolaşıp nihâyet avdet edeceğin ve avdetten sonra fikrinin istirâhat ve karâr edeceği yer olan insân-ı kâmilin huzûru zâhir ve âşikâr oldu. Zîrâ delâil-i akliyye ashâbı bir mes’elede âciz kaldıklan vakit bizzarûre insân-ı kâmile mürâcaat ederler. Nitekim şimendifer yeni îcâd olunduğu vakit İngiliz mu’teberânından birisi o zamanki Mısır hidîvine: Sizin kitâbınız olan Kur’ân’da (En’âm, 6/59) “Yaş ve kuru yoktur; illaki Kitab’da zâhirdi'r”'âyeti vardır. Bu yeni îcâd olunan şimendifer dahi var mıdır? diye sorar. Hidîv: “Ulemâmıza soralım!” der. Ulemâ-i zâhir: “Kur’ân’da böyle bir şeye tesâdüf etmedik,” deyip cevâbdan âciz kalırlar. Bununla berâber o civârda ma’rûf ve münzevî bir velî varmış. Ona mürâcaat edip sorarlar. O zât buyurur ki: “Evet, şimendifer olduğu gibi, bundan sonra zuhûr edecek daha bizim bilmediğimiz birçok merâkib vardır. Hak Teâlâ sûre-i Nahl’de (Nahl, 16/8) ya’nî “Allâh Teâlâ binmeniz ve zînetiniz için âtlârı ve katırları ve eşekleri yarattı ve daha sizin bilmediğiniz merâkibi yaratacaktır” buyurur. Ve filhakîka zamânımızda gördük ki, şimendiferden sonra elektrik tramvayları ve otomobiller, zeplinler, tayyâreler yaratıldı ki, beşer bunlara binip seyâhat etmektedirler; ve ihtimâl ki, bundan sonra daha bilmediğimiz birtakım binilip gezilecek şeyler zuhûr edecektir. İşte şu vak’a ulemâ-i zâhirin ilmi ve anlayışı ile bir veliyy-i kâmilin ilmi ve anlayışı arasındaki farkı gösterir.[11]

Günümüzde yerde, havada, uzayda çeşit çeşit binekler zuhur ettiği meydandadır. Bu da insanlığın ve âlemin kemâlatını gösterir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)