İçeriğe atla
Nahl 9Cüz 14 · Sayfa 268

Nahl Sûresi 9. Âyet

النحل

Sohbete sor

Ve'ala(A)llâhi kasdu-ssebîli veminhâ câ-ir(un)(c) velev şâe lehedâkum ecme'în(e)

Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Ve’ala(A)llâhi kasdu-ssebîli veminhâ câ-ir(un) velev şâe lehedâkum ecme’în(e)” Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi. (16/9)


Eğri yoldan doğru yola dönebilmek için önce ehlini irfan ehli verip eğitimle sırat-ı müstakim ve daha sonra sıratullah tahsil edilmelidir. Hurda-i Tarik denilen bu yolun kesicileri eğri yola sevkedici, ayak kaydırıcıları çoktur. (Murat Derûni) Fatiha sûresinde doğru yol ve eğri yol bizlere bildirilmiştir.

اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

6-) İhdinassıratal müstakîm;

Hidayet eyle bizi doğru yola,

Ve o kullar bizi sırât-ı müstakîm üzere doğru yola götür diyerek niyaz ediyoruz Cenâb-ı Hakk’tan.

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ

وَلَا الضَّالِّينَ

(7) Sıratalleziyne en'amte aleyhim; Gayril mağdubi aleyhim; Ve laddaaallîn;

O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

O yol öyle bir yol ki en’am da (nimet) bulunduklarının yoludur, gazaba uğramışların ve sapmışların yolu değil. Gadab Cenâb-ı Hakk’ın azametinin vasıfları, gadab’a uğramamış olanlarda Hâdî isminin mazharları yani hidayet ehlidirler. Yeri gelmişken şu küçük ilâveyi de aktaralım.

71/26. “Ve Nûh dedi ki: Yârabbi!. Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.” Yâni yeryüzünde ehli mudil-dâllîn’den kimse bırakma. Çünkü o aslında bu duayı kendi mertebesi itibari ile ifade etmişti. Demek ki, dallîn’in hakikati ona sadece zâhiri anlamda belirtilmiş idi. O mertebe itibariyle kesret hakikatleri yaşandığından, kesrette de zıtlar toplanamadığından, yâni o devrede “kesrette vahdet” yaşanmadığından yeryüzünde hiç bir “mudil” isminin zuhur mahallinin kalması istenmemiştir.

Ancak, Hakikat-i Muhammed-î de ise, bütün âleme rahmet olduğundan esmâ-i İlâhiyye’ye de rahmet vardır. Bütün esmâ-i İlâhiyye zuhurda ve faaldir. İşte bu yüzden, Mertebe-i Muhammed-î de, “mudil” (dâllîn) in kaldırılması değil, (veleddâllîn) gazaba oğramış (dâllîn) den eyleme denmiştir. Yâni “dâllîn” den uzaklaşılması istenmiştir.

Nûh (a.s.) ise bunların tamamen kaldırılmasını istemiştir. Çünkü bütün esmâ-i İlâhiyyenin hâmîsi değil idi. Peygamberimiz ise, “rahmeten lilâlemîn” olduğundan, “mudil” ismide bu âlemin cüzlerinden olduğundan, onun kaldırılması değil ona uyulmaması tenbih edilmiştir, aradaki mühim fark budur.

Demek ki, Hakikat-i Muhammed-î seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır.[12]


هُوَ الَّذِي أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ {النحل/10}

“Huve-llezî enzele mine-ssemâ-i mâ-â(en) lekum minhu şerâbun veminhu şecerun fîhi tusîmûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)