İçeriğe atla
Nahl 80Cüz 14 · Sayfa 276

Nahl Sûresi 80. Âyet

النحل

Sohbete sor

Va(A)llâhu ce'ale lekum min buyûtikum sekenen vece'ale lekum min culûdi-l-en'âmi buyûten testaḣiffûnehâ yevme za'nikum veyevme ikâmetikum(ﻻ) vemin asvâfihâ veevbârihâ veeş'ârihâ eśâśen vemetâ'an ilâ hîn(in)

Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Va(A)llâhu ce’ale lekum min buyûtikum sekenen vece’ale lekum min culûdi-l-en’âmi buyûten testahiffûnehâ yevme za’nikum veyevme ikâmetikum vemin asvâfihâ veevbârihâ veeş’ârihâ esâsen vemetâ’an ilâ hîn(in)” Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi. (16/80)


Nasıl ki bizlerin oturduğumuz evlerimiz bu madde bedenimizin oturup dinlendiği huzur bulduğu yerdir. Afakta olan dış etmenlerde celâl ve cemâl tecellileri karışık olduğu için çeşitli olaylara maruz kalabilmekte evlerimize döndüğümüz zaman bunların etkisinde çıkmaktayız.

Aslında bizlerin düşünce, idrak ve tefekkür olarak oturduğumuz yer kendi bedenlerimizdir. Dış âlemde celâl ve cemâl tecelliler karışık olduğu için birlik olmaz, birlik ve huzur bulunacak ve Hakk ile oturulacak yer kişinin kendi bedenidir.

Bir irfan ehlinin yanına gelen biri yalnız mı? Oturuyorsun diye sorduğunda, sen geldin yalnız kaldım demiş. Afakta bu zuhur yanına geldiği için iç (enfüs) âleminde bulunan Hakk’ın gittiği ve yalnız kaldığını ifade etmek istediği anlaşılmaktadır.

Hayvan’lar bizlerin gıda ve yiyecek olarak faydalandığımız varlıklardır. Aslında bu Hakk’ın kıymetli varlıkları “Hayy an” Anda yaşayanlardır. Tarikat ve Esmâ mertebesini ifade etmektedir. Kim gerçekten “Hayy an” elbisesini giyiyorsa Esmâ- İlahiyyi kendi varlığına giyinmiştir.

Bu bedenimizin enfüs âleminin eşyaları hayal ve vehimden olursa yani düşünceleri bu yönde olursa kişiye fayda sağlamaz. Ancak hakk’ani zikir, düşünce ve tefekkkür ile eşyanın hakikati “Nûr” ile döşenmiş bir enfüsü âlem bizleri faydalandırır. Hayali ve vehimi bir de nasıl perili üç harfli denilen içleri dökük, “kuş uçmaz kervan geçmez” bir izbelikten öteye geçmez. (Murat Derûni)


وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلاَلاً وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُم بَأْسَكُمْ كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ {النحل/81}

“Va(A)llâhu ce’ale lekum mimmâ haleka zilâlen vece’ale lekum mine-lcibâli eknânen vece’ale lekum serâbîle takîkumu-lharra veserâbîle takîkum be/sekum kezâlike yutimmu ni’metehu ‘aleykum le’allekum tuslimûn(e)” Allah, halk ettiklerinden sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.


Ağaçlar bizlerin gölgelenmesi için var edilmişlerdir. Fikir ve düşüncelerimiz bizlerinde gölgelendiğimiz ağaçlarımızdır. Eğer bu düşünceler hayali ve vehimi ise nefsi emmare kaynaklı düşünceler, hakikat üzerine fikir ve düşünceler ise rahmani düşüncelerdir.

Esmâ-i ilahiyye, nefsi emmare üzerine değilde yerli yerince kullanıldığında bizlerin elbisesi olmakta ve cehennem azabı ve ateşinden korumaktadır. Bu hayal elbisesini nefsi emmare istikametinde kullanıldığı zaman bu sıcaklık bedenide sarmaktadır. Yapılan zikirler bir zırh olmakta nefsi emmare ve avanesi bu zırhı delip gönül âlemine ulaşma imkanı bulamaktadır. (Murat Derûni) Kehf sûresinde bulunan Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc bu konuyu anlamamızda bizlere yardımcı olacaktır.


حَتَّى إِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوْماً لَّا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً

93-) Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmen la yekâdune yefkahune kavla;

* İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

Bizim yeryüzümüz olan kendi varlığımızda dağlarda bir tanesi nefsi levvâme dağı diğeri mülhime dağıdır ve ikisinin arasında da nefsi emmâre kavmi bulunmaktadır.

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلَى أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدّاً

94-) Kalu ya Zelkarneyni inne ye'cuce ve me'cuce müfsidune fiyl Ardı fehel nec'alü leke harcen alâ en tec'ale beynena ve beynehüm sedda;

* Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?” Zülkarkeyn’ni o mertebenin komutanı yani aklı olarak, içerdekileride Esmâ-i İlâhiyeden bazı isimler olarak düşündüğümüzde.

قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماً

95-) Kale ma mekkenniy fiyhi Rabbiy hayrun feeıynuniy Bi kuvvetin ec'al beyneküm ve beynehüm radma;

* Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

Aklı temsil eden Zülkarkeyn’de onlara “kendi oluşumunuz gereği olan İlâh-î mânâda ki, gücünüzle bana yardım edin” diyor, çünkü bu Esmâ-i İlâhiyyelerin nefsi mânâda bir de hayali tarafları var.

آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَاراً قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراً

96-) Atuniy züberel hadiyd hatta iza sava beynes sadefeyni kalenfühu hatta iza cealehu naren kale atuniy üfriğ aleyhi kıtra;

“Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.

Körük, nefesi ifade etmektedir, yani “Hu” zikrini çekin diyor. Onun ateşiyle demir gibi olan nefislerinizdeki kabalıklar erimeye başlasın ve zikir ile o demirler kor haline gelince, hayal ve vehmin geçiş yeri olan emmâre, levvâme dağının arasına mutmainne bakırlarını döktüğümüz zaman nefsi emmâre dışarıda kalıyor ve artık beden sahasına girip zarar veremiyor.[92]