İçeriğe atla
Nahl 81Cüz 14 · Sayfa 276

Nahl Sûresi 81. Âyet

النحل

Sohbete sor

Va(A)llâhu ce'ale lekum mimmâ ḣaleka zilâlen vece'ale lekum mine-lcibâli eknânen vece'ale lekum serâbîle takîkumu-lharra veserâbîle takîkum be/sekum(c) keżâlike yutimmu ni'metehu ‘aleykum le'allekum tuslimûn(e)

Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ağaçlar bizlerin gölgelenmesi için var edilmişlerdir. Fikir ve düşüncelerimiz bizlerinde gölgelendiğimiz ağaçlarımızdır. Eğer bu düşünceler hayali ve vehimi ise nefsi emmare kaynaklı düşünceler, hakikat üzerine fikir ve düşünceler ise rahmani düşüncelerdir.

Esmâ-i ilahiyye, nefsi emmare üzerine değilde yerli yerince kullanıldığında bizlerin elbisesi olmakta ve cehennem azabı ve ateşinden korumaktadır. Bu hayal elbisesini nefsi emmare istikametinde kullanıldığı zaman bu sıcaklık bedenide sarmaktadır. Yapılan zikirler bir zırh olmakta nefsi emmare ve avanesi bu zırhı delip gönül âlemine ulaşma imkanı bulamaktadır. (Murat Derûni) Kehf sûresinde bulunan Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc bu konuyu anlamamızda bizlere yardımcı olacaktır.


حَتَّى إِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوْماً لَّا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً

93-) Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmen la yekâdune yefkahune kavla;

* İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

Bizim yeryüzümüz olan kendi varlığımızda dağlarda bir tanesi nefsi levvâme dağı diğeri mülhime dağıdır ve ikisinin arasında da nefsi emmâre kavmi bulunmaktadır.

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلَى أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدّاً

94-) Kalu ya Zelkarneyni inne ye'cuce ve me'cuce müfsidune fiyl Ardı fehel nec'alü leke harcen alâ en tec'ale beynena ve beynehüm sedda;

* Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?” Zülkarkeyn’ni o mertebenin komutanı yani aklı olarak, içerdekileride Esmâ-i İlâhiyeden bazı isimler olarak düşündüğümüzde.

قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماً

95-) Kale ma mekkenniy fiyhi Rabbiy hayrun feeıynuniy Bi kuvvetin ec'al beyneküm ve beynehüm radma;

* Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

Aklı temsil eden Zülkarkeyn’de onlara “kendi oluşumunuz gereği olan İlâh-î mânâda ki, gücünüzle bana yardım edin” diyor, çünkü bu Esmâ-i İlâhiyyelerin nefsi mânâda bir de hayali tarafları var.

آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَاراً قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراً

96-) Atuniy züberel hadiyd hatta iza sava beynes sadefeyni kalenfühu hatta iza cealehu naren kale atuniy üfriğ aleyhi kıtra;

“Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.

Körük, nefesi ifade etmektedir, yani “Hu” zikrini çekin diyor. Onun ateşiyle demir gibi olan nefislerinizdeki kabalıklar erimeye başlasın ve zikir ile o demirler kor haline gelince, hayal ve vehmin geçiş yeri olan emmâre, levvâme dağının arasına mutmainne bakırlarını döktüğümüz zaman nefsi emmâre dışarıda kalıyor ve artık beden sahasına girip zarar veremiyor.[92]


فَإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ {النحل/82}

“Fe-in tevellev fe-innemâ ‘aleyke-lbelâġu-lmubîn(u)” Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir. (16/82)