İçeriğe atla
Nahl 84Cüz 14 · Sayfa 276

Nahl Sûresi 84. Âyet

النحل

Sohbete sor

Veyevme neb'aśu min kulli ummetin şehîden śümme lâ yu/żenu lilleżîne keferû velâ hum yusta'tebûn(e)

Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkar edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Veyevme neb’asu min kulli ummetin şehîden sümme lâ yu/zenu lillezîne keferû velâ hum yusta’tebûn(e)” Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkâr edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek. (16/84)


Her ümmetin şahidi yine onlara gönderilen peygamberleridir. “Gerçekten İbrâhim başlı başına bir ümmetti.” (2/128) Ümmet-i Muhammed de son ümmet olduğu için daha önce gelen peygamber hazeratının ümmetine şahid olacaktır. (Murat Derûni) Mesnevi-i Şerifte bu âyet hakkında;

Cânın cânı candan ayak çektiği vakit, cân öyle olur ki, cansız ten bil!

Sâlikin cânına kuvvet vermek i’tibâriyle cânın câm olan insân-ı kâmil, sâlikin terbiye-i rûhundan yüz çevirdiği vakit, cansız bir ceset nasıl bî-revnak olursa, o sâlikin rûhu dahi öylece bî-revnak olur ve onda bilkuvve mündemiç olan kemâlât zuhûra gelmez. Binâenaleyh insân-ı kâmile karşı kendini müstağni bilme ve onun huzûrunda enâniyyetini kınp mütezellil ol! Zîrâ yevm-i kıyâmette o seni terbiye eden kâmil senin şâfi’in ve şâhidin olacaktır. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: (Nahl, 16/84) “Yevm-i kıyâmette her ümmetten şâhid getiririz.”

O cihetten başı zemîn üzerine koyarım; tâ ki yevm-i dînde benim şâhidim olsun.

“Dîn” inkıyâd ve cezâ ve âdet ma’nâlarına gelir. Cenâb-ı Şeyh-i Ekber hazretleri bu üç ma’nâyı Fusûsu ’l-Hikem’de, Fass-ı Ya’kübfde îzâh buyururlar. “Yevm-i dîn” yevm-i cezâ demek olur ki, “yevm-i kıyamet” murâd olunur. Zîrâ yevm-i kıyâmet Hak Teâlâ hazretlerinin Hakem ve Adi ism-i şerifleriyle olan tecellîsidir ve bu isimler a’mâl-i ibâdm muvâzenesini ve beyyine ve şühûda müsteniden hüküm i’tâsını îcâb eder. Bu ma’nâya binâen Cenâb-ı Pîr bu beyt-i şerîfde yeryüzü üzerinde vâki’ olan secdenin sırrını beyân bu-yururlar.

Çevm-i dîn ki, bir sarsılış sarsılır; bu yeryüzü hallerin şâh idi olur.

Yevm-i cezâda arz bir sarsılış sarsılır ve bu sarsılış içinde ahvâl-i beşerin şâhidi olur. Bu beyt-i şerîfde (Zilzâl, 99/1-5) “Vaktâki arz bir sarsılış sarsılır ve arz eşkâlini dışanya çıkanr ve beşer arza ne oldu, der. Rabb’in arza vahyetmesiyle işte bu günde haberleri söyler” âyât-ı kerîmesine işâret buyrulur.

Ni’metullâh Nahcivânî hazretleri bu sûre-i şerîfenin tefsirinde şöyle buyurur, “Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet eder ki: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz “Yevm-i kıyâmette her ümmetten şâhid getiririz.” âyet-i kerîmesi hakkında buyurdular ki: “Arzın ihbâr ettiği şey nedir bilir misiniz?” Allah Teâlâ ve Resûlü bilir dedik. Buyurdular ki: “Onun haberleri kendi üstünde her bir abdin ve ümmetin işledikleri şeye şehâdetidir; ya’nî benim üzerimde şu günde şunu ve şunu işlediler; işte arzın haberleri budur.” Bu hadîs-i şerîfden anlaşılır ki, arz kendi üzerinde secde eden kulların secdelerine de şehâdet eder.[94]


وَإِذَا رَأى الَّذِينَ ظَلَمُواْ الْعَذَابَ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلاَ هُمْ يُنظَرُونَ {النحل/85}

“Ve-izâ raâ-llezîne zâlemû-l’azâbe felâ yuhaffefu ‘anhum velâ hum yunzarûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)