Ve-iżâ raâ-lleżîne zalemû-l'ażâbe felâ yuḣaffefu ‘anhum velâ hum yunzarûn(e)
O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.
O zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık onlardan ne azab hafifletilir, ne de onlara süre verilir.
Nahl Suresi 85. ayet, zulmedenlerin ahirette karşılaşacakları azabın niteliğini ve onlara tanınacak mühletin olmadığını vurgular. Ayet, 'zulüm', 'azap' ve 'hafifletme/geciktirme' kavramları üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve cezanın kaçınılmazlığını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymaktır. Şeriatta ise haddi aşmak ve haksızlık etmek demektir. Ayetteki 'zulmedenler' ifadesi, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, O'na şirk koşan veya kullarına haksızlık eden kimseleri ifade eder ki, bu fiillerin karşılığı azaptır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zulüm' kavramı, genellikle Allah'ın birliğini inkar etmek (şirk) veya O'nun emirlerine karşı gelmek gibi büyük günahları ifade eder. Aynı zamanda insanlar arası ilişkilerde haksızlık etmek anlamında da kullanılır. Bu ayetteki 'zulmedenler', hem Allah'a karşı hem de insanlara karşı haddi aşanları kapsar ve bu fiillerin doğal sonucu olarak azaba müstahak olurlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Azap, kişinin yeme içmeden men edilmesi veya acı çekmesidir. Kur'an'da ise genellikle ahiretteki ilahi cezayı ifade eder. Bu ayetteki 'azap', zulmedenlerin kıyamet günü karşılaşacakları, şiddeti ve acısı büyük olan ilahi cezayı belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azap, bedene veya ruha isabet eden her türlü acı ve eziyettir. Kur'an'da bu kelime, Allah'ın isyancılara ve günahkarlara verdiği cezayı ifade eder. Ayetteki 'azap', zulmedenlerin dünyadaki fiillerinin karşılığı olarak ahirette tadacakları, hafifletilmesi veya geciktirilmesi mümkün olmayan cezadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tahfîf (hafifletme), bir şeyin ağırlığını veya şiddetini azaltmaktır. Ayetteki 'yuhâffefu' fiili, zulmedenlerin azabının şiddetinin asla azaltılmayacağını, yani cezanın tam ve eksiksiz olarak uygulanacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hafifletme, bir yükün ağırlığını veya bir cezanın şiddetini azaltmaktır. Bu ayetteki pasif fiil 'yuhâffefu', azabın şiddetinden hiçbir şeyin eksiltilmeyeceğini, zulmedenlerin tam olarak hak ettikleri cezayı çekeceklerini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İnzâr, birine mühlet vermek, ertelemek demektir. Ayetteki 'yunzarûne' fiili, zulmedenlere azap başladıktan sonra hiçbir şekilde mühlet tanınmayacağını, cezalarının ertelenmeyeceğini ve bekletilmeyeceğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nazar, bir şeye bakmak, düşünmek ve mühlet vermek anlamlarına gelir. 'İnzâr' ise birine bir iş için süre tanımaktır. Bu ayetteki 'yunzarûne' ifadesi, zulmedenlerin azapla yüzleştiklerinde, dünyada olduğu gibi bir erteleme veya af beklentisi içinde olamayacaklarını, cezalarının derhal ve kesintisiz uygulanacağını belirtir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez. (16/85)