Ve-iżâ raâ-lleżîne eşrakû şurakâehum kâlû rabbenâ hâulâ-i şurakâunâ-lleżîne kunnâ ned'û min dûnik(e)(c) feelkav ileyhimu-lkavle innekum lekâżibûn(e)
Allah'a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: "Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır." Koştukları ortaklar da onlara: "Siz elbette yalancılarsınız" diye laf atacaklar.
Ve o Allah'a ortak koşanlar, ortak koştuklarını (putları) gördükleri zaman: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır" diyecekler. Koştukları ortaklar da onlara; "Siz mutlaka yalancılarsınız" diye söz atarlar.
Nahl Suresi 86. ayet, müşriklerin kıyamet gününde ilahlaştırdıkları varlıklarla yüzleşmelerini ve bu varlıkların müşrikleri yalanlamalarını tasvir etmektedir. Ayet, şirk inancının boşluğunu ve ahiretteki acı sonucunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şirk (شِرْك), iki veya daha fazla şeyin bir araya gelmesi ve birbirine karışmasıdır. Allah'a şirk koşmak ise, O'nunla birlikte başka bir ilahın varlığını kabul etmek veya O'nun sıfatlarında başkasını O'na ortak kılmaktır. Ayetteki 'eşrakû' fiili, müşriklerin Allah'ın uluhiyetine başkalarını ortak etme eylemini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şirk, Allah'a ortak koşmak demektir. Burada 'eşrakû' fiili, Allah'ın birliğini ve tekliğini inkar ederek, O'nunla birlikte başka varlıklara ibadet edenleri anlatır. Bu, mecazi olarak Allah'ın hakkını başkalarına vermektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'şirk' kavramı, Allah'ın mutlak birliğine (tevhid) karşıt olarak konumlandırılır. Şirk, Allah'ın egemenliğini ve yaratıcılığını başkalarıyla paylaşma eylemidir. Ayetteki 'eşrakû' fiili, bu temel dinî kavramın pratik tezahürünü, yani Allah'tan başkasına tapınmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şerîk (شَرِيك), ortak demektir. Çoğulu şürekâ (شُرَكَاء) gelir. Ayetteki 'şürekâehüm' ifadesi, müşriklerin Allah'ın uluhiyetinde veya ibadette O'na denk tuttukları, O'nunla birlikte taptıkları putları, melekleri, cinleri veya insanları ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şerîk, bir işte veya mülkte ortak olan kişidir. Kur'an'da 'şürekâ' kelimesi, Allah'a karşı ortak koşulan, O'nunla birlikte ibadet edilen veya O'nun sıfatlarına sahip olduğuna inanılan varlıklar için kullanılır. Bu ayette, müşriklerin dünyada ilah edindikleri varlıkları temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Şürekâ kelimesi, 'şirk' kökünden türeyen ve ortaklar anlamına gelen bir isimdir. Kur'an'da genellikle Allah'a ortak koşulan, O'nunla birlikte ibadet edilen veya O'nunla aynı mertebede görülen varlıkları ifade eder. Bu ayette, müşriklerin ahirette yüzleşecekleri ve kendilerini yalanlayacak olan sahte ilahlarını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Da'vet (دَعْوَة), çağırmak ve istemek demektir. 'Ned'û' fiili, burada 'ibadet ediyorduk' veya 'yalvarıyorduk' anlamındadır. Müşrikler, Allah'ı bırakıp bu ortaklarına dua ve ibadet ettiklerini itiraf etmektedirler.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Du'â (دُعَاء), bir şeyi kendine doğru çekmek veya bir şeye yönelmek demektir. Kur'an'da 'ned'û' fiili, genellikle Allah'a yönelerek yardım dilemek, ibadet etmek veya yalvarmak anlamında kullanılır. Ancak bu ayette, müşriklerin Allah'tan başkasına yönelerek yaptıkları ibadet ve yakarışları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'du'a' kavramı, sadece bir dilek veya çağrı değil, aynı zamanda bir ibadet ve kulluk eylemidir. 'Ned'û' fiili, müşriklerin Allah'ın dışında taptıkları varlıklara yönelttikleri bu ibadet ve yalvarışları anlatır. Bu, onların şirk eyleminin temel bir parçasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Elkâ (أَلْقَى), bir şeyi atmak demektir. 'Elkav ileyhimu'l-kavle' ifadesi, onlara sözü attılar, yani sözü onlara yönelttiler, söylediler anlamındadır. Burada mecazi olarak, ortakların müşriklere cevap vermesi, sözle karşılık vermesi kastedilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İlkâ (إِلْقَاء), bir şeyi bir yere bırakmak veya yöneltmektir. 'Feelkav ileyhimu'l-kavle' ifadesi, ortakların müşriklere hitaben söz söylemeleri, onlara cevap vermeleri anlamına gelir. Bu, onların iddialarını reddeden kesin bir beyandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Laky (لَقْي), bir şeyle karşılaşmak veya bir şeyi atmaktır. 'Elkav' fiili, burada 'sözü onlara yönelttiler' anlamında kullanılmıştır. Ortaklar, müşriklerin kendilerine yönelttikleri iddiaya karşı sert ve yalanlayıcı bir cevap vermişlerdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kezib (كَذِب), gerçeğin aksini söylemektir. 'Lekâzibûn' ifadesi, 'muhakkak ki siz yalancısınız' demektir. Ortaklar, kendilerine ibadet edildiği iddiasını kesin bir dille reddederek, müşriklerin bu konudaki sözlerinin tamamen yalan olduğunu belirtirler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kezb (كَذْب), doğru olmayan sözdür. 'Lekâzibûn' kelimesi, müşriklerin Allah'tan başka ilah edindikleri varlıkların, kendilerine ibadet edildiği yönündeki iddialarını yalanlamalarını ifade eder. Bu, onların şirklerinin temelsizliğini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kâzib (كَاذِب), yalan söyleyen kişidir. 'Lekâzibûn' kelimesi, pekiştirme edatı olan 'lam' (لَ) ile birlikte kullanılarak, müşriklerin iddialarının kesinlikle yalan olduğunu vurgular. Bu, ahiretteki yüzleşmede müşriklerin durumunun ne kadar çaresiz olduğunu gösterir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve-izâ raâ-llezîne eşrakû şurakâehum kâlû rabbenâ hâulâ-i şurakâunâ-llezîne kunnâ ned’û min dûnik(e) feelkav ileyhimu-lkavle innekum lekâzibûn(e)” Allah’a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: “Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır.” Koştukları ortaklar da onlara: “Siz elbette yalancılarsınız” diye laf atacaklar. (16/86)
Cenâb-ı Allah mahşer günü cennetliklere ben sizin alâ rabbinizim deyince onu tanıyanlar arifler secde ederek tasdik edecek, tanımayanlar ise secde etmeyerek tasdik etmeyeceklerdir. Bu hal üç kere devam ettiten sonra tanımayanlara Allah c.c. ile aranızda bir iz, alamet var mıydı? Diye sorunca evet diye cevap vereceklerdir. Ve onların tanıdğı, bildiği şekilde tecelli edince evet sen bizim rabbimizsin diye secde edeceklerdir. Burada gaflet üzere bir ikili kul ve rab anlayışıda olsada cenâbı hakk hayali rab anlayışını kabul etmektedir.
Ama iş şirk, ortak koşma, ayrı ayrı ilahlar anlayış ve yaşantısına gelince kendileride bunu ikrar ederek, bunlar seni bırakarak taptığımız ortaklarıdır. Diyerek sen bir yana, bunlar bir yana diyeceklerdir.
Koştukları ortaklarda verilen izinle dile gelip siz yalancılarsınız. Bizler dünya hayatında elbet konuşamıyor, hareket edemiyorduk. Ama Cenâb-ı Allah’ın kendi hakikati bizlerde gizli idi. Ama siz gafilliğinizden ve nefsi emmarenin inadından bunu kabul etmeyen yalancılardandır… (Murat Derûni)