Kul lev entum temlikûne ḣazâ-ine rahmeti rabbî iżen leemsektum ḣaşyete-l-infâk(i)(c) vekâne-l-insânu katûrâ(n)
De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir."
(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, fakirlik korkusunu yine de elden bırakmazdınız." Doğrusu insan çok cimridir.
İsrâ Suresi 100. ayet, insanın doğasındaki cimriliği ve mal hırsını, Allah'ın rahmetinin sınırsızlığı karşısında dahi sergileyeceğini vurgular. Ayet, 'hazine', 'rahmet', 'cimrilik' ve 'insan' gibi temel kavramlar üzerinden bu psikolojik durumu dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mülk (ملك), bir şey üzerinde tasarruf ve kudret sahibi olmak demektir. Ayetteki 'temlikûne' (تملكون) fiili, 'sahip olsaydınız' anlamında kullanılarak, insanların Allah'ın hazinelerine sahip olma varsayımını ifade eder ve bu sahipliğin getireceği sorumluluk ve tasarruf yetkisini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mülk (ملك) kelimesi, bir şeyin üzerinde tam bir egemenlik ve tasarruf hakkına sahip olmayı ifade eder. Ayetteki kullanımı, insanların Allah'ın rahmet hazinelerine sahip olmaları durumunda dahi, bu mülkiyetin onlara cömertlik değil, cimrilik getireceğini mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hazine (خزانة), bir şeyin muhafaza edildiği yerdir. Ayetteki 'hazâin' (خزائن) kelimesi, Allah'ın rahmetinin bolluğunu ve sınırsızlığını ifade etmek için kullanılmıştır. İnsanların bu hazinelere sahip olsalar bile, onları tüketme korkusuyla cimrilik edecekleri belirtilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hazine (خزانة), biriktirilmiş ve saklanmış mal anlamına gelir. Ayetteki 'hazâin' (خزائن) kelimesi, Allah'ın rahmetinin sonsuz kaynaklarını ve bereketini sembolize eder. İnsanların bu kaynaklara sahip olsalar dahi, kendi dar görüşlülükleri yüzünden cimrilik edecekleri vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hazine (خزانة), değerli eşyaların saklandığı yerdir. Ayetteki 'hazâin' (خزائن) kelimesi, Allah'ın rahmetinin zenginliğini ve tükenmezliğini ifade eder. Bu, insanların sahip olsalar bile, kendi cimrilikleri nedeniyle bu zenginliği paylaşmaktan kaçınacakları gerçeğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رحمة), Allah'tan geldiğinde ihsan ve nimet, insanlardan geldiğinde ise acıma ve şefkat anlamına gelir. Ayetteki 'rahmet' (رحمة) kelimesi, Allah'ın kullarına olan lütfunu, ihsanını ve nimetlerini ifade eder. İnsanların bu sınırsız rahmet hazinelerine sahip olsalar bile, cimrilik edecekleri belirtilerek, Allah'ın rahmetinin büyüklüğü ile insan doğasının zayıflığı karşılaştırılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet (رحمة), Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olarak geçer ve O'nun yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat, merhamet ve lütfu ifade eder. Ayetteki 'rahmet' (رحمة) kelimesi, Allah'ın sınırsız cömertliğini ve iyiliğini temsil ederken, insanların bu sonsuz kaynağa sahip olsalar bile, kendi içlerindeki cimrilik nedeniyle onu dağıtmaktan çekinecekleri vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahmet (رحمة), kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik ve lütuf halidir. Ayetteki 'rahmet' (رحمة) kelimesi, Allah'ın kullarına olan sonsuz lütfunu ve cömertliğini ifade eder. İnsanların bu lütuf hazinelerine sahip olsalar bile, kendi cimrilikleri yüzünden onu başkalarıyla paylaşmaktan imtina edecekleri belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İmsâk (إمساك), bir şeyi tutmak, alıkoymak veya vermekten kaçınmak anlamına gelir. Ayetteki 'leemsektüm' (لأمسكتم) fiili, 'cimrilik ederdiniz' anlamında kullanılarak, insanların sahip oldukları şeyleri başkalarıyla paylaşmaktan çekinme eğilimini ifade eder. Bu, özellikle mal ve nimet konusunda görülen bir cimrilik halidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İmsâk (إمساك), bir şeyi tutmak ve bırakmamak demektir. Ayetteki 'leemsektüm' (لأمسكتم) fiili, mecazi olarak cimrilik etmeyi, yani sahip olunanı başkalarından esirgemeyi ifade eder. Bu, insanların Allah'ın rahmet hazinelerine sahip olsalar bile, kendi cimrilikleri yüzünden onu dağıtmaktan kaçınacaklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Katur (قتور), aşırı derecede cimri olan kişiyi ifade eder. Ayetteki 'katûran' (قتورًا) kelimesi, insanın doğasında var olan aşırı cimriliği vurgular. Bu, sadece malda değil, aynı zamanda nimetleri paylaşma konusunda da görülen bir özelliktir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Katur (قتور), çok cimri ve eli sıkı demektir. Ayetteki 'katûran' (قتورًا) kelimesi, insanın genel karakteristiği olarak cimriliği ifade eder. Bu, insanların sahip oldukları şeyleri başkalarıyla paylaşmaktan kaçınma eğilimini pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Katur (قتور) kelimesi, Kur'an'da cimriliğin en şiddetli derecesini ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'katûran' (قتورًا) kelimesi, insanın fıtratında var olan bu aşırı cimriliği vurgulayarak, Allah'ın rahmetinin sınırsızlığı karşısında dahi bu özelliğin değişmeyeceğini belirtir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(100) Kâl lev entüm temlikune hazâine rahmeti Rabbiy izen leemsektüm haşyetel infak* ve kânel İnsanu katura;)
(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sâhip olsaydınız, fakirlik korkusunu yine de elden bırakmazdınız." Doğrusu insân çok cimridir.” Cenâb-ı Hakk burada nefsi emmâresiyle hareket edenlerin hallerini belirtiyor, insândan kasıt noksan
insân’dır, insân-ı kâmil değildir. Cenâb-ı Hakkk’ın ilk ve en büyük rahmeti odur ki bütün varlıklara kendi rahmaniyetinden vücût vermiştir, işte bunun hazine olduğu söyleniyor bu Âyeti Kerîme’de, “Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi istedim bu âlemleri halkettim” demek sûretiyle bu hazineyi bu varlığa dağıtmıştır Cenâb-ı Hakk. İşte burada bunu verdiğimiz halde kendilerine kalmayacak, bitecek korkusuyla dışarıya açmazlar diyor, yani kendi varlıklarında mevcut olan İlâh-î hakikatleri ya gafletleri ya da kıskançlıkları dolayısıyla verip anlatıp açmazlar ve kendilerinde atıl olarak bırakırlar fakat bu hazinenin atıl kalması değil faaliyette olması gerekiyor, ki istifade edilsin.
Tükenecek korkusuyla bunu açmamak ayrı, bir de israf etmemek için açmamak ayrı şeydir, aralarında çok büyük fark vardır. Gerektiğinde açmak cimrilik değil hürmettir, burada gerektiğinde dahi kullanmayanlara hitap ediliyor. Beşeriyyet gözü ile bakışın sonucu olarak beşeri düşünce sürekli bugün ne olacak yarına ne kalacak diye düşünceler içinde olduğundan kullanmaz ve kendi nefsine en büyük kötülüğü yapmış olur çünkü o hazinenin sahibi olan nefsin, sahibi Cenâb-ı Hakk’tır ve kullanımın o istikamette olması lâzımdır. Bu hazineyi ne kadar çok dağıtırsa Cenâb-ı Hakkk’ı o kadar çok tanıtmış olması dolayısıyla o kadar çok gelir elde etmiş olur, gelir derken maddi mânâda değil manevi mânâda gelirdir.
İnsân nefsi emmâresi yönüyle çok cimridir, yoksa nefsi sâfiyesi yönüyle bir insân’ın cimri olduğunu düşünmek mümkün değildir.