Eve lem yerav enna(A)llâhe-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda kâdirun ‘alâ en yaḣluka miślehum vece'ale lehum ecelen lâ raybe fîhi feebâ-zzâlimûne illâ kufûrâ(n)
Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir. Fakat zalimler ancak inkarda direttiler.
Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler.
İsrâ Suresi'nin 99. ayeti, Allah'ın yaratma kudretini ve ahiret inkarının anlamsızlığını vurgular. Ayet, gökleri ve yeri yaratanın, insanları yeniden yaratmaya da muktedir olduğunu, bu gerçeği görmezden gelen zalimlerin inkarlarını sürdürdüğünü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek, ölçüye vurmak' olduğunu belirtir. Daha sonra bu takdire uygun olarak bir şeyi meydana getirme anlamını kazandığını ifade eder. Ayetteki 'خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ' ifadesi, Allah'ın gökleri ve yeri eşsiz bir düzen ve ölçü içinde yoktan var etme kudretini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk'ın, bir şeyi örneği olmaksızın icat etmek olduğunu söyler. Bu bağlamda, Allah'ın gökleri ve yeri yaratması, O'nun benzersiz ve mutlak yaratma gücünü gösterir. Ayette, bu yaratma gücünün, insanların benzerlerini yeniden yaratmaya da yeterli olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'halk' kavramının, Allah'ın mutlak ve eşsiz yaratma gücünü ifade ettiğini belirtir. Allah'ın yaratması, bir şeyin yoktan var edilmesi ve ona belirli bir form ve işlev kazandırılmasıdır. Ayetteki kullanım, Allah'ın evreni yaratma kudretinin, insanları yeniden diriltme kudretinin bir kanıtı olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kudret' kelimesinin, bir şeyi yapmaya elverişli olma ve ona güç yetirme anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ' ifadesi, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gibi, insanların benzerlerini de yeniden yaratmaya tam bir güce sahip olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kudret'in, bir şeyi yapmaya muktedir olmak ve onu gerçekleştirebilme yeteneği olduğunu açıklar. Ayette, Allah'ın 'Kadîr' sıfatı, O'nun yaratma fiilindeki sınırsız gücünü ve iradesini vurgular; yani O, dilediği her şeyi yapmaya muktedirdir, özellikle de yeniden yaratma konusunda.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ecel' kelimesinin, bir şey için belirlenmiş son, nihai süre anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلًا' ifadesi, Allah'ın insanlar için belirli bir yaşam süresi ve kıyamet için de belirli bir zaman tayin ettiğini, bu sürenin kesin ve şüphe götürmez olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ecel'in, bir şeyin sonu ve bitiş noktası olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu 'ecel', hem her bir insanın ömrünü hem de kıyametin kopacağı genel süreyi kapsar. Bu sürenin 'lâ raybe fîhi' (şüphe götürmez) olması, onun kesinliğini ve Allah katında belirlenmişliğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ecel'in, bir şeyin sona ereceği zaman dilimi olduğunu açıklar. Ayette, Allah'ın insanlar için belirlediği bu sürenin, O'nun ilmi ve kudreti dahilinde kesin olduğunu, bu konuda hiçbir şüpheye yer olmadığını belirtir. Bu, ahiret inancının temelini oluşturan bir kavramdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rayb' kelimesinin, bir şey hakkında duyulan endişe ve şüphe olduğunu belirtir. Ayetteki 'لَّا رَيْبَ فِيهِ' ifadesi, Allah'ın belirlediği ecelin (sürenin) kesinliğini ve bu konuda hiçbir şüpheye yer olmadığını vurgular. Bu, ahiret inancının ve yeniden dirilişin kaçınılmazlığını pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rayb'ın, bir şeyin doğruluğu veya gerçekliği hakkında duyulan tereddüt ve belirsizlik olduğunu ifade eder. Ayette, Allah'ın tayin ettiği sürenin mutlak kesinliği ve değişmezliği vurgulanarak, bu konuda herhangi bir şüpheye düşmenin yersiz olduğu belirtilir. Bu, inkarcıların şüphelerinin temelsizliğini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesinin asıl anlamının, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak olduğunu belirtir. Bu, hakkı yerine getirmemek, haddi aşmak ve haksızlık etmek anlamına gelir. Ayetteki 'الظَّـٰلِمُونَ', Allah'ın kudretini ve ahiret gerçeğini inkar ederek kendilerine ve başkalarına haksızlık edenleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulüm' kavramının, Allah'ın koyduğu sınırları aşmak, O'nun emirlerine karşı gelmek ve hakikati inkar etmek gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu açıklar. Ayetteki 'zalimler', Allah'ın yaratma kudretini ve ahiret gerçeğini görmezden gelerek inkarda direnenlerdir; bu da en büyük zulümlerden biridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr'ün, bir nimeti örtmek, inkar etmek ve nankörlük etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'إِلَّا كُفُورًا' ifadesi, zalimlerin, Allah'ın açık delillerine rağmen, O'nun kudretini ve ahiret gerçeğini inkar etmeye devam ettiklerini, yani nankörlük ve inkarcılıkta ısrar ettiklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr'ün, bir şeyi örtmek ve gizlemek olduğunu ifade eder. Bu bağlamda, zalimler, Allah'ın yaratma kudretinin ve ahiret gerçeğinin apaçık delillerini görmelerine rağmen, bu gerçekleri örtbas etmeye ve inkar etmeye devam ederler. Bu, onların bilinçli bir nankörlük ve inkarcılık içinde olduklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'küfr'ün, gerçeği bilerek inkar etmek, Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etmek ve O'nun varlığını veya birliğini reddetmek olduğunu açıklar. Ayetteki 'küfûrâ' kelimesi, zalimlerin, Allah'ın yaratma gücüne dair açık delillere rağmen, bu gerçeği ısrarla reddetmelerini ve nankörlüklerini ifade eder.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(99) “Evelem yerav ennAllahelleziy halekas Semavati vel Arda kadirun alâ en yahluka mislehüm ve ceale lehüm ecelen la raybe fiyh* feebez zalimune illâ küfura;”
“Onlar, gökleri ve yeri halkeden Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları halketmeye de kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler.”