Żâlike cezâuhum bi-ennehum keferû bi-âyâtinâ ve kâlû e-iżâ kunnâ ‘izâmen verufâten e-innâ lemeb'ûśûne ḣalkan cedîdâ(n)
Bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar ayetlerimizi inkar ettiler ve, "Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduktan sonra mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?" dediler.
Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?" demişlerdir.
İsrâ Suresi'nin 98. ayeti, Allah'ın ayetlerini inkâr etmenin ve öldükten sonra dirilişi reddetmenin cezasını vurgulamaktadır. Ayet, özellikle 'inkâr', 'ayetler', 'kemikler', 'ufalanmış' ve 'yeniden dirilme' gibi kavramlar üzerinden ahiret inancının önemini ve inkârının sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cezâ kelimesi, bir fiilin karşılığı olarak verilen şeyi ifade eder. Hem hayır hem de şer için kullanılır. Bu ayette ise, inkâr fiilinin olumsuz karşılığı olan cezayı belirtir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 195)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cezâ, bir fiilin sonucudur. Eğer fiil iyi ise karşılığı iyi, kötü ise karşılığı kötüdür. Ayetteki 'ceza' kelimesi, inkârın doğal ve kaçınılmaz sonucunu ifade eder. (el-Külliyyât, s. 337)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfr kavramı, Kur'an'da 'gerçeği örtmek', 'nankörlük etmek' ve 'Allah'ın nimetlerini inkâr etmek' anlamlarında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın varlığına ve dirilişe dair ayetleri bilerek reddetme eylemini ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 121-125)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr, bir şeyi örtmek demektir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın birliğini ve peygamberlerin getirdiklerini inkâr etmek anlamına gelir. Ayetteki 'keferû' fiili, diriliş gerçeğini ve Allah'ın kudretini örtbas etme eylemini vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 434)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Küfr, 'örtmek' manasından gelir. Çiftçi toprağı örttüğü gibi, kâfir de hakkı örter. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ayetlerini görmezden gelme ve reddetme anlamındadır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 200)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet, Allah'ın kudretine delalet eden alamet ve nişan demektir. Bu ayetteki 'âyâtinâ' ifadesi, hem kâinattaki yaratılış delillerini hem de peygamberler aracılığıyla gönderilen vahiyleri kapsar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 20)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet, açık bir alamet ve delil demektir. Kur'an'da hem Allah'ın varlığına işaret eden evrensel deliller hem de vahyedilen metinler için kullanılır. Burada, dirilişin mümkün olduğuna dair delilleri ve Allah'ın sözlerini ifade eder. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 89)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azm (çoğulu ızâm), bedenin direği olan kemiktir. Ayetteki kullanımı, ölümden sonra bedenin tamamen çürüyüp sadece kemiklerinin kalmasını, yani dirilişin imkansız gibi görünen durumunu vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 562)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Azm, bedenin sert ve dayanıklı kısmıdır. Ayetteki 'ızâm' kelimesi, insanların öldükten sonra bedenlerinin dağılıp sadece kemiklerinin kalacağını, bu durumun dirilişi inkâr edenler için bir argüman olduğunu gösterir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 310)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ruft, bir şeyi kırmak, ufalamak demektir. 'Rufât' ise ufalanmış, dağılmış şeye denir. Ayetteki 'rufâtâ' kelimesi, kemiklerin bile zamanla tamamen çürüyüp toz haline gelmesini, yani bedenin tamamen yok oluşunu ifade eder. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 350)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Rufât, kemiklerin çürüyüp dağılmasıyla oluşan toz ve kırıntılardır. Bu kelime, dirilişi inkâr edenlerin, bedenin tamamen yok olduğunu ve yeniden bir araya gelmesinin imkansız olduğunu düşündükleri durumu tasvir eder. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 235)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ba's kavramı, Kur'an'da 'uyandırmak', 'göndermek' ve özellikle 'ölümden sonra diriltmek' anlamlarında kullanılır. Bu ayette, insanların öldükten sonra tekrar hayata döndürülerek hesap vermek üzere toplanmasını ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 180-182)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ba's, bir şeyi yerinden kaldırmak ve göndermek demektir. Kur'an'da ise, özellikle ölüleri diriltmek anlamında kullanılır. Ayetteki 'lemab'ûsûn' ifadesi, inkârcıların şüpheyle yaklaştığı, Allah'ın ise kesin olarak gerçekleştireceği yeniden diriliş eylemini vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 115)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ba's, Kur'an'da hem peygamber gönderme hem de ölüleri diriltme bağlamında geçer. Bu ayette, 'kemik ve ufalanmış toprak olduktan sonra' ifadesiyle birlikte kullanılması, dirilişin mucizevi ve Allah'ın kudretini gösteren bir eylem olduğunu belirtir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 150)
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(98) (Zâlike cezaühüm Bi ennehüm keferu Bi ayatina ve kalû eizâ künna ızamen ve rufaten einnâ lemeb'usune halkan cediyda;)
“Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir halkediş ile diriltilmiş olacağız?" demişlerdir.”