İnne-lmubeżżirîne kânû iḣvâne-şşeyâtîn(i)(s) vekâne-şşeytânu lirabbihi kefûrâ(n)
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
Bu ayet, israf edenleri şeytanlarla ilişkilendirerek savurganlığın ahlaki ve dini boyutunu vurgular. Anahtar kavramlar, israfın niteliğini, şeytanın rolünü ve nankörlüğün derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bezr' kökünün tohum saçmak anlamına geldiğini belirtir. 'Tebzîr' ise malı israf ederek saçıp savurmaktır. Ayetteki 'mübezzirîn' kelimesi, malı faydasız yere dağıtan, saçan ve bu eylemi alışkanlık haline getiren kimseleri ifade eder. Bu, malın hak ettiği yere harcanmamasının bir sonucudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mübezzirîn'i 'müfsidîn' (bozgunculuk yapanlar) olarak açıklar. Malı saçıp savurmak, aslında malın değerini düşürmek ve onu heba etmek suretiyle bir tür bozgunculuktur. Ayetteki bağlamda, bu eylem şeytanın yolundan gitmekle eşdeğer tutulmuştur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tebzîr' kavramını Kur'an'daki 'israf' kavramıyla ilişkilendirir. Ona göre 'tebzîr', malın Allah'ın belirlediği sınırlar dışına çıkarak harcanmasıdır. Bu, sadece ekonomik bir savurganlık değil, aynı zamanda ahlaki bir sapmadır ve ayette şeytanla kardeşlik benzetmesiyle bu ahlaki yozlaşma vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ah' (kardeş) kelimesinin aslen nesep birliğini ifade ettiğini, ancak mecazi olarak bir şeye ortak olan, bir şeyi paylaşan veya bir şeye benzeyen kişiler için de kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ihvâne' kelimesi, mübezzirlerin şeytanlarla sadece benzerlik değil, aynı zamanda onların yolunu takip etme ve onlarla aynı nitelikleri paylaşma anlamında bir kardeşlik bağı kurduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ihvân' kelimesinin burada 'eşbâh' (benzerler) ve 'emthâl' (misiller) anlamında kullanıldığını açıklar. Yani mübezzirler, davranışları ve niyetleri itibarıyla şeytanlara benzemektedirler. Bu benzetme, israfın şeytani bir eylem olduğunu ve şeytanın insanları bu tür kötü davranışlara teşvik ettiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şeytan' kelimesinin 'şatane' kökünden geldiğini ve 'uzaklaşmak', 'haktan sapmak' anlamına geldiğini belirtir. Şeytanlar, Allah'ın rahmetinden uzaklaşmış ve insanları da saptırmaya çalışan varlıklardır. Ayetteki 'eş-şeyâtîn', israf edenleri kötülüğe sürükleyen ve onları doğru yoldan uzaklaştıran güçleri temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, şeytanın her türlü isyankar ve kötü varlık için kullanıldığını ifade eder. İnsanları hayırdan alıkoyan, onları şerre yönlendiren her şey şeytan olarak nitelendirilebilir. Bu ayetteki bağlamda, şeytanlar israfı teşvik eden ve insanları bu kötü alışkanlığa sürükleyen varlıklar olarak gösterilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, şeytan kavramının Kur'an'da sadece cinlerden ibaret olmadığını, aynı zamanda insanlardan da olabileceğini belirtir. Şeytan, insanı doğru yoldan saptıran her türlü güç ve etkiyi temsil eder. İsraf konusunda da şeytan, insanı malını gereksiz yere harcamaya teşvik eden iç ve dış etkenleri simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin asıl anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu anlamdan türeyerek 'nimeti örtmek', yani 'nankörlük etmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Kefûr' ise çok nankör olan, nimeti sürekli inkar eden demektir. Ayette şeytanın Rabbine karşı 'kefûr' olması, onun Allah'ın nimetlerini ve lütuflarını tamamen reddettiğini, şükretmediğini ve isyan ettiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'küfr'ün zıddının 'şükür' olduğunu ve 'kefûr'un da şükretmeyen, nimeti gizleyen kişi olduğunu ifade eder. Şeytanın 'kefûr' olması, onun Allah'ın kendisine verdiği imkanları ve varlığını inkar etmesi, O'na karşı gelmesi ve insanları da bu nankörlüğe sürüklemesidir. Bu, israf edenlerin de bir nevi nankörlük içinde olduğunu ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'küfr'ün hem imansızlık hem de nankörlük anlamlarına geldiğini açıklar. Şeytanın 'kefûr' olması, onun sadece Allah'ın varlığını değil, aynı zamanda O'nun rubûbiyetini ve nimetlerini de inkar etmesidir. Bu durum, israf edenlerin de Allah'ın kendilerine verdiği rızka karşı nankörlük ettiğini ve bu rızkı doğru yolda kullanmadığını gösterir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(27) (İnnel mübezziriyne kânu ıhvaneşşe-yatıyn* ve kâneş şeytanu liRabbihi kefura;)
“Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankör-dür.” Saçıp savuruyorsan sen bu işi nefsâni olarak yani zorlayarak yapmaya çalışıyorsun, ki bu zorlamak şeytanın işidir.