Velâ temşi fî-l-ardi merahâ(an)(s) inneke len taḣrika-l-arda velen tebluġa-lcibâle tûlâ(n)
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.
Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.
İsrâ Suresi 37. ayet, kibir ve gururla yürümenin anlamsızlığını vurgulayarak, insanın acizliğini ve yaratılışındaki sınırlılıkları 'yeryüzünü delme' ve 'dağlara ulaşma' metaforlarıyla dile getirmektedir. Ayet, tevazuya davet eden güçlü bir dilbilimsel yapıya sahiptir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Meşy (مشي), bir yerden bir yere ayaklarla intikal etmektir. Ayetteki 'lâ temşi' (yürüme) ifadesi, sadece fiziksel yürüyüşü değil, aynı zamanda kibirli ve gururlu bir tavırla hareket etmeyi de yasaklamaktadır. Bu, insanın haddini bilmesi ve tevazu göstermesi gerektiği anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'temşi' fiili, mecazi bir anlam taşır. Yeryüzünde kibirle yürüme yasağı, insanın kendini büyük görmemesi, haddini aşmaması gerektiğini anlatır. Yürüyüş, kişinin iç halinin dışa vurumu olarak ele alınmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Meraḥ (مرح), neşe ve sevinçten dolayı haddi aşmak, kibirlenmek ve böbürlenmektir. Ayetteki 'merahan' kelimesi, yürümenin bu olumsuz niteliğini vurgulayarak, insanın kendini beğenmişlik ve gururla hareket etmesini yasaklar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Meraḥ, kişinin kendisini büyük görmesi, şımarıklık ve gururla hareket etmesidir. Ayetteki kullanımı, yeryüzünde bu tür bir tavırla yürümenin, insanın acizliğini ve sınırlılığını unuttuğunu gösterir ve bu durumdan sakınılması gerektiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Meraḥ kavramı, Kur'an'da genellikle olumsuz bir bağlamda, Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ve kibirle ilişkilendirilir. Bu ayette, insanın kendi gücünü ve konumunu abartarak yeryüzünde böbürlenmesini yasaklayarak, tevazu ve had bilme erdemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hark (خرق), bir şeyi delmek, yarmak demektir. Ayetteki 'len tahrika' (asla delemezsin) ifadesi, insanın yeryüzünde ne kadar kibirlenirse kibirlensin, fiziksel olarak yeryüzünü delip geçme gücüne sahip olmadığını, dolayısıyla acizliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu ifade, mecazi bir kullanımdır. İnsan, ne kadar gururlansa da, yeryüzünde bir delik açacak kadar bile güçlü değildir. Bu, insanın acizliğini ve Allah karşısındaki sınırlılığını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Buluğ (بلوغ), bir şeye ulaşmak, sonuna varmaktır. Ayetteki 'len tebluğa' (asla ulaşamazsın) ifadesi, insanın boyca dağlara ulaşamayacağını, yani fiziksel olarak dağlar kadar yüce ve büyük olamayacağını vurgulayarak, kibirlenmenin anlamsızlığını ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Buradaki 'tûlen' (boyca) kelimesiyle birlikte 'tebluğa' fiili, insanın fiziksel olarak dağların yüceliğine erişemeyeceğini belirtir. Bu, insanın yaratılışındaki sınırlılıkları ve acizliğini hatırlatarak, kibirden uzak durması gerektiğini öğütler.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(37) (Ve la temşi fiyl Ardı meraha* inneke len tahrikal Arda ve len teblüğal cibale tûlâ;)
“Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.”