Velâ takfu mâ leyse leke bihi ‘ilm(un)(c) inne-ssem'a velbasara velfu-âde kullu ulâ-ike kâne ‘anhu mes-ûlâ(n)
Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.
İsrâ Suresi 36. ayet, insanın bilgiye dayanmayan iddialardan kaçınması gerektiğini vurgularken, duyma, görme ve kalbin bu konudaki sorumluluğunu dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, bilginin kaynağı ve doğruluğu üzerine derin bir semantik analiz sunar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'قَفَا' fiilinin 'bir şeyin izini takip etmek, arkasından gitmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'تَقْفُ' ise, 'bilgi sahibi olmadığın bir şeyin peşine düşme, onu taklit etme veya hakkında konuşma' şeklinde bir nehiy ifade eder. Bu, kişinin delilsiz ve mesnetsiz iddialardan kaçınması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'قَفَا' kelimesinin 'bir şeyin arkasından gitmek, izini sürmek' anlamına geldiğini ve 'taklid' manasını da içerdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, 'bilgi sahibi olunmayan bir konuda başkalarını taklit ederek veya zan ile hareket ederek peşine düşmekten sakınmak' anlamını taşır. Bu, bilginin doğruluğuna ve kaynağına dikkat çekmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'takip etmek' fiillerinin genellikle bir yol veya inanç sistemini takip etme bağlamında kullanıldığını belirtir. Buradaki 'تَقْفُ' ise, 'bilgiye dayanmayan bir şeyi takip etme' yasağı olarak, kişinin kendi muhakemesini kullanması ve zan yerine kesin bilgiye dayanması gerektiğini vurgular. Bu, Kur'an'ın bilgiye verdiği önemi gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'عِلْمٌ' kelimesinin Kur'an'da 'yakîn' (kesin bilgi) anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ' ifadesi, 'hakkında kesin bilgin olmayan' demektir. Bu, zan ve tahminden uzak, doğruluğu kanıtlanmış bilgiye vurgu yapar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عِلْمٌ' kelimesini 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar ve cehaletin zıddı olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, 'bilgi'den kasıt, kişinin bir konuda kesin ve doğru bir anlayışa sahip olmasıdır. Bu, kişinin eylemlerini ve sözlerini bilgi temeline oturtması gerektiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve 'cehl'in (cehalet) karşıtı olarak 'hakikat bilgisi'ni ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ilm', kişinin bir konuda doğru ve güvenilir bir bilgiye sahip olması gerektiğini vurgular; aksi takdirde, o konuda hüküm vermek veya peşine düşmek yasaklanmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'سَمْع' kelimesinin 'işitme organı' ve 'işitme eylemi' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'إِنَّ ٱلسَّمْعَ', işitme duyusunun bir bilgi edinme aracı olarak sorumluluğuna işaret eder. Kişi, duyduğu her şeyi sorgulamalı ve doğruluğunu araştırmalıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سَمْع' kelimesinin hem 'kulak' organını hem de 'işitme' fiilini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, işitme duyusunun, elde edilen bilginin doğruluğu konusunda bir sorumluluk taşıdığını vurgular. Duyulan her bilginin sorgulanması ve teyit edilmesi gerektiği anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da 'sem''in genellikle 'basar' ile birlikte zikredildiğini ve bilgi edinmenin temel yollarından biri olduğunu ifade eder. Bu ayette 'sem'', kişinin dış dünyadan aldığı işitsel bilgilerin doğruluğundan sorumlu olduğunu, yani duyduklarını araştırmadan kabul etmemesi gerektiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'بَصَر' kelimesinin 'göz' organı ve 'görme' fiili anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'وَٱلْبَصَرَ', görme duyusunun da bilgi edinme ve doğrulama sürecindeki sorumluluğuna işaret eder. Görülen şeylerin de dikkatle incelenmesi ve yanıltıcı olabileceği ihtimalinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'بَصَر' kelimesinin 'gözle görmek' ve 'kalp gözüyle idrak etmek' gibi iki temel anlamı olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, hem fiziksel görme duyusunun hem de basiretin, yani içgörünün, bilginin doğruluğunu teyit etme sorumluluğunu taşıdığını ifade eder. Görülenlerin yüzeysel değil, derinlemesine anlaşılması gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'basar'ın Kur'an'da sadece fiziksel görmeyi değil, aynı zamanda 'idrak etme' ve 'anlama' yeteneğini de kapsadığını belirtir. Bu ayette 'basar', kişinin gördükleri hakkında doğru bir yargıya varma sorumluluğunu taşır; yani gördüklerini sorgulamadan kabul etmemesi, aksine derinlemesine düşünmesi gerektiğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'فُؤَاد' kelimesinin 'kalp' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle 'akıl' ve 'idrak' merkezi olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'وَٱلْفُؤَادَ', kalbin, duyma ve görme yoluyla elde edilen bilgileri işleme, anlama ve değerlendirme sorumluluğuna işaret eder. Kalp, bilginin doğruluğunu tasdik eden veya reddeden son mercidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'فُؤَاد' kelimesinin 'kalp' anlamına geldiğini ve 'idrak' ve 'düşünme' yeteneğinin merkezi olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, kalbin, duyular aracılığıyla gelen bilgileri muhakeme etme, doğruyu yanlıştan ayırma ve bu bilgiler hakkında bir kanaate varma sorumluluğunu taşıdığını vurgular. Bu, bilginin sadece dışsal değil, içsel olarak da işlenmesi gerektiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'fu'ad'ın genellikle 'kalb' ile eş anlamlı kullanıldığını ancak bazen daha çok 'idrak' ve 'anlama' yeteneğini vurguladığını belirtir. Bu ayette 'fu'ad', duyma ve görme duyularından gelen bilgileri işleyerek doğruya ulaşma ve bu konuda sorumlu olma işlevini üstlenir. Kişinin zan ve şüpheye düşmemesi için kalbinin de doğru bilgiyle aydınlanması gerektiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'مَسْـُٔولًا' kelimesinin 'sorguya çekilecek, hesabı sorulacak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'كَانَ عَنْهُ مَسْـُٔولًا' ifadesi, kulak, göz ve kalbin, bilgi edinme ve kullanma biçimleri hakkında Allah katında sorumlu tutulacağını vurgular. Bu, her bir duyunun ve idrak yeteneğinin doğru ve hakikat üzere kullanılması gerektiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سُؤَال' kelimesinin 'bir şey hakkında bilgi istemek' anlamına geldiğini ve 'مَسْـُٔول'un ise 'hakkında soru sorulan, hesaba çekilen' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, insanın duyma, görme ve idrak yeteneklerini nasıl kullandığından, özellikle de bilgiye dayanmadan hareket edip etmediğinden dolayı ahirette sorguya çekileceğini ifade eder. Bu, bireysel sorumluluğun altını çizer.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'مسؤول' kelimesinin 'sorumluluk yüklenen' ve 'hesabı sorulacak olan' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki bağlamda, insanın bilgi edinme araçları olan duyularının ve kalbinin, elde ettikleri bilgiler ve bu bilgilerle yaptıkları hakkında hesap vereceği vurgulanır. Bu, kişinin her türlü bilgisini ve eylemini bilinçli bir şekilde gerçekleştirmesi gerektiğini gösterir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(36) (Ve la takfü ma leyse leke Bihi ilm* innesSem'a vel Besara vel Fuade küllü ülaike kâne anhu mes'ula;)
“Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.” Kulağınla duyduğunu, gözünle gördüğünü uygula ve bunları kalbin huzurlu olarak uygula, kendi nefsinin menfaati istikametinde değiştirerek uygulama. Bâtın âlemimizde de geçerli olan bu sıralama zâhir olarakta geçerlidir. Bugün kulağımız, gözlerimiz, kalbimiz vb. diğer organlarımızın biz âmiri isek ve onlar bize memur olarak işlevlerini yerine getirmekte iseler ahirette biz memur
olacağız onlar âmir olacak.