Vekadaynâ ilâ benî isrâ-île fî-lkitâbi letufsidunne fî-l-ardi merrateyni veleta'lunne ‘uluvven kebîrâ(n)
Biz, Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.
Biz İsrailoğulları'na Tevrat'ta şu hükmü verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz."
İsrâ Suresi 4. ayet, İsrailoğullarının gelecekteki iki büyük bozgunculuğunu ve haddi aşan kibirlerini haber vermektedir. Ayet, 'kaza', 'fesat' ve 'ulu' kavramları üzerinden ilahi takdirin, yeryüzündeki ahlaki çöküşün ve aşırı gururun dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kaza' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi sağlam bir şekilde tamamlamak olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın İsrailoğulları hakkında kesin bir hüküm vermesi ve bu hükmü Kitap'ta bildirmesi anlamını taşır, yani onların gelecekteki eylemlerini takdir edip haber vermesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kaza' kelimesinin burada 'haber verdik, bildirdik' anlamında kullanıldığını ifade eder. İsra Suresi 4. ayetteki 'وَقَضَيْنَآ إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ' ifadesi, Allah'ın İsrailoğullarına bu durumu vahyettiğini ve onlara bu akıbeti bildirdiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kaza' kavramının Kur'an'da hem ilahi hüküm ve takdir hem de bir işi yerine getirme anlamlarını içerdiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın İsrailoğulları hakkındaki kesin ve değişmez hükmünü, yani onların bozgunculuk yapacaklarına dair ilahi takdirini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fesad' kelimesinin 'salâh'ın zıttı olduğunu ve bir şeyin doğru halinden sapması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَتُفْسِدُنَّ' ifadesi, İsrailoğullarının yeryüzünde ahlaki, sosyal ve siyasi düzeni bozacak eylemlerde bulunacaklarını, zulüm ve haksızlık yapacaklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fesad'ın bir şeyin itidalden çıkması olduğunu ve bunun hem bedende hem de diğer şeylerde görülebileceğini söyler. Ayetteki bağlamda, İsrailoğullarının Allah'ın emirlerine karşı gelerek, peygamberlere isyan ederek ve insanlara zulmederek yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fesad'ın Kur'an'da genellikle toplumsal düzeni, ahlaki değerleri ve ilahi yasaları ihlal etme anlamında kullanıldığını belirtir. İsra Suresi 4. ayetteki 'لَتُفْسِدُنَّ' ifadesi, İsrailoğullarının sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de yıkıcı ve zararlı eylemlerde bulunacaklarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'merre' kelimesinin 'bir defa' anlamına geldiğini ve 'merretân'ın ise 'iki defa' olduğunu belirtir. Ayetteki 'مَرَّتَيْنِ' ifadesi, İsrailoğullarının yeryüzünde iki ayrı dönemde büyük çaplı bozgunculuklar yapacaklarına dair ilahi bir bildirimdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'merre' kelimesinin bir olayın tekrarını ifade ettiğini ve 'merretân'ın bu tekrarın sayısını iki olarak belirlediğini açıklar. Bu ayette, İsrailoğullarının tarihsel süreçte iki farklı zamanda büyük fesat çıkaracaklarına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ulu' kelimesinin 'yüksek olmak, yücelmek' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle 'haddi aşmak, kibirlenmek, zulmetmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'وَلَتَعْلُنَّ' ifadesi, İsrailoğullarının bozgunculuklarının yanı sıra, kendilerini üstün görerek başkalarına karşı kibirleneceklerini ve zulmedeceklerini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ulu' kelimesinin 'yükselmek' ve 'üstün gelmek' anlamlarının yanı sıra, 'zulmetmek' ve 'haddi aşmak' anlamlarını da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'وَلَتَعْلُنَّ' ifadesi, İsrailoğullarının sadece güçlenmekle kalmayıp, bu güçlerini başkalarına karşı haksız bir üstünlük taslamak ve zulmetmek için kullanacaklarını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ulu' kelimesinin masdar olarak 'yükselme, yücelme' anlamının yanı sıra, 'gurur, kibir ve haddi aşma' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'عُلُوًّا كَبِيرًا' ifadesi, İsrailoğullarının kibirlerinin ve haddi aşmalarının çok büyük ve şiddetli olacağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ulu' kavramının Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, yani Allah'a karşı büyüklük taslama, yeryüzünde fesat çıkarma ve insanlara zulmetme anlamında kullanıldığını ifade eder. 'عُلُوًّا كَبِيرًا' ifadesi, bu kibir ve haddi aşmanın boyutunun olağanüstü derecede büyük olacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kebîr' kelimesinin 'büyük, yüce' anlamına geldiğini ve bir şeyin nicelik veya nitelik olarak büyüklüğünü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'عُلُوًّا كَبِيرًا' ifadesinde, İsrailoğullarının kibirlerinin ve haddi aşmalarının sıradan değil, çok büyük ve yıkıcı boyutlarda olacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kebîr' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir sıfat olarak kullanıldığını ve nitelenen şeyin büyüklüğünü, önemini veya şiddetini pekiştirdiğini belirtir. Bu ayette, İsrailoğullarının 'ulu' yani kibir ve haddi aşma eylemlerinin boyutunun 'kebîr' yani çok büyük ve vahim olacağını ifade eder.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“lekad halakne’l insâne fî ahseni takvîmin (4)