Kul lev kâne me'ahu âlihetun kemâ yekûlûne iżen lebteġav ilâ żî-l'arşi sebîlâ(n)
De ki: "Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah'la beraber (başka) ilahlar olsaydı, o zaman o ilahlar da Arş'ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı.
(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı."
İsrâ Suresi 42. ayet, Allah'ın birliğini ve eşsizliğini vurgulamak amacıyla, şayet O'nunla birlikte başka ilahlar olsaydı, bu ilahların tahtın sahibi olan Allah'a karşı bir yol arayacaklarını ifade ederek şirk inancının mantıksızlığını ortaya koymaktadır. Ayet, 'ilah', 'ibtiga' ve 'sebil' gibi temel kavramlar üzerinden tevhidin akli delilini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilah' kelimesinin 'ibadet edilen' anlamına geldiğini, 'Allah' isminin ise bütün kemal sıfatlarını kendinde toplayan, gerçek mabud olduğunu belirtir. Ayetteki 'âlihe' kelimesi, Allah'ın dışında ibadete layık görülen, ancak gerçekte hiçbir gücü olmayan varlıkları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ilah' kelimesinin 'ma'bud' (tapınılan) anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki çoğul kullanımı, müşriklerin Allah'a ortak koştukları, çeşitli güçlere sahip olduğuna inandıkları sahte tanrıları kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilah' kavramının Kur'an'da mutlak güç ve otorite sahibi, ibadete layık tek varlık olan Allah'a işaret ettiğini, ancak müşriklerin bu kavramı çoğul olarak kullanarak Allah'ın bu mutlakiyetine ortak koştuklarını ifade eder. Ayetteki 'âlihe', bu yanlış inancın bir yansımasıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ibtiga' fiilinin 'talep etmek, aramak' manasına geldiğini ve genellikle bir şeye ulaşmak için gösterilen çabayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu sahte ilahların, eğer var olsalardı, Allah'ın otoritesine karşı bir üstünlük veya mücadele yolu arayacaklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'bağa' kökünün 'bir şeyi istemek, talep etmek' anlamında kullanıldığını ve 'ibtiga'nın da bu talebi şiddetle ve ısrarla yapmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu, Allah'ın tahtına ortak olmak veya O'na karşı gelmek için bir yol arayışını simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ibtiga' fiilinin Kur'an'da genellikle bir amaca ulaşmak için gösterilen gayreti ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın birliğine karşı çıkanların, eğer başka ilahlar olsaydı, bu ilahların Allah'ın otoritesini sarsmak için bir yol arayacakları fikrini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arş' kelimesinin aslen 'yüksek tavanlı bina' veya 'hükümdarın tahtı' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle Allah'ın kudret ve saltanatının sembolü olarak kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'zî'l-arş' ifadesi, Allah'ın mutlak hükümranlığını ve eşsiz otoritesini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'arş' kelimesinin 'mülk' ve 'saltanat' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın evren üzerindeki sınırsız egemenliğini ve hiçbir ortağı olamayacağını açıkça ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'arş'ın mecazi olarak 'saltanat' ve 'hükümranlık' anlamında kullanıldığını, Allah'ın 'arş'ının ise O'nun kudret ve azametinin bir temsili olduğunu açıklar. Ayetteki 'zî'l-arş' ifadesi, Allah'ın tüm varlıklar üzerindeki mutlak ve tartışmasız otoritesini pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sebil' kelimesinin 'yol' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem maddi hem de manevi yollar için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, 'sebil' kelimesi, diğer ilahların Allah'ın otoritesine karşı bir 'yol' yani bir mücadele veya üstün gelme yöntemi arayacakları fikrini taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebil' kelimesinin 'yol' anlamına geldiğini ve genellikle bir amaca ulaşmak için izlenen güzergahı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ibtaga ilâ zî'l-arşi sebîlen' ifadesi, bu sahte ilahların, eğer var olsalardı, Allah'ın hükümranlığına karşı bir 'yol' yani bir meydan okuma veya üstün gelme çabası içine gireceklerini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sebil' kavramının Kur'an'da genellikle 'doğru yol' veya 'Allah'ın yolu' anlamında kullanıldığını, ancak bu ayetteki gibi farklı bağlamlarda 'bir amaca ulaşmak için izlenen yol' anlamını da taşıdığını belirtir. Burada, Allah'a karşı bir 'yol' arayışı, şirk inancının mantıksızlığını ve imkansızlığını vurgular.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(42) (Kûl lev kâne meahu âlihetün kemâ yeku-lune izen lebteğav ilâ zil arşi sebiylâ;)
(Ey Muhammed!) “De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı."