Yevme yed'ûkum fetestecîbûne bihamdihi vetezunnûne in lebiśtum illâ kalîlâ(n)
Allah'ın sizi (kabirlerinizden) çağıracağı, sizin de O'na hamd ederek emrine hemen uyacağınız ve (kabirlerinizde) pek az kaldığınızı sanacağınız günü hatırla!
(Allah) sizi çağıracağı gün, tam bir hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az bir müddet kaldınız.
Bu ayet, kıyamet gününde Allah'ın çağrısına insanların nasıl karşılık vereceğini ve dünya hayatının geçiciliğini vurgulamaktadır. Özellikle 'çağırma', 'karşılık verme', 'hamd etme' ve 'sanma' fiilleri, ahiret inancının psikolojik ve ontolojik boyutlarını dilbilimsel olarak derinleştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعوة' (da'vet) kelimesinin asıl anlamının 'seslenmek' ve 'bir şeyi kendine doğru çekmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'يَدْعُوكُمْ' ifadesi, Allah'ın insanları diriliş için çağırması, yani onları kabirlerinden çıkarıp huzuruna toplamak üzere seslenmesi anlamındadır. Bu, sadece bir seslenme değil, aynı zamanda bir emirdir ve kaçınılmaz bir çağrıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' (du'a) kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'يَدْعُوكُمْ' ifadesi, 'Allah sizi diriltir' veya 'sizi toplar' anlamında mecazi bir kullanımdır. Çağırma, burada fiilen bir araya getirme ve diriltme eylemini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'دعاء' (du'a) kavramının Kur'an'daki temel anlamlarından birinin 'Allah'ın insanlara yönelttiği çağrı' olduğunu vurgular. Bu çağrı, sadece dünya hayatındaki hidayet çağrısı değil, aynı zamanda ahiretteki diriliş çağrısıdır. Ayetteki 'يَدْعُوكُمْ', Allah'ın mutlak kudretini ve iradesini gösteren, kaçınılmaz bir ilahi davettir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'استجابة' (istijâbe) kelimesinin 'cevap vermek' ve 'çağrıya uymak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَتَسْتَجِيبُونَ', Allah'ın diriliş çağrısına insanların zorunlu olarak, yani O'nun kudretiyle karşılık vermesi demektir. Bu, iradi bir cevap olmaktan ziyade, ilahi emre boyun eğme halidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'استجاب' (istecâbe) fiilinin 'çağrıya icabet etmek, kabul etmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, kıyamet günü Allah'ın çağrısına insanların karşı koyamayarak, O'nun iradesi doğrultusunda dirilerek cevap vermesi kastedilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istecâbe' fiilinin Kur'an'da genellikle 'Allah'ın dualara icabet etmesi' veya 'insanların Allah'ın emirlerine uyması' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, Allah'ın diriliş çağrısına insanların mutlak bir teslimiyetle karşılık vermesi, yani dirilişin kaçınılmazlığı vurgulanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'حمد' (hamd) kelimesini 'bir nimete karşılık veya bir güzellikten dolayı yapılan övgü' olarak tanımlar. Ayetteki 'بِحَمْدِهِۦ' ifadesi, insanların Allah'ın diriltme kudretine ve adaletine şahit olarak, O'na hamd ederek, yani O'nun yüceliğini ve hikmetini tasdik ederek çağrıya icabet etmeleri anlamındadır. Bu, bir itiraf ve teslimiyet halidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hamd'in 'övgü' ve 'şükür' anlamlarını birleştirdiğini belirtir. Kıyamet gününde insanların Allah'a hamd etmesi, O'nun kudretini ve vaadini yerine getirmesini görerek, O'nun her türlü övgüye layık olduğunu idrak etmeleri demektir. Bu, aynı zamanda O'nun adaletine ve hikmetine olan teslimiyetlerini de ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hamd' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak mükemmelliğini ve lütfunu ifade eden temel bir kavram olduğunu belirtir. Ayetteki 'بِحَمْدِهِۦ', insanların diriliş anında dahi Allah'ın kudretini ve adaletini tasdik ederek, O'nun her türlü övgüye layık olduğunu kabul etmelerini ifade eder. Bu, aynı zamanda O'nun vaadinin gerçekleştiğini görmenin bir sonucudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ظن' (zann) kelimesinin 'bir şeyin öyle olduğuna dair güçlü bir kanaat beslemek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَتَظُنُّونَ', insanların dünya hayatında veya kabirde geçirdikleri sürenin kıyamet gününün dehşeti karşısında çok kısa olduğunu düşünmeleri, yani bu süreyi küçümsemeleri anlamındadır. Bu, dünya hayatının geçiciliğini ve ahiretin sonsuzluğunu idrak etmenin bir sonucudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ظن' kelimesinin Kur'an'da bazen 'yakîn' (kesin bilgi) bazen de 'şek' (şüphe) anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'وَتَظُنُّونَ' ifadesi, 'siz kesin olarak bilirsiniz' anlamında 'yakîn' manasına gelebilir. Yani, o gün insanlar kabirde çok az kaldıklarını kesin olarak idrak edeceklerdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ظن' kelimesinin Kur'an'da bağlama göre farklı nüanslar taşıdığını ifade eder. Bu ayetteki 'وَتَظُنُّونَ', insanların dünya hayatının ve kabirdeki bekleyişin ahiret hayatına nispetle ne kadar kısa ve önemsiz olduğunu o anki dehşet ve idrakle kesin bir şekilde anlamaları, yani bir tür 'kesin bilgi'ye ulaşmaları anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'لبث' (lebs) kelimesinin 'bir yerde durmak, ikamet etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَّبِثْتُمْ', insanların kabirlerinde veya dünya hayatında geçirdikleri süreyi ifade eder. Kıyamet gününün dehşeti karşısında bu sürenin ne kadar kısa ve önemsiz olduğunu idrak etmeleri vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'لبث' fiilinin 'beklemek' ve 'kalmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'لَّبِثْتُمْ', insanların kabirlerinde dirilişi bekledikleri süreyi ifade eder. Bu sürenin 'az' olarak nitelendirilmesi, ahiret hayatının sonsuzluğu karşısındaki kısalığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'قلة' (kıllet) kelimesinin 'azlık' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'قَلِيلًا', insanların dünya hayatında veya kabirde geçirdikleri sürenin, ahiret hayatının sonsuzluğu ve kıyamet gününün dehşeti karşısında ne kadar önemsiz ve kısa olduğunu vurgular. Bu, dünya hayatının geçiciliğine dikkat çeken bir ifadedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'قليل' (kalîl) kelimesinin 'miktarı az olan' veya 'süresi kısa olan' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'قَلِيلًا', insanların kabirde geçirdikleri sürenin, kıyamet gününün dehşeti ve ahiret hayatının sonsuzluğu ile karşılaştırıldığında ne kadar önemsiz ve kısa olduğunu belirtir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(52) (Yevme yed'uküm fetesteciybune Bi ham-diHİ ve tezunnune in lebistüm illâ kaliyla;)