Rabbukum a'lemu bikum in yeşe/ yerhamkum ev in yeşe/ yu'ażżibkum(c) vemâ erselnâke ‘aleyhim vekîlâ(n)
Rabbiniz sizi daha iyi bilir. (Durumunuza göre) dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni de onlara vekil olarak göndermedik.
Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, dilerse azab eder. Seni de onların üzerine vekil göndermedik.
İsrâ Suresi'nin 54. ayeti, Allah'ın kulları üzerindeki mutlak ilmini ve iradesini vurgularken, peygamberin görev sınırlarını da çizmektedir. Ayet, 'bilme', 'rahmet etme', 'azap etme' ve 'vekil olma' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudret ve beşeri sorumluluk ilişkisini ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' kelimesini bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. 'A'lem' ise en iyi bilen anlamına gelir ve bu ayette Allah'ın kullarının durumunu, geçmişini ve geleceğini en iyi bilen olduğunu vurgular, zira O'nun ilmi mutlak ve kuşatıcıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'i bir şeyi olduğu gibi kavramak olarak açıklar. Ayetteki 'a'lem' ifadesi, Allah'ın kullarının iç hallerini, niyetlerini ve amellerini, insanların kendilerinden bile daha iyi bildiğini, dolayısıyla hüküm verme yetkisinin yalnızca O'na ait olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rahmet'i acıma ve şefkat gösterme olarak açıklar. Bu ayetteki 'yerhamküm' ifadesi, Allah'ın dilediği takdirde kullarına günahlarını bağışlayarak, onlara dünya ve ahirette iyilikler ihsan ederek merhamet edeceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'rahmet'in kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik yapma isteği olduğunu belirtir. Allah için kullanıldığında ise bu, sadece iyilik ve ihsan anlamına gelir. Ayetteki 'yerhamküm', Allah'ın kullarına olan lütfunu ve bağışlayıcılığını, O'nun iradesine bağlı bir eylem olarak sunar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı gösterdiği lütuf ve ihsanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yerhamküm', Allah'ın kullarına olan bu lütfunun, O'nun mutlak iradesiyle gerçekleştiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'azap' kelimesinin 'tatlı sudan mahrum bırakmak' anlamından geldiğini ve mecazi olarak 'acı vermek, cezalandırmak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yu'azzibküm', Allah'ın dilediği takdirde, kullarının isyanları sebebiyle onlara ceza verebileceğini, bu cezanın da O'nun iradesine bağlı olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'azap'ı, bir şeyi engellemek veya bir şeyi acı verici kılmak olarak açıklar. Ayetteki 'yu'azzibküm' ifadesi, Allah'ın kullarına, işledikleri günahlar karşılığında, O'nun adaletinin bir gereği olarak ceza verebileceğini, bu cezanın da O'nun mutlak iradesine tabi olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vekil' kelimesini, işleri kendisine havale edilen, güvenilen kişi olarak açıklar. Ayetteki 'vekîlen' ifadesi, Hz. Peygamber'in görevinin insanları zorla imana getirmek veya onların amellerinden sorumlu olmak olmadığını, sadece tebliğci olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'vekil'i, bir işi başkasına bırakan veya başkasının işini üstlenen kişi olarak tanımlar. Bu ayetteki 'vekîlen' kelimesi, Hz. Peygamber'in görevinin insanları zorla hidayete erdirmek veya onların amellerinden sorumlu olmak olmadığını, sadece Allah'ın mesajını iletmekle yükümlü olduğunu açıkça belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vekil' kavramının Kur'an'da hem Allah için (işleri üzerine alan, koruyan) hem de insanlar için (işleri havale edilen, temsilci) kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'vekîlen' ifadesi, peygamberin insanları imana zorlama veya onların akıbetlerinden sorumlu olma gibi bir yetkisinin olmadığını, sadece bir elçi olduğunu vurgular.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(54) (Rabbüküm a'lemü Biküm* in yeşe' yerhamküm ev inyeşe' yuazzibküm* ve ma erselnâke aleyhim vekiylâ;)
“Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, dilerse azab eder. Seni de onların üzerine vekil göndermedik.”