Kâle eraeyteke hâżâ-lleżî kerramte ‘aleyye le-in aḣḣarteni ilâ yevmi-lkiyâmeti leahtenikenne żurriyyetehu illâ kalîlâ(n)
Yine demişti ki: "Benden üstün tuttuğun kişi bu mu, söyler misin? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, (azdırarak) kontrolüm altına alacağım."
(Yine İblis) dedi ki: "Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım."
Bu ayet, İblis'in Allah'a karşı isyanını ve insan soyuna yönelik tehdidini dile getirmektedir. Ayetteki anahtar kavramlar, İblis'in kibirini, Allah'ın takdirini sorgulamasını ve insan neslini saptırma arzusunu dilbilimsel ve semantik derinlikleriyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kerem, şeref ve yücelik anlamına gelir. Ayetteki 'kerrame' fiili, Allah'ın Hz. Âdem'i meleklere secde ettirerek ve ona ilim vererek diğer varlıklardan üstün kılması, ona özel bir değer atfetmesi anlamındadır. İblis, bu üstün kılmayı sorgulamaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kerem, burada 'faziletli kılmak, şerefli kılmak' manasındadır. İblis, Allah'ın Âdem'e verdiği bu fazileti, kendi yaratılışının (ateşten olması) daha üstün olduğu düşüncesiyle kabul etmemektedir. Ayetteki kullanım, İblis'in bu ilahi takdire itirazını yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kerem' kavramı, genellikle Allah'ın insana bahşettiği onur ve ayrıcalığı ifade eder. Bu ayette İblis'in ağzından çıkan 'kerrame' fiili, bu ilahi lütfun İblis tarafından bir haksızlık olarak algılanışını ve bu algının onun isyanının temelini oluşturduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Te'hîr, bir şeyi vaktinden sonraya bırakmak, geciktirmek demektir. Ayette İblis'in Allah'tan kıyamet gününe kadar yaşama izni istemesi ve bu iznin verilmesi üzerine kurduğu planı ifade eder. Bu erteleme, İblis'in insan neslini saptırma fırsatı olarak görülür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ahhara fiili, bir şeyi vaktinden sonraya bırakmak, mühlet vermek anlamındadır. İblis'in bu talebi, onun Allah'ın kudretini ve takdirini kabul etmeyişinin bir başka göstergesidir. Kıyamet gününe kadar verilen bu mühlet, İblis için bir meydan okuma ve intikam aracıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İhtinâk, atın yularını takıp onu istediği yöne sevk etmek gibidir. Burada mecazi olarak, İblis'in insan soyunu kendi iradesi altına alması, onları saptırarak istediği yöne çekmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, İblis'in insan üzerindeki mutlak hakimiyet arzusunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İhtinâk, bir şeyi tamamen kuşatmak, kontrol altına almak demektir. Ayetteki kullanımı, İblis'in insan neslini baştan çıkararak, onları doğru yoldan saptırarak kendi emrine amade kılma niyetini vurgular. Bu, onun Allah'a karşı olan isyanının bir uzantısıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hanek kökü, bir şeyi boğazlamak, kontrol altına almak anlamlarına gelir. 'Leah'tenikenne' ifadesi, İblis'in insan soyunu tamamen kendi etkisi altına alarak, onları doğru yoldan alıkoyma ve helake sürükleme konusundaki kesin kararlılığını ve yeminini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zürriyet, bir şeyden türeyen, ondan meydana gelen nesil demektir. Ayette, İblis'in hedef aldığı varlıklar olarak Hz. Âdem'in tüm soyu kastedilmektedir. Bu, İblis'in intikamının bireysel değil, tüm insan neslini kapsayan bir hedefi olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zürriyet, bir kişinin çocukları ve onların çocukları, yani nesli anlamına gelir. İblis'in 'zürriyetuhu' ifadesiyle kastettiği, Hz. Âdem'den kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlık neslidir. Bu, İblis'in planının geniş kapsamlılığını ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kalîl, az, küçük miktar demektir. Ayetteki 'illâ kalîlen' ifadesi, İblis'in tüm insan neslini saptırma iddiasına rağmen, Allah'ın koruması altındaki veya kendi iradesiyle doğru yolda kalan az sayıda insanın bu saptırmadan müstesna olacağını belirtir. Bu, Allah'ın adaletini ve kullarına olan lütfunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kalîl kelimesi, nicelik olarak azlığı ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, İblis'in mutlak bir başarı elde edemeyeceğini, Allah'a iman eden ve O'na sığınan bir grubun her zaman var olacağını vurgular. Bu, insan iradesinin ve Allah'ın hidayetinin önemini ortaya koyar.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(62) Kale eraeyteke hazelleziy kerramte aleyye, lein ahharteni ila yevmil kıyameti leahtenikenne zürriyyetehu illâ kaliyla;)
(Yine İblis) dedi ki: "Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım." Şeytan bizim çıtamızın yükseltmemize vesile oluyor, karşımızda böyle bir hasım olmasa biz daha atıl kalırız. Saîd-i Nursî hazretlerinin şeytan hakkında yaptığı açıklamalardan bir bölüm aktaralım:
“İblis. (Cenâb-ı Hakkk'ın emrine isyan ettiğinden rahmetinden kovulmuş, şerleri ve muzır şeyleri temsil eder ve ateşten yaratılmıştır. Bütün melekler Cenâb-ı Hakkk'ın emriyle Hazret-i Âdem'e secde ettiği halde
Şeytan: "O, topraktan yaratılmıştır, ben ateşten yaratıldım. Ben ondan daha kıymetli ve yükseğim" diye kibirlenerek, Cenâb-ı Hakkk'ın emrine karşı gelmiş ve Hazret-i Âdem'e secde etmediğinden, Allah'ın rahmetinden kovulmuştur. (Melâikelere şeytanlar musallat olmadıkları için, terakkiyatları yoktur. Makamları sâbittir, tebeddül etmez. Keza, hayvânâta dahi, şeytanlar musallat olmadıkları için, mertebeleri sâbittir, nâkıstır. Alem-i insaniyette, ise; merâtib-i terakkiyât ve tedenniyât, nihayetsizdir. Nemrutlardan, firavunlardan tut, tâ sıddıkin-i evliya ve enbiyaya kadar gâyet uzun bir mesâfe-i terakki var.” Burada da açıkça anlatıldığı gibi hayvanların ve meleklerin alçalmaları ve yücelmeleri yoktur, kendi mertebeleri itibarıyla ne iseler odurlar fakat insan kendisinde hem eksiler bulunan hem artılar bulunan bir varlıktır, şeytan dediğimiz varlık bizi eksiye doğru çeker, peygamber, veliler olan İlâh-î tecelli mahallaride bizi yukarıya doğru çekerler, işte bu arada bizim bireysel irademiz devreye girmektedir, eğer peygamber ve velilerin tavsiyelerine uyarsak âlâ-i illiyin’e çıkarız, onları göz ardı eder nefs ve şeytan istikametinden gidersek esfeli safiline, siccin’e inmiş oluruz.
Cenâb-ı Hakk bizlere bireysel hürriyet verdiği için sorumluluğumuz bu yönden oluyor, ya toprağa dönük yaşayarak kalıyoruz vehmi, hayvani ve cinni özellikte ya da ruha dönük bir hayat yaşayarak İlâhiyyat mertebesinde yükseliyoruz, bu iki sonsuz mertebe içinde insan çabalayıp duruyor.