İżen leeżaknâke di'fe-lhayâti vedi'fe-lmemâti śümme lâ tecidu leke ‘aleynâ nasîrâ(n)
İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın.
O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın.
İsrâ Suresi 75. ayet, peygamberin sapması durumunda karşılaşacağı şiddetli azabı ve yardımcısız kalacağını vurgulayarak, ilahi adaletin ve peygamberlik makamının ciddiyetini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Ayet, 'tatmak', 'kat kat' ve 'yardımcı' gibi kavramlar üzerinden tehdidin derinliğini ve sonuçlarının ağırlığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zevk' (ذوق) kelimesinin aslen bir şeyi dil ile tatmak olduğunu, ancak mecazi olarak bir şeyin sonucunu veya etkisini deneyimlemek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'le'ezaknâke' (لأذقناكَ) ifadesi, peygamberin sapması durumunda karşılaşacağı azabın şiddetini ve acısını bizzat tecrübe edeceğini vurgular, bu da azabın sadece bir ceza değil, aynı zamanda derin bir deneyim olacağını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki 'tatmak' (ذوق) fiilinin genellikle iyi veya kötü bir şeyin sonucunu görmek, tecrübe etmek anlamında mecazi olarak kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, peygamberin ilahi emirden sapması durumunda, hayatında ve ölümünde kat kat azabı 'tadacağını', yani bu azabın tüm şiddetiyle ona isabet edeceğini ve onu derinden etkileyeceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zevk' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel tatma değil, aynı zamanda bir olayın veya durumun psikolojik ve manevi etkisini deneyimleme anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'le'ezaknâke' ifadesi, peygamberin sapması durumunda yaşayacağı azabın sadece dışsal bir ceza değil, aynı zamanda içsel bir ıstırap ve derin bir tecrübe olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dı'f' (ضعف) kelimesinin bir şeyin misli veya daha fazlası olduğunu, genellikle bir şeyin katlanarak artmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'dı'fe'l-hayâti ve dı'fe'l-memâti' (ضعف الحياة وضعف الممات) ifadesi, peygamberin sapması durumunda karşılaşacağı azabın hem dünya hayatında hem de ölümden sonraki hayatta kat kat artarak şiddetleneceğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'dı'f' kelimesinin bir şeyin iki katı veya daha fazlası anlamına geldiğini ve genellikle bir cezanın veya mükafatın artırılmasını ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki kullanımı, peygamberin makamının yüceliği nedeniyle, olası bir sapmanın cezasının diğer insanlara göre çok daha ağır, yani kat kat olacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'dı'f' kelimesinin Kur'an'da niceliksel bir artışı ifade ettiğini ve genellikle bir cezanın veya ödülün katlanarak büyümesini simgelediğini belirtir. Ayetteki 'dı'fe'l-hayâti ve dı'fe'l-memâti' ifadesi, peygamberin hatasının sonuçlarının hem bu dünyada hem de ahirette katlanarak büyüyeceğini, yani cezanın şiddetinin misliyle artacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayât' (حياة) kelimesinin aslen canlılık ve varoluş hali olduğunu, Kur'an'da hem dünya hayatı hem de ahiret hayatı için kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'dı'fe'l-hayâti' (ضعف الحياة) ifadesi, peygamberin dünya hayatında karşılaşacağı azabın kat kat olacağını, yani bu dünyadaki varoluşunun acılarla dolu olacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hayât' kelimesinin genel olarak varoluş ve canlılık anlamında kullanıldığını, ancak Kur'an'da genellikle dünya hayatı ve ahiret hayatı bağlamında geçtiğini ifade eder. Ayetteki 'dı'fe'l-hayâti' ifadesi, peygamberin dünya hayatında karşılaşacağı azabın şiddetini ve bu azabın onun yaşamını derinden etkileyeceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'memât' (ممات) kelimesinin 'mevt' (موت) ile aynı kökten geldiğini ve ölüm halini veya ölüm yerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'dı'fe'l-memâti' (ضعف الممات) ifadesi, peygamberin ölüm anında veya ölümden sonraki hayatında karşılaşacağı azabın da kat kat olacağını, yani ahiret azabının şiddetini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'memât' kelimesinin 'mevt' ile eş anlamlı olarak kullanıldığını ve ölüm halini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, peygamberin sapması durumunda, sadece dünya hayatında değil, aynı zamanda ölümden sonraki süreçte de kat kat azaba uğrayacağını, bu da cezanın kapsamının genişliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasîr' (نصير) kelimesinin 'nasr' (نصر) kökünden geldiğini ve yardım eden, destek olan kişi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ tecidu leke aleynâ nasîrâ' (لا تجد لك علينا نصيرا) ifadesi, peygamberin ilahi emirden sapması durumunda, Allah'ın azabına karşı kendisine yardım edebilecek hiçbir kimseyi bulamayacağını, yani ilahi adaletin mutlak ve karşı konulamaz olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nasîr' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın yardımına karşı veya Allah'tan başka bir yardımcının olamayacağını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, peygamberin Allah'a karşı bir hata yapması durumunda, Allah'ın azabından onu koruyacak veya ona yardım edecek hiçbir gücün bulunmayacağını, bu da ilahi kudretin üstünlüğünü gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nasîr' kelimesinin mübalağa kalıbında bir isim olduğunu ve çokça yardım eden anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'nasîrâ' ifadesi, peygamberin Allah'ın azabına maruz kalması durumunda, ona en ufak bir yardımda bulunabilecek dahi kimsenin olmayacağını, bu da cezanın kaçınılmazlığını ve mutlaklığını pekiştirir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(75) İzen leezaknake dı'fel hayati ve dı'fel memati sümme lâ tecidü leke aleynâ nasıyra;)
“O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın.”