Ve-in kâdû leyestefizzûneke mine-l-ardi liyuḣricûke minhâ(s) ve-iżen lâ yelbeśûne ḣilâfeke illâ kalîlâ(n)
Seni o yerden (Mekke'den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı.
(Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır.
İsrâ Suresi'nin 76. ayeti, Hz. Peygamber'i memleketinden çıkarmaya yönelik düşmanların çabalarını ve bu eylemin sonuçlarını ele almaktadır. Ayet, 'istifzâz' (yerinden oynatma, zorlama) ve 'ihrâc' (çıkarma) fiilleri üzerinden bu baskıyı, 'lebese' (kalmak, durmak) fiili üzerinden ise bu eylemin ardından düşmanların akıbetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fezz' kökünü 'hafiflik, sürat ve yerinden oynatma' anlamlarıyla ilişkilendirir. 'İstifzâz' ise bir şeyi yerinden oynatmaya, sarsmaya veya birini rahatsız edip kaçırmaya çalışmak demektir. Ayetteki kullanımı, müşriklerin Hz. Peygamber'i Medine'den zorla çıkarmak için gösterdikleri yoğun çabayı ifade eder, bu da onun huzurunu bozma ve onu yerinden etme gayretidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'istefezze' fiilini 'harekete geçirmek, yerinden oynatmak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, müşriklerin Hz. Peygamber'i memleketinden çıkarmak için onu kışkırtma, rahatsız etme ve zorlama eylemlerini mecazi olarak ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir çıkarma değil, aynı zamanda psikolojik bir baskı ve tacizdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin dinamik anlamlarını incelerken, 'istifzâz' gibi fiillerin sadece fiziksel bir eylemi değil, aynı zamanda bir niyet ve baskı sürecini de içerdiğini belirtir. Ayetteki 'leyestefizzûneke' ifadesi, düşmanların Hz. Peygamber'i yerinden etme konusundaki ısrarlı ve rahatsız edici çabalarını, onu huzursuz ederek bu kararı almaya zorlama niyetlerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hurûc' kelimesinin 'bir yerden ayrılmak, dışarı çıkmak' anlamını taşıdığını belirtir. 'İhrâc' ise birini bir yerden çıkarmak, sürgün etmek demektir. Ayetteki 'liyuhrîcûke' ifadesi, müşriklerin Hz. Peygamber'i Mekke'den zorla uzaklaştırma, yani hicrete zorlama niyetlerini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hurûc'u 'bir şeyin bulunduğu yerden ayrılması' olarak tanımlar. 'İhrâc' ise bu ayrılmayı başkası tarafından sağlamaktır. Ayetteki kullanım, düşmanların Hz. Peygamber'i kendi iradesi dışında, zorla ve baskıyla memleketinden uzaklaştırma eylemini ifade eder. Bu, sadece bir ayrılık değil, aynı zamanda bir kovulma ve sürgün etme eylemidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hurûc' ve 'ihrâc' kelimelerinin Kur'an'daki kullanım bağlamlarını incelerken, bu kelimelerin genellikle bir yerden ayrılma, çıkma veya çıkarılma eylemini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'liyuhrîcûke' ifadesi, düşmanların Hz. Peygamber'i memleketinden zorla çıkarma, yani hicrete mecbur bırakma niyetini ve eylemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lebs' kökünü 'bir yerde durmak, ikamet etmek, beklemek' anlamlarıyla açıklar. 'Yelbesûne' fiili, bir yerde uzun süre kalmak veya beklemek anlamına gelir. Ayetteki olumsuz kullanımı ('lâ yelbesûne'), Hz. Peygamber'i çıkardıktan sonra düşmanların o yerde uzun süre kalamayacaklarını, yani kısa sürede helak olacaklarını veya oradan uzaklaştırılacaklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'lebs' kelimesinin 'bir yerde durmak, ikamet etmek ve beklemek' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yelbesûne' ifadesi, düşmanların Hz. Peygamber'i çıkardıktan sonra o yerde kalma sürelerinin çok kısa olacağını, yani ilahi bir ceza olarak onların da oradan uzaklaştırılacaklarını veya helak edileceklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'lebese' fiilinin 'bir yerde kalmak, durmak' anlamını taşıdığını ve genellikle bir zaman dilimiyle ilişkilendirildiğini ifade eder. Ayetteki 'lâ yelbesûne illâ kalîlen' ifadesi, düşmanların Hz. Peygamber'i çıkardıktan sonra o yerde kalma sürelerinin 'çok az' olacağını, yani ilahi bir müdahale ile kısa sürede cezalandırılacaklarını ve oradan yok olacaklarını bildirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'half' kökünü 'bir şeyin arkası, ardı' olarak açıklar. 'Hilâf' ise 'bir şeyin ardından gelmek, yerine geçmek' veya 'bir şeyden sonra olmak' anlamlarına gelir. Ayetteki 'hilâfeke' ifadesi, Hz. Peygamber'in memleketinden çıkarılmasından 'sonra'ki zaman dilimini, yani onun ayrılışının hemen akabinde düşmanların durumunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'half' kelimesinin 'bir şeyin arkası, ardı' ve 'bir şeyden sonra gelmek' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Hilâfeke' ifadesi, Hz. Peygamber'in ayrılmasının 'ardından' düşmanların karşılaşacağı akıbeti vurgular. Bu, bir zaman sıralamasını ve bir olayın diğerini takip ettiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hilâf' kelimesinin 'sonra' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'hilâfeke' ifadesi, Hz. Peygamber'in memleketinden çıkarılmasından 'sonra' düşmanların orada çok az kalacaklarını, yani bu eylemin hemen ardından ilahi bir ceza ile karşılaşacaklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalle' kökünü 'az olmak, eksik olmak' anlamlarıyla açıklar. 'Kalîl' ise 'az, cüzi' demektir. Ayetteki 'illâ kalîlen' ifadesi, düşmanların Hz. Peygamber'i çıkardıktan sonra o yerde kalma sürelerinin 'çok az' olacağını, yani kısa sürede helak olacaklarını veya oradan uzaklaştırılacaklarını kesin bir dille belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kalîl' kelimesinin 'azlık' ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'illâ kalîlen' ifadesi, düşmanların Hz. Peygamber'i çıkardıktan sonra o yerde kalma sürelerinin 'çok kısa' olacağını, yani ilahi bir ceza olarak onların da kısa sürede yok olacaklarını veya oradan sürüleceklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kalîl' kelimesinin Kur'an'daki kullanım bağlamlarını incelerken, bu kelimenin genellikle bir şeyin miktarının veya süresinin 'azlığını' ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'illâ kalîlen' ifadesi, düşmanların Hz. Peygamber'i çıkardıktan sonra o yerde kalma sürelerinin 'çok sınırlı' olacağını, yani ilahi bir müdahale ile kısa sürede cezalandırılacaklarını ve oradan yok olacaklarını bildirir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(76) (Ve in kâdu leyestefizzuneke minel Ardı li yuhricuke minha ve izen la yelbesune hılafeke illâ kaliyla;)
(Ey Muhammed!) “Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır.” Hicretin hakikatini çok iyi anlamamız gerekiyor, bütün
âlemler kendisi için varolunan Efendimiz (s.a.v.) Mekkeyi Mükeremmeden dışarıya niye çıkartıldı,? Cenâb-ı Hakk tabi ki onu korumaktan aciz değildi.
Eğer Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v.) kabri şerirleri Mekke-i Mükerreme de olsaydı ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı yani Kâ’be-i Şerifin gölgesinde kalacak ve Hakikati Muhammediye müstakil bir oluşum değil tabi bir makam hükmüne girecekti.
Medine’ye hicret zat şehrinden medeni yani bir başka sıfat şehrine gönderilmesi idi yani zâtı’nın dışına çıkması idi ve Medine-i Münevvere’yi Cenâb-ı Hakk Hz. Rasûlüllah (s.a.v) a bir bayrak, bir müstakil hükümranlık olarak bu yüzden verdi eğer Mekke de kalmış olsaydı bu özellik oluşmaz idi.
Medine-i Münevvere’ye gidipte Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v.) o rüzgârına, o ruhaniyyetine, maneviyatına kapıldığı zaman kişi herşeyi unutur çünkü orası Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şanına ayrılmıştır, zâhir ve bâtın Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v.) muhabbet rüzgarları esmektedir orada, insanı sarhoş eder ve şaşkın şaşkın dolaştırır.
Orada “Allah batında” “Hakikati Muhammedi zâhirdedir” ve o nedenle burası Cemâl tecellisinin yeridir. Oradan Mekke-i Mükerreme ye geçildiğinde insanı azameti İlâhiyye sarar orada da herşeyi unutursun ve orada “Allah zâhir” “peygamber (s.a.v) bâtın olur” ve orası da Celâl tecellisidir, yakar geçer. Mekke arazi olarakta, iklim olarakta serttir, insanlarıda serttir.