Sunnete men kad arselnâ kableke min rusulinâ(s) velâ tecidu lisunnetinâ tahvîlâ(n)
Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın.
Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin.
İsrâ Suresi 77. ayet, Allah'ın peygamberlere uyguladığı değişmez sünnetini ve bu sünnette bir değişiklik bulunamayacağını vurgulamaktadır. Ayet, ilahi yasaların evrenselliğini ve sürekliliğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sünnet kelimesi, 'yol, gidişat, adet' anlamına gelir. Allah'ın sünneti ise, O'nun hikmetine uygun olarak belirlediği ve değiştirmeyeceği ilahi kanunlardır. Ayetteki 'sünnetenâ' ifadesi, Allah'ın peygamberlere yönelik muamelesindeki değişmez ilahi prensipleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sünnet, 'tarîka' yani yol demektir. Ayetteki 'sünnete men kad erselnâ' ifadesi, Allah'ın önceki peygamberlere uyguladığı ve onlara yardım etme, düşmanlarını helak etme gibi değişmez ilahi kanunlarını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sünnetullah' kavramı, Allah'ın evrende ve insanlık tarihinde işleyen değişmez yasalarını ifade eder. Bu ayetteki 'sünnetenâ' da, Allah'ın peygamberlerine yönelik muamelesindeki bu değişmez ilahi düzeni ve kanunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İrsâl, 'göndermek' demektir. Ayetteki 'erselnâ' fiili, Allah'ın peygamberleri insanlara hidayet rehberi olarak görevlendirmesini ve onlara vahyini ulaştırmalarını emretmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resul, 'gönderilen' demektir. 'Ersalnâ' fiili ise, Allah'ın elçilerini belirli bir görevle, yani ilahi mesajı tebliğ etmek üzere gönderme eylemini anlatır. Bu, ilahi iradenin tecellisidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Resul kelimesi, 'risalet' kökünden gelir ve 'gönderilen, elçi' anlamına gelir. Ayetteki 'rusulinâ' ifadesi, Allah'ın kendi katından seçip insanlara gönderdiği, vahiy ile desteklediği peygamberler topluluğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Resul, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştırmakla görevli olan kişidir. 'Rusulinâ' ifadesi, Allah'ın bu elçilerine uyguladığı değişmez sünnetin, yani ilahi kanunların bir parçası olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vücud, 'bulmak, elde etmek' anlamına gelir. Ayetteki 'lâ tecidu' ifadesi, Allah'ın sünnetinde herhangi bir değişiklik veya sapma bulmanın imkansızlığını vurgular. Bu, ilahi yasaların mutlak ve değişmez olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tecidü fiili, sadece fiziksel olarak bulmayı değil, aynı zamanda bir şeyin varlığını idrak etmeyi ve ona şahit olmayı da içerir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın sünnetinde bir değişiklik aramanın veya böyle bir değişikliğe rastlamanın mümkün olmadığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tahvil, 'bir şeyi bulunduğu halden başka bir hale nakletmek, değiştirmek' demektir. Ayetteki 'lâ tecidu li-sunnetinâ tahvîlen' ifadesi, Allah'ın koyduğu yasaların ve sünnetinin asla değiştirilemeyeceğini, dönüştürülemeyeceğini ve sabit olduğunu kesin bir dille ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tahvil, 'değişim, dönüşüm' anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın sünnetinin zamanla veya şartlarla değişime uğramayacağını, aksine ebediyen geçerli ve sabit kalacağını vurgular. Bu, ilahi iradenin mutlaklığını gösterir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(77) (Sünnete men kad erselna kableke min Rusulinâ ve la tecidü li sünnetina tahviylâ;)
“Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamber-lerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin.”
Cenâb-ı Hakk için değişir veya değişmez diye bir kayıt koymamız mümkün değildir.
Güneşin doğup batması, ayın düzenli olarak hilâlden bedir haline ulaşması vb. bunlar Allah’ın değişmeyen bir sünneti olduğu gibi burada daha önceki peygamberlerinde yerlerinden sürüldüklerini ve hicretle ilgili olarak bunun tabii bir seyrin içerisinde oluşan bir hâdise olduğunu belirtiyor, Allah’ın en büyük yasası Kûr’ân-ı Kerîm’dir, Kûr’ân’ın en büyük taşıyıcısıda insandır, onun için hafızlara hameliyi Kûr’ân denir. Varoluşları itibarıyla bütün insanlar hameleyi Kûr’ân’dır yani Kûr’ânı taşıyanlardır, çünkü her bir insan Kûr’ânın bir harfi hükmünde, herbirerlerimizde esmâ-i İlâhiyyenin tümü mevcut olduğu için. Bizler kendimizde mevcut olan bu esmâ-i İlâhiyyeyi ne kadar faaliyete geçirebilirsek bizim özel Kûr’ân’ımızda o kadar Âyetten meydana gelmiş olacaktır.
İnsân-ı Kâmil bütün Âyetleri kendi varlığında bulundurduğundan, hem en büyük Âyet İnsân-ı Kâmil’dir hemde en geniş mânâda Kûr’ân’ın taşıyıcısıdır.
Zâlim ve câhil olan insân’a yüklenen bu hakikatlerde, bu ifadeler yerme gibi gözüküyorsa da aslı itibarıyla iltifattır. İnsân-ı Kâmil câhildir, kendi nefsinin câhilidir, beşeriyetinden sıyrılmıştır, Hakk’a ariftir, zâlimdir çünkü amaiyyet hakikatine ulaşmıştır, nefsani beşeriyetteki karanlık anlamı değildir orada anlatılmak istenen. Kelimelere sadece zâhir anlamlarıyla baktığımızdan özümüz, hakikatimiz çok zor bulunmaktadır.
Allah’ın kendi hakikatlerini Kûr’ân-ı Kerîm’de, Kûr’ân-ı Kerîm’in hakikatlerinide İnsân-ı Kâmilde zuhura getirmesinde ve bunu hiç kesilmeksizin böyle sürdürme-sinde değişiklik bulamazsın, yani bu eğitimin alınmasında değişiklik yoktur.
Senden önceki peygamberler nasıl ki kendi
mertebeleri itibarıyla nasıl bir sistemden geçti iseler sende kendi merteben itibarıyla o sistemden geçeceksin. Örneğin ilkokul okuyan öğrenci ile üniversite okuyan öğrencilerin ilimleri farklıdır fakat dersin çalışılması açısından aralarında fark yoktur. İşte Âdem (a.s.) dan başlayan ilmi İlâhiyye ile Hz. Rasûlüllah’a (s.a.v.) kadar gelen bu seyir ondan sonrakiler içinde aynıdır, bunda değişiklik bulamazsın ve bu eğitimi başka türlü alamazsın denmektedir.