Nahnu nakussu ‘aleyke nebeehum bilhakk(i)(c) innehum fityetun âmenû birabbihim vezidnâhum hudâ(n)
Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.
Kehf Suresi 13. ayet, Ashab-ı Kehf kıssasının başlangıcını sunarak, gençlerin imanını ve Allah'ın onlara olan hidayetini vurgular. Ayet, 'kıssa anlatma', 'gençlik', 'iman' ve 'hidayet' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi bir anlatımın gerçekliğini ve gençlerin Rablerine olan bağlılığını dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kassa' fiilinin 'iz sürmek, bir şeyin ardına düşmek' anlamından geldiğini belirtir. Ayetteki 'nakussu' ifadesi, Allah'ın kıssayı tüm detaylarıyla, sanki izini sürerek anlatması gibi bir kesinlik ve doğrulukla aktardığını gösterir. Bu, anlatılanın hakikatini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kassa' fiilinin 'haber vermek, anlatmak' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu ifade eder. Ayetteki 'nakussu aleyke' ifadesi, Allah'ın bu haberi Peygamber'e özel olarak, bir lütuf ve bilgilendirme amacıyla aktardığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kass' kökünün 'iz sürmek, bir şeyin peşinden gitmek' anlamından türediğini ve 'kıssa'nın da bu izlenilen, takip edilen olaylar zinciri olduğunu belirtir. Ayetteki 'nakussu' fiili, Allah'ın bu kıssayı en doğru ve eksiksiz şekilde, sanki olayların izini sürerek anlattığını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nebe'' kelimesinin 'büyük ve önemli haber' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'nebe'ahum' ifadesi, Ashab-ı Kehf'in hikayesinin sıradan bir olay değil, derin anlamlar taşıyan, ibret alınması gereken mühim bir haber olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nebe''nin 'faydalı, büyük ve doğru haber' olduğunu, 'haber'den daha özel ve vurgulu bir anlam taşıdığını açıklar. Ayetteki 'nebe'ahum' ifadesi, Allah'ın anlattığı bu kıssanın doğruluğunu, önemini ve içerdiği hikmetleri işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nebe'' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi vahiy veya peygamberlik haberleri gibi büyük ve önemli olaylar için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'nebe'ahum' ifadesi, Ashab-ı Kehf kıssasının sadece bir hikaye değil, ilahi bir mesaj ve ibret vesilesi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fetâ' kelimesinin 'genç, delikanlı' anlamına geldiğini ve genellikle yaşça genç olan kişileri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fityetun' kelimesi, Ashab-ı Kehf'in yaşça genç olmalarına rağmen büyük bir iman ve cesaret gösterdiklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'fetâ' kelimesinin hem yaşça gençliği hem de cömertlik, yiğitlik gibi olumlu vasıfları ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki 'fityetun' kelimesi, bu gençlerin sadece yaşça değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi olarak da üstün niteliklere sahip olduklarını ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fetâ' kelimesinin Kur'an'da genellikle olumlu bağlamlarda, gençliğin getirdiği dinamizm ve saflıkla ilişkilendirildiğini ifade eder. Ayetteki 'fityetun' kelimesi, bu gençlerin imanlarının samimiyetini ve Rablerine olan bağlılıklarının gücünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân' kelimesinin 'tasdik etmek, güvenmek ve emniyette olmak' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'âmenû' fiili, gençlerin sadece kalben tasdik etmekle kalmayıp, aynı zamanda Rablerine tam bir güven duyduklarını ve bu sayede manevi bir emniyete kavuştuklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îmân'ın 'kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla amel'den ibaret olduğunu belirtir. Ayetteki 'âmenû' fiili, Ashab-ı Kehf'in imanlarının sadece bir sözden ibaret olmadığını, aksine tüm varlıklarıyla Rablerine teslim olduklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'îmân' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda Allah'a karşı bir güven ve teslimiyet eylemi olduğunu vurgular. Ayetteki 'âmenû' fiili, gençlerin Rablerine olan imanlarının, onları içinde bulundukları müşrik toplumdan ayrılmaya ve zorluklara göğüs germeye sevk eden güçlü bir motivasyon olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hüdâ' kelimesinin 'doğru yolu göstermek, rehberlik etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zidnâhum huden' ifadesi, Allah'ın bu gençlerin imanlarını ve doğru yoldaki sebatlarını artırarak onlara özel bir lütufta bulunduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüdâ'nın 'bilinçli bir şekilde doğru yola iletmek' olduğunu ve bazen Allah'tan gelen ilahi rehberliği ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'zidnâhum huden' ifadesi, gençlerin zaten doğru yolda olmalarına rağmen, Allah'ın onlara daha fazla anlayış, basiret ve sebat ihsan ettiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hüdâ'nın 'delil ve işaretlerle doğru yolu bulmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zidnâhum huden' ifadesi, Allah'ın gençlere sadece doğru yolu göstermekle kalmayıp, aynı zamanda bu yolda ilerlemeleri için gerekli olan delilleri ve manevi güçleri de artırdığını ifade eder.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Her ne kadar o gün bu ayet Efendimizi (s.a.v) muhatap alıyorken, bugün artık hepimiz bu ayetin hükmü altında muhatabıyız.
وَرَبَطْنَاعَلَى قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِلَن نَّدْعُوَ مِن دُونِهِ إِلَهاً لَقَدْ قُلْنَا إِذاً شَطَطاً
14-) Ve rabatna alâ kulubihim iz kamu fekalu Rabbuna RabbüsSemavati vel Ardı len ned'uve min duniHİ ilâhen lekad kulna izen şatata;