Felemmâ beleġâ mecme'a beynihimâ nesiyâ hûtehumâ fetteḣaże sebîlehu fî-lbahri serabâ(n)
Onlar iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.
Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.
Kehf Suresi 61. ayet, Hz. Musa ve genç arkadaşının yolculuğunda balığın kayboluşunu anlatır. Ayet, 'meczema', 'nesiya', 'hût' ve 'serab' gibi anahtar kavramlar üzerinden, ilahi takdirin ve unutkanlığın yolculuktaki rolünü dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bülûğ' kelimesinin bir şeye ulaşmak, son noktasına varmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'belagâ' fiili, Hz. Musa ve arkadaşının belirli bir hedefe, yani iki denizin birleştiği yere varmalarını ifade eder. Bu, fiziksel bir ulaşımın yanı sıra, ilahi bir takdirin de gerçekleştiği bir dönüm noktasını işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'bülûğ'u bir şeyin nihayetine ermesi, kemale ulaşması olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, yolculuğun belirli bir aşamasının tamamlandığını ve yeni bir olayın (balığın kaybolması) vuku bulacağı ana gelindiğini gösterir. Bu, sadece bir yere varmak değil, aynı zamanda bir olayın başlangıcı için gerekli şartların oluşmasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mecma'' kelimesini 'iki şeyin bir araya geldiği yer' olarak açıklar. Ayetteki 'mecma'a beynihimâ' ifadesi, iki denizin birleştiği, yani suların karıştığı coğrafi bir noktayı ifade eder. Bu nokta, aynı zamanda hikayenin kritik bir anının geçtiği yerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mecma'' kelimesinin mecazi olarak da kullanılabileceğini belirtse de, bu ayetteki kullanımının daha çok somut bir birleşme noktasına işaret ettiğini vurgular. İki denizin birleştiği yer, balığın kaybolduğu ve Hz. Musa'nın aradığı kul ile karşılaşacağı yer olması hasebiyle sembolik bir öneme de sahiptir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cem'' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle bir araya gelme, toplama ve birleştirme anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Mecma'' bu bağlamda, sadece fiziksel bir birleşme noktası değil, aynı zamanda ilahi bir planın iki farklı unsurunun (Hz. Musa'nın yolculuğu ve Hızır ile karşılaşması) birleştiği bir kavşak noktasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nisyan'ı bir şeyi hatırdan çıkarmak, unutmak olarak tanımlar. Ayetteki 'nesiyâ' fiili, Hz. Musa ve arkadaşının balığı unutmalarını ifade eder. Bu unutkanlık, ilahi bir takdirin parçasıdır ve balığın kaybolmasına zemin hazırlar. Râgıb, nisyanın bazen kasıtlı, bazen de kasıtsız olabileceğini belirtir; bu durumda kasıtsız bir unutkanlıktır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nisyan' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyi gözden kaçırma, ihmal etme ve dolayısıyla bir olayın seyrini değiştirme potansiyeli taşıyan bir eylem olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'nesiyâ', balığın kayboluşu için bir vesile teşkil eden, ancak ilahi hikmetin bir parçası olan bir unutkanlıktır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hût' kelimesinin genel olarak balık anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'hût' ise, Hz. Musa ve arkadaşının yanlarında taşıdıkları, dirilip denize atlayacak olan özel balıktır. Bu balık, hikayenin anahtar sembollerinden biridir ve ilahi bir mucizeyi temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hût' kelimesinin büyük balıklar için kullanıldığını ve Kur'an'da farklı bağlamlarda geçtiğini ifade eder. Bu ayetteki 'hût', sadece bir balık olmaktan öte, ilahi bir işaretin taşıyıcısıdır ve Hz. Musa'nın aradığı kul ile karşılaşmasının alametidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'serab' kelimesinin 'yol, geçit' anlamına geldiğini ve bu ayette balığın denizde açtığı, adeta bir tünel gibi iz bırakan yolu ifade ettiğini belirtir. Bu, balığın mucizevi bir şekilde denizde hareket ettiğini ve geride belirgin bir iz bıraktığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'serab' kelimesinin mecazi olarak da kullanılabileceğini, ancak bu ayetteki kullanımının balığın denizde açtığı somut bir yolu ifade ettiğini belirtir. Bu yol, sadece bir iz değil, aynı zamanda ilahi bir mucizenin görsel bir kanıtıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'serab' kelimesinin 'su içinde açılan yol' veya 'toprak altında açılan tünel' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'serabâ' kelimesi, balığın denizde adeta bir tünel açarak ilerlemesini, bu durumun olağanüstülüğünü ve ilahi kudretin bir göstergesi olduğunu vurgular.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Balığın dirilmesi konusunda tefsirlerde bir çok ifadeler bulunmaktadır, tuzlu ve ölü balığın iki denizin birleştiği yerde dirilmesi, fakat onlar oraya geldiklerinin henüz farkında değiller tabi ve kişi olarak Hızır (a.s.) Mûsâ (a.s.) ve Yuşa (a.s.) var yani üç değişik mertebenin temsilcileri, Hızır (a.s.) Ledün ilmi hakikati üzere, Musa (a.s.) zâhir, şeriat ilmi hakikati üzere, Yuşa (a.s.) bunların tasdikçisi, kabul edicisi ve yardımcısı, haber verme görevi gence veriliyor fakat o bunu unutuyor ve daha sonra “Bana bunu şeytan unutturdu” diyerek izah ediyor.
Bu üç mertebe herbirerlerimizde mevcut fakat bizler bunu tam olarak faaliyete geçiremiyoruz şer’i olan beden tarafı-mız o mertebedeki Mûseviyyet hakikatini ifade etmekte, batın olan ruh, Rahmani tarafımızda Hızır hakikatini ifade etmekte, Genç’te bizde çalışma azmi olan kendi faaliyetlerimizi ifade etmekte, bu üç özellik bir araya toplandığı zaman, deniz öğesi olan balık ve deniz de İlâh-î denizdir, işte belirli kimseler tarafından bu İlâh-î deryadan çıkartılan balık daha sonra kendi haline uygun olmayan yerlerde yaşamasını sürdürmektedir, balık ölü dahi olsa maddi olarak varlığı devam etmektedir fakat hareket kabiliyeti yok, fakat iki denizin birleştiği yere(bu yere zâhir ve bâtın ilminin birleştiği yerde diyebiliriz ayrıca) gelinip üç kişi ile ifade edilen hakikatler bir araya geldiğinde ölü balıklar diriliyor, bu da demektir ki;
Hakikati İlâhiyyenin bizlerde sûret olarak batında kalmış olması ancak zaman ve zemin müsait olduğunda hemen faaliyete geçmesidir.
Bu öyle bir balık ki gönül alemimizde dolaşan fakat biz gaflette kaldığımız için tuzlayıp rafa kaldırdığımız, ancak iki denizin birleştiği yerde Mûsâ-Hızır-Genç buluşmasıyla tekrar faaliyete geçen bir balıktır.
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن سَفَرِنَاهَذَا نَصَباً
62-) Felemma caveza kale lifetahu atina ğadaena lekad lekıyna min seferina hazâ nesaba;