Kâle elem ekul inneke len testatî'a me'iye sabrâ(n)
Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
(Hızır:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
Bu ayet, Hızır'ın Musa'ya hitaben, kendisiyle birlikte sabretme konusundaki yetersizliğini vurguladığı bir diyalog parçasıdır. Anahtar kavramlar, sabır ve istitaat (güç yetirme) üzerine odaklanarak, ilahi hikmetin insan idrakini aşan yönlerini işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin dille ifade edilmesi, sözlü beyan anlamına gelir. Ayetteki 'أَقُلْ' ifadesi, Hızır'ın daha önce Musa'ya yaptığı uyarıyı hatırlatması ve bu uyarının bir söz olarak vuku bulduğunu belirtir. Bu, sadece bir düşünce değil, açıkça dile getirilmiş bir ikazdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavl (قول) kelimesi Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Burada 'أَقُلْ' fiili, Hızır'ın Musa'ya yönelik kesin ve net bir ifadesini, bir nevi önceden bildirimini ifade eder. Bu, mecazi anlamda bir 'söz verme' veya 'uyarıda bulunma' değil, doğrudan bir 'söyleme' eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tav' (طوع) kelimesi, bir şeye kolaylıkla boyun eğmek, itaat etmek veya bir şeyi yapmaya gücü yetmek anlamlarına gelir. İstitaat (استطاعة) ise, bir şeyi yapmaya kudret ve imkan bulmak demektir. Ayetteki 'لَن تَسْتَطِيعَ' ifadesi, Musa'nın Hızır'ın fiillerine sabretme konusunda mutlak bir yetersizliğe sahip olduğunu, bu konuda bir kudretinin olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstitaat (استطاعة), bir fiili gerçekleştirmek için gerekli olan tüm araçlara ve güce sahip olmak demektir. Bu ayette 'لَن تَسْتَطِيعَ' ifadesi, Musa'nın Hızır'ın eylemlerinin ardındaki hikmeti kavrama ve bu eylemlere karşı sabır gösterme konusunda tam bir acziyet içinde olduğunu, bu konuda hiçbir imkanının bulunmadığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstitaat kavramı, Kur'an'da genellikle insanın iradesi ve eylem kapasitesi bağlamında ele alınır. Burada 'lâ testatî' (güç yetiremezsin) ifadesi, Musa'nın sadece irade eksikliği değil, aynı zamanda Hızır'ın eylemlerinin ilahi boyutunu idrak etme kapasitesinin de sınırlı olduğunu gösterir. Bu, insanın sınırlı bilgisinin bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabr (صبر), nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve tahammül etmek demektir. Ayetteki 'صَبْرًا' kelimesi, Musa'nın Hızır'ın yaptığı, zahiren yanlış görünen işlere karşı içsel bir direnç göstermesi, aceleci davranmaması ve sonunu beklemesi gerektiğini ifade eder. Bu, sadece beklemek değil, aynı zamanda içsel bir metanet ve tahammül halidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sabr (صبر), bir şeye karşı dayanıklılık göstermek ve kendini tutmak anlamına gelir. Bu ayette 'صَبْرًا' kelimesi, Musa'nın Hızır'ın eylemlerinin ardındaki hikmeti bilmediği için ortaya çıkan şaşkınlık ve itiraz etme eğilimine karşı koyması gerektiğini belirtir. Bu, bir nevi 'sükût etme' ve 'bekleme' sabrıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sabır, Kur'an'da genellikle zorluklar karşısında metanet gösterme, aceleci davranmama ve ilahi takdire teslim olma anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'صَبْرًا', Musa'nın Hızır'ın eylemlerinin zahiri çirkinliğine rağmen, ilahi hikmetin tecellisini bekleyerek itirazdan kaçınması gerektiğini ifade eder. Bu, bir 'bilgi eksikliğine rağmen teslimiyet' sabrıdır.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْراً
73-) Kale la tuahızniy Bima nesiytü ve la türhıkniy min emriy usra;