Kâle elem ekul leke inneke len testatî'a me'iye sabrâ(n)
Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi.
Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"
Kehf Suresi 75. ayet, Hz. Musa ile Hızır kıssasında Hızır'ın, Musa'nın sabırsızlığını vurguladığı bir diyalog parçasını sunar. Ayet, 'sabr' kavramının insan doğasındaki zorluğunu ve ilahi hikmet karşısındaki acziyeti dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, sözle anlatılmasıdır. Bu ayette Hızır'ın, Musa'ya daha önce söylediği bir uyarıyı hatırlatmak üzere kullandığı bir fiildir. Kavl, sadece sesli ifadeyi değil, aynı zamanda bir hükmü veya kararı da içerebilir. Burada Hızır'ın 'demedim mi?' ifadesi, geçmişteki bir sözün teyidi ve hatırlatılması anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavl (قول), Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Bazen bir emri, bazen bir haberi, bazen de bir ikazı ifade eder. Bu ayetteki 'kâle' fiili, Hızır'ın Musa'ya yönelik bir ikaz ve hatırlatma niteliğindeki sözünü aktarmaktadır. Mecazi olarak, bir durumun veya gerçeğin ortaya konulması anlamında da kullanılır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول) kelimesi, bir fikrin, düşüncenin veya bilginin sözlü olarak aktarılmasıdır. Bu ayetteki 'akûl' (أَقُلْ) fiili, Hızır'ın Musa'ya daha önce yaptığı 'benimle beraber sabredemeyeceksin' şeklindeki uyarıyı hatırlatmak için kullanılmıştır. Bu, sadece bir söz değil, aynı zamanda bir öngörü ve bir gerçeğin ifadesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kavl (قول) fiili, Kur'an'da genellikle bir mesajın iletilmesi, bir hükmün bildirilmesi veya bir diyalogun parçası olarak kullanılır. 'Elem akûl' (أَلَمْ أَقُلْ) ifadesi, retorik bir soru olup, 'demedim mi?' anlamıyla, daha önce söylenen bir sözün doğruluğunu ve muhatabın bunu unutmuş olmasını ima eder. Bu, Hızır'ın Musa'ya karşı haklılığını pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstita'a (استطاعة), bir şeyi yapmaya güç yetirmek, kudret sahibi olmak demektir. Bu ayette 'len testetî'a' (لَن تَسْتَطِيعَ) ifadesi, Musa'nın Hızır'ın eylemlerine karşı sabretme gücünün kesinlikle olmayacağını belirtir. Bu, sadece bir isteksizlik değil, aynı zamanda bir yetersizlik ve kapasite eksikliğidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstita'a (استطاعة), bir işi yapabilme yeteneği ve imkanıdır. Bu yetenek, hem fiziksel hem de zihinsel olabilir. Ayetteki 'testetî'a' (تَسْتَطِيعَ) kelimesi, Musa'nın Hızır'ın ilahi hikmetle yaptığı işlerin ardındaki sırrı kavrayamamasından kaynaklanan bir sabır eksikliğini ifade eder. Bu, Musa'nın olayların zahirine takılıp kalması nedeniyle içsel bir güçsüzlüğe işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstita'a (استطاعة) kavramı, Kur'an'da genellikle insanın iradesi ve eylem kapasitesiyle ilişkilendirilir. Bu ayette 'len testetî'a' (لَن تَسْتَطِيعَ) ifadesi, Musa'nın Hızır'ın eylemlerinin ardındaki ilahi planı anlama ve buna karşı sabır gösterme konusundaki yetersizliğini vurgular. Bu, sadece bir irade meselesi değil, aynı zamanda bir bilgi ve anlayış eksikliğinden kaynaklanan bir sınırlılıktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabr (صبر), nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak, tahammül etmek ve acele etmemektir. Bu ayette 'sabran' (صَبْرًا) kelimesi, Musa'nın Hızır'ın eylemlerine karşı gösteremediği tahammülü ifade eder. Hızır'ın eylemleri, Musa'nın şeriat bilgisiyle çelişiyor gibi göründüğü için, Musa'nın bu duruma karşı sabır göstermesi zorlaşmıştır. Sabır, burada bir tür içsel direnç ve metanet anlamına gelir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sabr (صبر), bir musibet veya zorluk karşısında nefsi tutmak, şikayet etmemek ve metanet göstermektir. Ayetteki 'sabran' (صَبْرًا) kelimesi, Musa'nın Hızır'ın eylemlerinin zahirine bakarak aceleci davranması ve bu eylemlerin ardındaki hikmeti bekleyememesi durumunu anlatır. Bu, sadece bir bekleme değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve tevekkül halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sabr (صبر), Kur'an'da merkezi bir ahlaki erdem olarak karşımıza çıkar ve genellikle zorluklar karşısında sebat etme, tahammül gösterme ve aceleci davranmama anlamlarına gelir. Bu ayetteki 'sabran' (صَبْرًا) kelimesi, Musa'nın Hızır'ın eylemlerinin ardındaki ilahi hikmeti tam olarak kavrayamadığı için gösteremediği sabrı ifade eder. Bu, sadece bir bekleme değil, aynı zamanda ilahi takdire karşı bir teslimiyet ve güven eksikliğidir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.
قَالَ إِن سَأَلْتُكَ عَن شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي قَدْ بَلَغْتَ مِن لَّدُنِّي عُذْراً
76-) Kale in seeltüke an şey'in ba'deha fela tusahıbniy kad belağte min ledünniy 'uzra;