Keżâlike vekad ehatnâ bimâ ledeyhi ḣubrâ(n)
İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
İşte Zülkarneyn'in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
Kehf Suresi 91. ayet, Allah'ın ilminin kuşatıcılığını ve her şeyi detaylı bir şekilde bildiğini vurgular. Ayet, Zülkarneyn kıssasının bir parçası olarak, onun eylemlerinin ve durumunun Allah tarafından tam olarak bilindiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihâta' kelimesini bir şeyi çepeçevre kuşatmak, içine almak olarak açıklar. Ayetteki 'ahattnâ' fiili, Allah'ın Zülkarneyn'in tüm durumlarını ve yaptıklarını ilmiyle tam olarak kuşattığını, hiçbir detayının Allah'ın bilgisinin dışında kalmadığını ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak ve eksiksiz ilmini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahattnâ' ifadesini 'alimnâ' (bildik) anlamında kullanır. Ancak bu bilme, sadece yüzeysel bir bilgi değil, bir şeyi her yönüyle, tüm detaylarıyla kavramayı ifade eder. Ayette, Zülkarneyn'in durumu ve eylemleri hakkında Allah'ın tam ve eksiksiz bir bilgiye sahip olduğu mecazi olarak kuşatma fiiliyle anlatılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ilim' kavramının sadece bilmekten öte, bir şeyi tam olarak kavramak, kuşatmak ve kontrol etmek anlamlarını da içerdiğini belirtir. 'Ahattnâ' fiili, Allah'ın ilminin bu kuşatıcı ve kontrol edici yönünü vurgular; Zülkarneyn'in yaşadığı her anın ve yaptığı her işin Allah'ın mutlak bilgisi dahilinde olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ledeyhi' kelimesinin 'indî' (yanımda) ile benzer anlamda kullanıldığını, ancak 'ledeyhi'nin daha çok bir şeyin hazır ve mevcut olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayette, Zülkarneyn'in yanında bulunan, onunla ilgili olan her şeyin, yani tüm durumlarının, eylemlerinin ve kararlarının Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ledeyhi' edatının bir şeye yakınlığı ve onunla ilgili olmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Zülkarneyn'in tüm hallerine, yaptıklarına ve hatta niyetlerine dahi vakıf olduğunu, hiçbir şeyin O'nun bilgisinden gizli kalmadığını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hubr' kelimesini bir şeyin iç yüzünü, gizli yönlerini ve detaylarını bilmek olarak açıklar. Ayetteki 'hubran' kelimesi, Allah'ın Zülkarneyn'in yaptıklarını sadece yüzeysel olarak değil, tüm incelikleriyle, nedenleriyle ve sonuçlarıyla birlikte bildiğini ifade eder. Bu, Allah'ın ilminin derinliğini ve nüfuz ediciliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hubr' kelimesinin 'bir şeyi tecrübe ederek veya derinlemesine araştırarak elde edilen bilgi' olduğunu belirtir. Ayetteki 'hubran' ifadesi, Allah'ın Zülkarneyn'in tüm eylemlerini ve durumlarını en ince ayrıntısına kadar, sanki bizzat tecrübe etmişçesine bildiğini vurgular. Bu, Allah'ın ilminin mutlak ve eksiksiz olduğunu pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'haber' ve 'hubr' kelimelerinin Kur'an'daki kullanımının, sadece bilgi aktarımından öte, bir şeyin iç yüzüne vakıf olmayı, derinlemesine anlamayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hubran' kelimesi, Allah'ın Zülkarneyn'in tüm işlerinin ve durumlarının gerçek mahiyetini, gizli yönlerini ve sonuçlarını tam olarak bildiğini gösterir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَباً
92-) Sümme etbea sebeba;