Hattâ iżâ beleġa beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ kavmen lâ yekâdûne yefkahûne kavlâ(n)
İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.
Kehf Suresi 93. ayet, Zülkarneyn'in yolculuğunun bir aşamasını anlatırken, iki seddin arasına ulaşmasını ve burada dilsel kavrayıştan yoksun bir kavimle karşılaşmasını tasvir eder. Ayet, 'iki sedd'in coğrafi ve sembolik anlamı ile 'kavrayışsızlık' durumunun dilbilimsel derinliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bülûğ' kelimesinin bir şeyin sonuna ulaşmak, nihayetine varmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'belaga' fiili, Zülkarneyn'in coğrafi bir noktaya, yani iki seddin arasına fiziki olarak ulaşmasını ifade eder. Bu, bir hedefe varma ve bir aşamayı tamamlama anlamını taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'bülûğ'u bir şeyin son haddine ulaşmak olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Zülkarneyn'in yolculuğunun belirli bir noktasına, yani iki seddin arasına varmasıyla, bir sonraki olayın (kavimle karşılaşma) başlangıcını işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sedd' kelimesinin 'engel' veya 'duvar' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'es-seddeyn' ifadesi, Zülkarneyn'in ulaştığı yerdeki iki büyük doğal engeli, yani iki dağı veya iki yüksek tepeyi ifade eder. Bu, coğrafi bir sınırlama ve geçit vermeyen bir bölgeyi işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sedd'i 'dağ' veya 'engel' olarak açıklar. Ayetteki 'es-seddeyn', Zülkarneyn'in karşılaştığı, aşılması zor, yüksek ve birbirine yakın iki doğal oluşumu, yani iki dağı mecazi olarak da bir geçidin girişini veya çıkışını temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki coğrafi terimlerin genellikle sembolik anlamlar taşıdığına dikkat çeker. 'Es-seddeyn' burada sadece fiziki bir engel değil, aynı zamanda medeniyetler arası bir sınır veya belirli bir yaşam tarzının sonu gibi daha derin bir anlamı da ima edebilir. Zülkarneyn'in bu sınıra ulaşması, yeni bir insan topluluğuyla karşılaşmasının başlangıcıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm' kelimesinin 'bir araya gelmiş insanlar topluluğu' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kavmen', Zülkarneyn'in karşılaştığı, belirli özelliklere sahip, organize bir insan grubunu ifade eder. Bu kavmin temel özelliği ise dilsel kavrayışlarının zayıf olmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavm'in Kur'an'da genellikle belirli bir peygamberin muhatap olduğu veya belirli bir coğrafyada yaşayan insan topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'kavmen', Zülkarneyn'in karşılaştığı, kendi içinde bir düzeni olan, ancak dış dünyayla iletişim kurmada zorlanan bir topluluğu tanımlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'fıkıh' kelimesinin 'derinlemesine anlamak, idrak etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yekâdûne yefkahûne kavlen' ifadesi, bu kavmin sadece sözü işitmekle kalmayıp, aynı zamanda onun anlamını, maksadını ve derinliğini kavramakta aşırı derecede zorlandığını, neredeyse hiç anlayamadığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'fıkıh'ın sadece zahiri anlamayı değil, aynı zamanda batıni ve derin anlamayı da içerdiğini belirtir. Ayetteki olumsuz kullanım, bu kavmin sadece Zülkarneyn'in sözlerini değil, genel olarak herhangi bir sözü derinlemesine idrak etme yeteneğinden yoksun olduğunu, bu durumun onların iletişim kurma ve anlama kapasitelerindeki ciddi bir eksikliği gösterdiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fıkıh' kavramının Kur'an'da sadece dilsel anlamayı değil, aynı zamanda ahlaki ve dini idraki de kapsadığını belirtir. Ayetteki 'lâ yekâdûne yefkahûne kavlen' ifadesi, bu kavmin sadece Zülkarneyn'in dilini anlamakta zorlanmadığını, aynı zamanda genel olarak mantıklı düşünme, muhakeme etme ve karmaşık fikirleri kavrama yeteneklerinin de zayıf olduğunu ima eder. Bu durum, onların medeniyetten uzak ve ilkel bir yaşam sürdüklerinin bir göstergesi olabilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavl' kelimesinin 'söz, konuşma, ifade' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kavlen' kelimesi, Zülkarneyn'in bu kavme yönelttiği herhangi bir sözü, ifadeyi veya mesajı ifade eder. Kavmin bu sözü anlamakta zorlanması, iletişimdeki temel engeli vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kavl'in hem sözlü hem de yazılı ifadeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'kavlen' kelimesi, Zülkarneyn'in bu kavimle kurmaya çalıştığı her türlü iletişimi, yani onların anlayabileceği bir dildeki sözleri veya işaretleri ifade eder. Ancak kavmin bu sözleri dahi kavramakta zorlanması, onların dilsel ve zihinsel kapasitelerinin sınırlılığını gösterir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bizim yeryüzümüz olan kendi varlığımızda dağlarda bir tanesi nefsi levvâme dağı diğeri mülhime dağıdır ve ikisinin arasında da nefsi emmâre kavmi bulunmaktadır.
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلَى أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدّاً
94-) Kalu ya Zelkarneyni inne ye'cuce ve me'cuce müfsidune fiyl Ardı fehel nec'alü leke harcen alâ en tec'ale beynena ve beynehüm sedda;