Fehamelet-hu fentebeżet bihi mekânen kasiyyâ(n)
Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
Nihayet (Allah'ın emri gerçekleşti) Meryem İsa'ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi.
Meryem Suresi 22. ayet, Hz. Meryem'in hamile kalması ve bu durumla birlikte toplumdan uzaklaşmasını tasvir eder. Ayet, 'hamile kalmak', 'uzaklaşmak' ve 'uzak yer' kavramları üzerinden olayın mahremiyetini ve zorluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hamle (حمل), bir şeyi taşımak, yüklenmek anlamına gelir. Ayetteki 'fehamelet-hu' ifadesi, Hz. Meryem'in İsa'yı karnında taşıması, yani hamile kalması anlamındadır. Bu, hem fiziksel bir yükü hem de manevi bir sorumluluğu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Haml (حمل), bir şeyin ağırlığını taşımak demektir. Özellikle kadınlar için 'hamile kalmak' anlamında kullanılır. Ayetteki kullanımı, Hz. Meryem'in mucizevi bir şekilde hamile kalışını ve bu durumu taşıyışını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nebz (نبذ), bir şeyi atmak, terk etmek veya bir kenara bırakmak demektir. 'Fentebedet' fiili, Hz. Meryem'in insanlardan uzaklaşarak, kendini bir kenara çekmesini ifade eder. Bu, toplumun tepkisinden kaçınma ve yalnız kalma arzusunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nebz (نبذ), bir şeyi geride bırakmak, terk etmek anlamındadır. Ayetteki 'fentebedet bihi' ifadesi, Hz. Meryem'in çocuğuyla birlikte insanlardan uzaklaşmasını, kendini izole etmesini mecazi olarak anlatır. Bu, onun içinde bulunduğu zor durumu ve mahremiyet ihtiyacını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nebz kökünden türeyen kelimeler, genellikle bir şeyi 'reddetme', 'bir kenara atma' veya 'uzaklaştırma' anlamlarını taşır. Hz. Meryem bağlamında, bu fiil onun toplumdan kendini 'uzaklaştırması', 'tecrit etmesi' anlamında kullanılmıştır. Bu, onun hem fiziksel hem de sosyal bir uzaklaşma yaşadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mekân (مكان), bir şeyin bulunduğu yer, konum anlamına gelir. Ayetteki 'mekânen kasıyyen' ifadesi, Hz. Meryem'in uzaklaştığı fiziksel alanı belirtir. Bu, onun toplumdan izole olduğu, gözlerden uzak bir yer arayışını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mekân (مكان), bir şeyin istikrar bulduğu, yerleştiği mahaldir. Ayetteki kullanımı, Hz. Meryem'in hamileliği sırasında sığındığı, insanların ulaşamayacağı veya görmeyeceği bir yeri işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kasâ (قصا), uzaklaşmak, ırak olmak demektir. 'Kasıyyen' kelimesi, uzak, erişilmesi güç bir yeri ifade eder. Ayetteki 'mekânen kasıyyen' ifadesi, Hz. Meryem'in toplumdan tamamen izole olduğu, kimsenin onu rahatsız edemeyeceği bir yere çekildiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kasıyy (قصي), uzak olan, erişilmesi zor olan demektir. Ayetteki kullanımı, Hz. Meryem'in hem fiziksel olarak uzak bir yere gitmesini hem de bu uzaklığın getirdiği yalnızlığı ve mahremiyeti ifade eder. Bu, onun içinde bulunduğu durumun hassasiyetini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kasâ kökünden türeyen kelimeler, genellikle 'uzaklık', 'ıraklık' anlamlarını taşır. 'Kasıyyen' kelimesi, sadece coğrafi bir uzaklığı değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir uzaklaşmayı da ifade eder. Hz. Meryem'in bu uzak yere çekilmesi, onun toplumun yargılarından kaçma arzusunu yansıtır.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(22) Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyen.)
“Böylece ona hâmile kaldı. Bundan sonra onunla uzak bir mekâna (yere) çekildi.” Bu Âyet-i kerîmeler hakkında Muhyiddîni Arabî hazretlerinin Fusûs-ül Hikem isimli eserinden ilgili kısımları aktaralım: Daha geniş bilgi isteyen aynı esere müracaat edebilir.
Şimdi ne zaman ki Cebrâil (a.s) dan ibâret olan rûhu’l-emin, bir insân olarak cisimlendi, (Hz. Meryem) zannetti ki o insândır, kendisine cinsi münasebet arzu eder. Böyle olunca Allah Teâlâ’nın kendisini ondan kurtarması için, bütün konsantrasyonu ile, ondan Allah Teâla’ya sığındı. Çünkü kesinlikle bunun caiz olmayan şeylerden olduğunu bilir idi. Bundan dolayı, ona Allah ile tam bir huzur hâsıl oldu ki, o da mânevi rûh’tur. Eğer ona bu anda bu hâl üzere üflese idi, annesinin hâlinden dolayı, Îsâ, hilkatinin fenâlığından dolayı, hiçbir kimsenin ona tâkat getiremeyeceği bir vasıfta çıkar idi.
Şimdi ona “Ben ancak senin Rabbinin resûlüyüm; sana temiz ve pak bir erkek çocuk bağışlamak için geldim” (Meryem, 19/19) dediği zaman bu sıkıntıdan rahatladı ve gönlü ferahladı.
Bundan dolayı Îsâ (a.s)ı ona bu sırada üfledi. Şu halde Cebrâil Allah’ın kelimesi Meryem’e aktarılmış oldu. Nasıl ki Resûl, Allah’ın kelâmını ümmetine aktardı, o da Allah Teâlâ’nın (Nisa, 4/171) “ve KelimetuHU, elkaha ila Meryeme ve rûhun minHU,” yâni “ve O’nun kelimesidir. Onu Meryem’e ilkâ etmiştir ve kendisinden bir rûh’tur” sözüdür.
Şimdi Meryem’de şehvet yayıldı. Bundan dolayı, Îsâ’nın cismi, Meryem tarafından mutlak sudan(ma’-i muhakkak) ve Cebrâil tarafından da bu üflemenin rutubetinde yaygın olan sanal sudan (mâ’-i mütevvehhem) mahlûk oldu. Çünkü madde bedenden olan üfleme de, suyun esaslarından bazı şey mevcût olmasından dolayı rutubetlidir. Böyle olunca Îsâ’nın cismi mutlak su ve sanal su’dan vücuda geldi. Ve insân türünde vücuda getirmenin, ancak alışılageldiği üzere gerçekleşmesi için, annesinden ve Cebrâil’in insân sûretinde cisimlenmesinden, insân sûreti üzere çıktı. Böyle olunca Îsâ (a.s.) ölüyü diriltir çıktı. Çünkü o “ilâhi rûh’tur”.