İçeriğe atla
Meryem 21Cüz 16 · Sayfa 306

Meryem Sûresi 21. Âyet

مريم

Sohbete sor

Kâle keżâliki kâle rabbuki huve ‘aleyye heyyin(un)(s) velinec'alehu âyeten linnâsi verahmeten minnâ(c) vekâne emran makdiyyâ(n)

Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.

Meryem Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(21) Kâle kezâliki, kâle rabbuki huve aleyye heyyinun, ve li nec’alehû Âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyen.)

(Rûh'ûl Kudüs): “İşte böyle” dedi. Senin Rabbin: “O, Bana kolaydır ve onu, insânlara bir Âyet (mucize) ve Bizden bir rahmet kılacağız.” buyurdu. Ve emir kazâ edilmiştir.” Kazâ edilmiş olan bu hükmün zuhur zamanı geldiği için açığa çıkmaya başladığı belirtilmektedir.

Kazâ ve kader hükümlerini ne kadar iyi bilir isek bu Âyet-i kerîme’leri o derece bilmenin yolu bizlere açılmaktadır. Burada Hz. Meryem’in üzerine gerçekleşen hâdise mutlak kazadır.

Cenâb-ı Hakk (c.c.) ın Âdem (a.s.) a yüklemiş olduğu Sultanî rûh yâni “ve nefahtü” Mûsevîyyet mertebesine kadar olan seyir içerisinde faaliyettedir. Bunun yanı sıra insânda bu rûhtan başka mâdeni, bitkisel ve hayvani olmak üzere çeşitli rûhlar bulunmaktadır. Îsevîyyet mertebesiyle birlikte üflenen Rûh’ûl Kudüs bu mertebeye geçiş için gerekli olan yeni bir kudretin, gücün ifâdesidir.

Görüldüğü üzere Mûsevîyyet mertebesine kadar gelen yerden Îsevîyyet mertebesine geçebilmek için olağanüstü bir sistem gereklidir ki Îsevîyyet mertebesinin özelliği budur yâni Rûh’ûl Kudüs ile desteklenmektir.

Muhammedîyyet mertebesinde ise Rûh’ûl Âzam ile desteklenen açılımlar olmaktadır. Bu oluşumlar tâbî ki maddi olarak olan değişimler değil bizim anlayış ve idrâkimizde olan değişimlerdir. Şartlanmış yaşantılarımızı,

dünyâ yaşamına dönük yaşantılarımızı geriye atarak yukarıya mi’raca doğru bir çıkıştır ki bizler bu hakîkâtleri idrâk ederek hakîkâti Muhammedîyye ‘ye ulaşmış olabilelim.

Ayrıca Rûh’ûl Kudüs ve Rûh’ûl Âzam’ın Allah’ın zâti rûhu olduğu da belirtilmiştir. Bu rûhların mahlûka dönük yüzü ise “ve nefahtü fîhi min rûhî” olarak ifâde edilmiştir. Kendisine bu “ve nefahtü fîhi min rûhî” (15/29) üflenmiş olan insân bütün bu mertebeleri geçtikten sonra meydana gelen İnsân-ı kâmil olarak zâhiri ile bâtını ile hem kendisine hem çevresine rahmet olmaktadır.