Feeşârat ileyh(i)(s) kâlû keyfe nukellimu men kâne fî-lmehdi sabiyyâ(n)
Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler.
Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.
Meryem Suresi 29. ayet, Meryem'in beşiktekine işaret etmesi üzerine kavmin şaşkınlığını ve itirazını dile getirmektedir. Ayet, 'işaret etmek', 'konuşmak' ve 'beşik' gibi temel kavramlar üzerinden mucizevi bir olayı ve insan algısının sınırlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İşaret (إشارة), bir şeyi el, göz veya başka bir uzuvla göstermektir. Bu ayette Meryem'in, kendisinden konuşması beklenen kişiyi, yani İsa'yı göstermesi anlamındadır. Bu, bir nevi 'tavsiye' veya 'yönlendirme' anlamı da taşır, ancak burada somut bir gösterme eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'işaret etmek' (أشار) fiili, bir şeyi belirtmek, göstermek anlamında kullanılır. Ayetteki kullanımı, Meryem'in konuşma yeteneği olmayan bir bebeği muhatap olarak göstermesi, kavmin şaşkınlığını artırıcı bir eylem olarak mecazi bir anlam taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kelâm (كلام), faydalı bir anlam ifade eden sesli harfler ve kelimeler bütünüdür. 'Nukellimu' (نُكَلِّمُ) fiili, karşılıklı konuşmayı, muhatap alarak söz söylemeyi ifade eder. Ayette, kavmin, konuşma yeteneği olmayan bir bebekle nasıl diyalog kuracaklarını sorgulaması anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kelâm kavramı Kur'an'da sadece sözlü ifadeyi değil, aynı zamanda bir mesajın iletilmesini ve anlaşılmasını da içerir. Bu ayetteki 'nukellimu' ifadesi, kavmin, bir bebeğin 'mesaj' üretemeyeceği veya 'anlamlı bir diyalog' kuramayacağı yönündeki doğal beklentisini yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kelâm, bir maksadı ifade eden lafızdır. 'Tekellüm' (تكلّم) ise, bir başkasına hitap etmek, onunla konuşmak demektir. Ayetteki 'nukellimu' ifadesi, kavmin, beşikteki bir bebeğin bu tür bir hitaba ve karşılık vermeye muktedir olamayacağı yönündeki şaşkınlığını dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mehd (مهد), çocuğun yatırıldığı ve sallandığı yerdir. Aynı zamanda 'düzeltilmiş, hazırlanmış yer' anlamı da taşır. Ayetteki 'fi'l-mehdi' (في المهد) ifadesi, İsa'nın henüz çok küçük, konuşma yeteneği olmayan bir bebek olduğunu vurgular ve mucizenin büyüklüğünü ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mehd, çocuğun yatağıdır. Bu kelime, genellikle küçük çocukların içinde bulunduğu durumu ifade etmek için kullanılır. Ayetteki kullanımı, İsa'nın henüz konuşma çağına gelmemiş, normal şartlarda konuşması beklenmeyen bir bebek olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mehd, çocuğun yatağı ve beşiğidir. Bu kelime, bir şeyin başlangıç aşamasını, henüz olgunlaşmamış halini de çağrıştırır. Ayetteki 'fi'l-mehdi' ifadesi, İsa'nın konuşma yeteneği açısından 'başlangıç' aşamasında olduğunu, dolayısıyla konuşmasının imkansız olduğunu düşünen kavmin itirazını güçlendirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabî (صبي), henüz ergenlik çağına gelmemiş, küçük çocuktur. Bu kelime, genellikle konuşma ve idrak yeteneği tam gelişmemiş olanları ifade eder. Ayetteki 'sabiyyen' ifadesi, İsa'nın konuşmasının imkansızlığını pekiştiren bir sıfat olarak kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sabî, yeni doğmuş veya henüz küçük yaştaki çocuktur. Bu ayetteki kullanımı, İsa'nın konuşma yeteneği olmayan, bakıma muhtaç bir bebek olduğunu vurgular. Kavmin itirazı, bu 'sabî'nin konuşmasının akla aykırı olduğu düşüncesine dayanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sabî kelimesi, Kur'an'da genellikle 'küçük çocuk' anlamında kullanılır ve bu durum, kişinin henüz sorumluluk ve idrak çağına gelmediğini ima eder. Meryem Suresi'ndeki kullanımı, İsa'nın mucizevi konuşmasının, doğal gelişim sürecine aykırı olduğunu gösterir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(29) (Fe eşâret ileyhi, kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabîyyen.)
“Bunun üzerine, onu (çocuğu) işâret etti. (Onlar) dediler ki: “Beşikte olan bir sabi (bebek) ile biz nasıl konuşuruz?”