İçeriğe atla
Meryem 34Cüz 16 · Sayfa 307

Meryem Sûresi 34. Âyet

مريم

Sohbete sor

Żâlike ‘îsâ-bnu meryem(e)(c) kavle-lhakki-lleżî fîhi yemterûn(e)

Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.

Meryem Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(34) (Zâlike îsebnu meryeme, kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn.)

“İşte bu Meryemoğlu Îsâ. (O), Hakk'ın sözü'dür ki; O'nun hakkında şüphe ediyorlar.”

“Onüç ve Hakîkât-i İlâhîyye” isimli kitâbımızdan bu âyeti kerîme ile ilgili bölümleri aktaralım:


(Îsâ) kelimesinin sayı değerleri(70+10 +60+10=150) dir. (Îsâ) kelimesi (ayn) ve (sîn) iki asli, (ye) ve (ye) iki yardımcı harften meydana gelmiştir. (Ayn) ın sayı değeri (70) (sin) in sayı değeri (60) tır. Toplarsak (70+60=130)

eder ki, sıfır kalkınca kalan (13) tür. Büyük Ebced hesabıyla Ye (11) sîn (120) ayn ise (130) sayı değerinde dir ki; şaşırmamak elde değildir. Uyumun bu kadarına (tesâdüftür) denilebilinir mi, bilemem?

Böyle olunca, Hakîkât-i Îsevîyye’nin dahi hakîkâtinin Hakikikat-i Ahmedîyye’ye bağlı olduğu açık olarak görülmektedir. İlâve iki (ye) ye gelince, (ye) sayı değeri (10) dur ki, Mertebe-i “zâhir- bâtın” Îsevîyyet’tir. (10) ların sıfırlarını alırsak geriye iki adet (1) kalır ki bunlardan biri (Zât-ı ilâhi’)nin oradaki zuhuru diğeri ise “mertebe-i Îsevîyyet’”in bireysel birliğinin zuhurudur. Îsâ (a.s.) ümmî’dir. Yâni zâhir olarak ana olan Meryem’e mensuptur. Meryem ise başta ve sonda iki (Mîm) ile müzeyyen-süslenmiştir.

(Îsâ) O da (13) e bağlıdır ve varlığında bütün bağlantılar vardır. Yâni (10) Îsevîyyet, kendi mertebesi, (11) Muhammedîyyet, (12) Hakîkât-i Muhammed-i-İnsân-ı Kâmil, (13)Hakîkât-i Ahadîyyet’ül Ahmedîyye’dir. Yâni; Ahad-a, Ahmed-e,-Peraklit-e, Muhammed-e bağlıdır. Bu bağlılık sonradan olma değil ezelde kuruluşunda böyledir.

Îsevîyyet mertebesi Muhammedîyyet mertebesine en yakın mertebedir. Îsâ kelimesinde ki “ayn” harfi (göz–kaynak-asıl) demektir. (sîn) harfi ise (insân) demektir. Yâni (ey Îsevîyyet mertebesine ulaşmış insân) demektir. Bu mertebenin özelliği-yaşantısı, kendi varlığında ilk defa Hakkın varlığını müşâhede etmiş olmasıdır.

Bu mertebenin-bilginin, öncüsü ve mucidi (Îsâ Mesihtir) onda zuhur etmiştir. Cenâb-ı Hakk’ın (Îsâ) (a.s.)mı bir kelime ile Kûr’ân-ı Kerîm de ifâde etmesi zâtî zuhuru ilk defa kendi varlığında gören insân olmasındandır.

Mûsâ (a.s.) ilk defa Hakk’ın sözünü-sesini Tur dağında duydu. Îsâ (a.s.) Hakk’ı ilk defa kendi varlığında müşâhede etti. Hz. Muhammed (s.a.v.) de ise (13) ve hakîkâtleri her

mertebeden bütün haşmetiyle zuhur etti.


Bu Sûre hakkında araştırmalar yaparken, tefsirlerde de kısaca değinildiği gibi müthiş bir şeye daha şâhid oldum o da şudur.

(Fîhi yemterûn) 34.Âyet kerîmede, “Hakk sözüyle bildirildiği şey hakkında” (çekişip duruyorlar.) Dikkatlice bakıldığında buraya kadar gelen Âyetlerin sonları hep (Elif) ile bitmekte, burada ve (34-35-38-39-40) ıncı Âyetler (Nûn) ile bitmekte, (36-37) Âyetler ise (Mîm) ile sonraları ise yine hepsi (Elif) ile bitmektedir. Yâni arada iki Âyet (Mîm) beş Âyet ise (Nûn) ile bitmektedir.

Sûrenin tamamı olan (98) Âyetten (7) di Âyeti çıkarırsak (98-7=91) ki; hayrettir, çünkü tersi Sûre sayısı olan (19) dur.

Diğer ifâde ile (Meryem ve Îsâ) (a.s.) her yönden (elif-mim-nun) hakîkâtiyle kuşatılmışlardır. İki adet (Mîm) Meryem’in başında ve sonunda olan “mim-i Muhammed-î ler” beş adet (Nûn) Nûr-u Muhammedî’yyenin beş hazret mertebesinden ihâtası-sarmasıdır.

(91) elif in yâni (13)ün Îsevîyyet mertebesini bütün yönleriyle kapsamına aldığıdır. Tersi olan (19) ise çok açıktır. Bu kadar açık bir sistemin tesâdüf olması mümkünmüdür? (13) ün hâkimiyet-i adeta her an her yerde kendini göstermektedir.

Baştan (33) Âyete kadar fasılalar (Elif) iledir. Bilindiği gibi (33) Mescid-i Nebevî’nin ilk yapıldığı zaman ki direk sayısıdır. (91) den (33) ü çıkarırsak, (91-33=58) kalır ki, (5) “hazarat-ı hamse” (beş hazret mertebesi) (8) ise 8 cennettir. Ayrıca toplarsak, (5+8=13) tür ki; hayret üstüne hayrettir.

Böylece de Îsevî’yyet mertebesi’nin Âyetleri’nin aralarında olan durakların her birerlerinin (13) e ait ve hepsine hâkim olduğu açık olarak görülmektedir. Nasıl müthiş bir oluşum sistemidir hayret etmemek mümkün değildir.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)