Esmi' bihim veebsir yevme ye/tûnenâ(s) lâkini-zzâlimûne-lyevme fî dalâlin mubîn(in)
Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Meryem Suresi 38. ayet, kıyamet gününde zalimlerin karşılaşacakları dehşeti ve dünyadaki sapkınlıklarını vurgular. Ayet, 'işitme' ve 'görme' fiilleriyle ahiret gününün idrakini, 'zulüm' ve 'dalalet' kavramlarıyla ise dünyevi sapkınlığın boyutunu derinlemesine ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sem' (işitme), sesleri idrak etmektir. Ayetteki 'esmi' bihim' ifadesi, taaccüb (şaşırma, hayret etme) sigası olup, onların o gün işitecekleri şeylerin büyüklüğüne ve dehşetine dikkat çeker. Bu, sadece fiziksel bir işitme değil, aynı zamanda hakikatleri idrak etme anlamını da taşır. (s. 417)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu ifade, 'ne kadar da iyi işitirler' anlamında bir taaccüp ve tehdit barındırır. Yani, dünyada işitmek istemedikleri hakikatleri, ahirette zorunlu olarak ve dehşet içinde işiteceklerdir. (c. 2, s. 16)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sem'' kavramı, sadece fiziksel işitmeyi değil, aynı zamanda ilahi mesajı anlama, kabul etme ve itaat etme anlamlarını da içerir. Bu ayette ise, ahiretteki zorunlu idrak ve hesaplaşma bağlamında kullanılmıştır, dünyadaki işitme yeteneğini kötüye kullananların akıbetini gösterir. (s. 145)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Basar (görme), gözle idrak etmektir. 'Ebsir bihim' ifadesi de 'esmi' bihim' gibi taaccüp sigası olup, onların o gün görecekleri şeylerin büyüklüğüne ve dehşetine işaret eder. Bu, sadece fiziksel bir görme değil, aynı zamanda hakikatleri müşahede etme anlamını da içerir. (s. 116)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Bu ayetteki 'ebsir' kelimesi, kıyamet gününde zalimlerin görecekleri azabı ve dehşeti vurgular. Dünyada gözlerini hakikatlere kapatanların, ahirette zorla görecekleri acı gerçekleri ifade eder. (s. 112)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Basar kelimesi, Kur'an'da hem maddi görme hem de kalp gözüyle idrak etme, basiret sahibi olma anlamlarında kullanılır. Bu ayette, ahiretteki zorunlu ve kaçınılmaz idrakin bir parçası olarak, dünyada görmezden gelinen gerçeklerin açıkça ortaya konulacağını belirtir. (s. 187)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymaktır. Kur'an'da genellikle Allah'ın hakkını inkâr etmek, başkalarına haksızlık etmek ve nefse zulmetmek anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki 'zalimler', dünyada hakikatten yüz çeviren ve Allah'ın emirlerine karşı gelenlerdir. (s. 537)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zulüm, hakkı yerine koymamak, haddi aşmak ve haksızlık etmektir. Ayetteki 'zalimler', kıyamet gününde işitip görecekleri dehşet karşısında şaşkınlığa düşecek olan, dünyada ise apaçık bir sapıklık içinde bulunan kimselerdir. (c. 3, s. 496)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulüm, Kur'an'da en temel ahlaki kavramlardan biridir ve genellikle Allah'a karşı işlenen günahları, O'nun birliğini inkâr etmeyi ve O'nun koyduğu sınırları çiğnemeyi ifade eder. Bu ayette, zalimlerin ahiretteki durumu, dünyadaki sapkınlıklarının doğrudan bir sonucudur. (s. 178)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl, doğru yoldan sapmaktır. Bazen kasıtlı, bazen de kasıtsız olabilir. Ayetteki 'dalâlin mübîn' (apaçık bir sapıklık), onların hakikatten tamamen uzaklaştıklarını ve bu durumun herkesçe bilindiğini vurgular. (s. 488)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl, yolunu kaybetmek, şaşırmak demektir. 'Mübîn' sıfatıyla birlikte kullanıldığında, bu sapıklığın gizli saklı olmadığı, aksine herkes tarafından görülebilir ve anlaşılabilir olduğu anlamına gelir. Zalimlerin dünyadaki durumu budur. (s. 296)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dalâl, hidayetin zıddıdır ve doğru yolu bulamamaktır. Kur'an'da genellikle iman etmeyenlerin, Allah'ın ayetlerini inkâr edenlerin ve peygamberlere karşı gelenlerin durumu için kullanılır. Bu ayette, zalimlerin dünyadaki inançsızlık ve isyan halini betimler. (s. 545)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Dalâl, Kur'an'da 'hidayet' kavramının karşıtı olarak, Allah'ın doğru yolundan sapmayı, hakikatten uzaklaşmayı ve manevi körlüğü ifade eder. 'Mübîn' sıfatı, bu sapkınlığın açık ve belirgin olduğunu, dolayısıyla mazeret kabul etmez bir durum olduğunu gösterir. (s. 112)
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(38) (Esmi’ bihim ve ebsır yevme ye’tûnenâ lâkiniz zâlimûnel yevme fî dalâlin mubîn.)
“Bize gelecekleri gün, onlara (neler neler) işittirilir ve (neler neler) gösterilir. Lâkin zâlimler, bugün apaçık bir dalâlet içindeler.”