Kâle selâmun ‘aleyk(e)(s) seestaġfiru leke rabbî(s) innehu kâne bî hafiyyâ(n)
İbrahim, şöyle dedi: "Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır."
İbrahim şöyle dedi: "Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok lütufkârdır."
Meryem Suresi 47. ayet, Hz. İbrahim'in babasına verdiği cevabı aktarır. Ayet, 'selam', 'istiğfar' ve 'lütufkarlık' gibi temel kavramlar üzerinden merhamet, bağışlama ve Allah'ın kullarına olan şefkatini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selâm' kelimesinin temel anlamının 'afetlerden ve eksikliklerden kurtulmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'selâmün aleyke' ifadesi, Hz. İbrahim'in babasına karşı bir düşmanlık beslemediğini, aksine ona esenlik ve barış dilediğini, ancak inanç farklılığı nedeniyle ondan uzaklaşmak zorunda kaldığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'selâm'ın burada 'selâmet' yani 'esenlik' anlamında kullanıldığını ifade eder. Hz. İbrahim'in babasına yönelik bu sözü, ona bir tehdit veya düşmanlık değil, bir tür veda ve iyi niyet beyanıdır; 'benden sana bir zarar gelmez' anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istiğfar'ın 'günahların örtülmesini ve affedilmesini istemek' anlamına geldiğini belirtir. Hz. İbrahim'in babası için istiğfar dilemesi, onun şirk üzere olmasına rağmen babalık hukukuna riayet etme ve ona karşı merhamet gösterme arzusunu yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'istiğfar' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'tan günahların bağışlanmasını talep etmek anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki kullanımı, Hz. İbrahim'in babasına karşı duyduğu şefkatin ve onun için Allah'ın rahmetini ummasının bir göstergesidir, ancak bu istiğfarın kabul edilmeyeceği daha sonraki ayetlerde açıklanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'istiğfar'ın 'Allah'tan günahları örtmesini ve affetmesini istemek' olduğunu açıklar. Hz. İbrahim'in bu sözü, babasına karşı son bir iyilik ve merhamet gösterisi olup, onun hidayet bulması veya günahlarının affedilmesi yönündeki umudunu dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin 'terbiye eden, yetiştiren, sahip olan ve idare eden' anlamlarını taşıdığını belirtir. Hz. İbrahim'in 'Rabbî' demesi, Allah ile arasındaki özel bağı, O'nun kendisini terbiye ettiğini ve tüm işlerini O'na havale ettiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, müdebbir, mürebbi ve muti' anlamlarına geldiğini ifade eder. Hz. İbrahim'in bu kelimeyi kullanması, Allah'ın kendisi üzerindeki mutlak otoritesini, terbiye ediciliğini ve kendisine lütufkarlığını kabul ettiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hafiyy' kelimesinin 'çok lütufkar, çok ikram eden, çok bilen' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâne bî hafiyyâ' ifadesi, Allah'ın Hz. İbrahim'in dualarını işittiğini ve ona karşı daima lütufkar davrandığını, bu nedenle babası için yapacağı istiğfarın da bir karşılık bulacağını umduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hafiyy' kelimesini 'çok bilen, çok lütufkar' olarak açıklar. Hz. İbrahim'in bu ifadeyi kullanması, Allah'ın kendisinin durumunu ve babasına karşı duyduğu şefkati bildiğini, bu sebeple istiğfar dileğini de lütfuyla karşılayacağını umduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hafiyy' kelimesinin 'çok ikram eden, çok lütufkar olan' anlamında kullanıldığını ifade eder. Hz. İbrahim'in bu kelimeyi seçmesi, Allah'ın kendisine olan özel muamelesini, dualarına icabetini ve genel olarak kullarına karşı olan engin lütfunu vurgular.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(47) (Kâle selâmun aleyke, se estagfiru leke rabbî, innehu kâne bî hafîyyen.)
“Sana (senin üzerine) selâm olsun.” dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana