Vea'tezilukum vemâ ted'ûne min dûni(A)llâhi veed'û rabbî ‘asâ ellâ ekûne bidu'â-i rabbî şekiyyâ(n)
"Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum."
"Ben, sizden ve Allah'tan başka taptığınız şeylerden çekilip ayrılırım da Rabbime dua (ibadet) ederim. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."
Bu ayet, Hz. İbrahim'in putperest kavminden uzaklaşarak yalnızca Allah'a yönelişini ve bu yönelişin getireceği umudu ifade etmektedir. Ayet, 'uzaklaşma', 'davet/yalvarma' ve 'mutsuzluk/mahrumiyet' gibi temel kavramlar üzerinden tevhid inancının ve Allah'a güvenin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'azl' kelimesinin bir şeyi yerinden ayırmak, uzaklaştırmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'a'tezilukum' ifadesi, Hz. İbrahim'in kavminin şirkinden ve putlarından kendini ayırması, onlardan uzak durması anlamındadır. Bu, sadece fiziksel bir ayrılık değil, aynı zamanda inançsal bir kopuşu da ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'i'tizâl' kelimesini 'uzaklaşmak, ayrılmak' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Hz. İbrahim'in kavminin taptığı ilahlardan ve onların inançlarından kendini soyutlaması, onlarla arasına mesafe koyması kastedilir. Bu, bir nevi teberrî (uzaklaşma) halidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'i'tizâl'in 'bir şeyden ayrılmak, ondan uzak durmak' manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki 've a'tezilukum' ifadesi, Hz. İbrahim'in kavminin şirkinden ve onların batıl inançlarından tamamen yüz çevirmesi, onlarla hiçbir şekilde ortak olmaması anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'da'v' kelimesinin 'çağırmak, istemek, ibadet etmek' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ ted'ûne min dûnillâh' ifadesi, kavmin Allah'ın dışında taptığı, yardım dilediği ve yöneldiği putları ve sahte ilahları ifade eder. Bu, şirkin temelini oluşturan bir eylemdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'du'â'nın hem 'çağırmak' hem de 'ibadet etmek' anlamlarına geldiğini vurgular. Ayetteki 'mâ ted'ûne' ifadesi, kavmin Allah'tan başkasına yönelerek onlardan medet umması, onlara ibadet etmesi ve onları ilah edinmesi anlamındadır. Bu, tevhidin zıddı olan bir davranıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'du'â' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, 'çağırmak, yalvarmak, ibadet etmek' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Ayetteki 'mâ ted'ûne' bağlamında, bu kelime, Allah'ın dışında varlıklara yönelerek onlara tapınma ve onlardan yardım dileme eylemini ifade eder. Bu, Kur'an'ın şiddetle reddettiği şirktir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'du'â' kelimesinin 'Allah'a yönelmek, O'ndan istemek, O'na yalvarmak' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 've ed'û Rabbî' ifadesi, Hz. İbrahim'in tevhid inancının bir gereği olarak, tüm yönelişini ve ibadetini sadece Allah'a has kıldığını, O'ndan başka kimseye yalvarmadığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'du'â'nın 'Allah'a yönelerek O'ndan bir şey talep etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 've ed'û Rabbî' ifadesi, Hz. İbrahim'in putperestlikten uzaklaşarak tüm benliğiyle Allah'a yöneldiğini, O'na dua ve ibadet ettiğini, O'ndan yardım ve rahmet dilediğini açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'du'â'nın Kur'an'da hem 'çağırmak' hem de 'ibadet etmek, yalvarmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 've ed'û Rabbî' ifadesi, Hz. İbrahim'in Allah'a olan tam teslimiyetini ve O'na yönelişini, O'ndan başka hiçbir güce başvurmadığını gösterir. Bu, tevhidin en saf halidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'şakâ' kelimesinin 'mutsuzluk, bedbahtlık, zorluk' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'şakıyyen' ifadesi, Hz. İbrahim'in Rabbine yaptığı duanın karşılıksız kalmayacağı, bu duası sebebiyle bir mahrumiyet veya mutsuzluk yaşamayacağı umudunu dile getirir. Yani, Allah'a yönelmenin sonucunun hayır olacağına olan inancını gösterir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şakâ'nın 'saadet'in zıddı olduğunu, yani 'mutsuzluk, bedbahtlık' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'şakıyyen' kelimesi, Hz. İbrahim'in Rabbine olan duasının kabul edileceği, bu dua sebebiyle herhangi bir sıkıntı veya hüsranla karşılaşmayacağı beklentisini ifade eder. Bu, Allah'ın rahmetine olan güvenin bir yansımasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şakâ' kelimesini 'hüsran, mahrumiyet' olarak açıklar. Ayetteki 'şakıyyen' ifadesi, Hz. İbrahim'in Rabbine yönelmesi ve O'na dua etmesi sonucunda umduğunu bulamama, hayal kırıklığına uğrama gibi bir durumla karşılaşmayacağına dair güçlü bir umut taşıdığını gösterir. Bu, Allah'ın vaadine olan imanı vurgular.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(48) (Ve a’tezilukum ve mâ ted’ûne min dûnillâhi ve ed’û rabbî, asâ ellâ ekûne bi duâi rabbî şakıyyen.)
“Ve ben, sizden ve Allah'tan başka dûa ettiğiniz şeylerden ayrılıyorum. Ve Rabbime dûa ediyorum. Umulur ki, (bu) dûalarla ben, Rabbime şâkî olmam.”