Felemmâ-'tezelehum vemâ ya'budûne min dûni(A)llâhi vehebnâ lehu ishâka veya'kûb(e)(s) ve kullen ce'alnâ nebiyyâ(n)
İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
İbrahim, kavminden ve onların Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden uzaklaşınca, biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u ihsan ettik. Ve hepsini de peygamber yaptık.
Meryem Suresi'nin 49. ayeti, Hz. İbrahim'in putperest toplumundan ayrılmasını ve bu ayrılığın bir sonucu olarak kendisine İshak ve Yakub'un bahşedilmesini konu alır. Ayet, 'uzaklaşma', 'ibadet' ve 'peygamberlik' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi lütuf ve seçilmişlik temasını işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İ'tizâl (اعتزال), bir şeyden ayrılmak, uzaklaşmak ve ondan yüz çevirmek anlamına gelir. Ayetteki 'فَلَمَّا ٱعْتَزَلَهُمْ' ifadesi, Hz. İbrahim'in kavminin şirkinden ve putlarından fiilen ve manen uzaklaşmasını, onlarla ilişkisini kesmesini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir ayrılık değil, aynı zamanda inançsal bir kopuşu da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İ'tizâl, bir şeyden kenara çekilmek, ondan ayrılmak demektir. Ayetteki kullanımı, Hz. İbrahim'in kavminden ve onların taptıklarından ayrılmasını, onlardan uzak durmasını mecazi olarak ifade eder. Bu ayrılık, Allah'ın birliğine olan inancın bir gereğidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): A-z-l kökünden türeyen i'tizâl, bir topluluktan veya durumdan kendini soyutlama, uzaklaşma anlamını taşır. Hz. İbrahim'in bu eylemi, tevhid inancını koruma ve şirkten arınma çabasının bir göstergesidir. Ayetteki bağlamda, bu ayrılık ilahi lütfun kapısını aralamıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd (عبد) kelimesi, boyun eğme, itaat etme ve kulluk etme anlamlarına gelir. İbadet (عبادة) ise, en yüce derecede boyun eğme ve tevazu göstermektir. Ayetteki 'وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ' ifadesi, Hz. İbrahim'in kavminin Allah'tan başka taptığı, kulluk ettiği putları ve sahte ilahları ifade eder. Bu, şirkin temelini oluşturan bir eylemdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'abd' ve 'ibadet' kavramları, Kur'an'da mutlak itaat ve teslimiyet anlamında kullanılır. Allah'tan başkasına ibadet etmek, O'nun mutlak otoritesini reddetmek ve şirke düşmektir. Ayetteki 'يَعْبُدُونَ' kelimesi, İbrahim'in kavminin bu sapkın ibadetini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İbadet, Allah'a karşı huşu ve tevazu ile boyun eğmektir. Ayette geçen 'يَعْبُدُونَ' ise, müşriklerin Allah'ın dışında taptıkları şeyleri ifade eder ki bu, tevhid inancına aykırı bir davranıştır. Hz. İbrahim'in bu ibadetlerden uzaklaşması, tevhidin bir gereğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vehb (وهب), karşılıksız olarak bir şey vermek, bağışlamak demektir. Allah'ın 'vehb'i, O'nun lütuf ve ihsanının bir göstergesidir. Ayetteki 'وَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ' ifadesi, Hz. İbrahim'e çocuklarının, özellikle de yaşlılık döneminde, ilahi bir lütuf ve bağış olarak verildiğini vurgular. Bu, İbrahim'in tevhid mücadelesinin bir mükafatıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vehb, bir karşılık beklemeksizin verilen şeydir. Allah'ın 'vehb'i, O'nun cömertliğini ve kullarına olan lütfunu gösterir. Ayetteki bağlamda, İshak ve Yakub'un İbrahim'e verilmesi, Allah'ın ona olan özel ikramıdır ve onun soyunun devamını sağlamıştır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vehb, bir şeyi karşılıksız olarak temlik etmektir. Allah'ın 'vehb'i, O'nun mutlak kudret ve cömertliğinin bir tezahürüdür. Hz. İbrahim'e İshak ve Yakub'un bahşedilmesi, onun tevhid yolundaki sabrının ve fedakarlığının bir sonucu olarak Allah'tan gelen bir ihsandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebî (نبي), 'nebe'' (haber) kökünden türemiş olup, Allah'tan haber getiren, O'nun elçisi anlamına gelir. Ayetteki 'وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا' ifadesi, hem İshak'ın hem de Yakub'un Allah tarafından özel olarak seçilip peygamberlik göreviyle şereflendirildiğini belirtir. Bu, onların sadece İbrahim'in soyundan gelmekle kalmayıp, aynı zamanda ilahi bir misyon üstlendiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nebî, Allah'ın kullarına gönderdiği, onlara vahiy ile haber veren kişidir. Ayetteki 'نَبِيًّا' kelimesi, İshak ve Yakub'un Allah'ın emirlerini insanlara ulaştırmakla görevlendirildiğini, yani peygamberlik makamına yükseltildiklerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nebî, Allah'ın kendisiyle kulları arasında elçilik yaptığı, onlara gayb haberlerini ve şeriat hükümlerini bildiren kişidir. Ayetteki 'نَبِيًّا' ifadesi, İshak ve Yakub'un peygamberlik vasfını kazanarak, babaları İbrahim'in tevhid davasını devam ettiren önemli şahsiyetler olduklarını vurgular.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(49) (Fe lemmâ’tezelehum ve mâ ya’budûne min dûnillâhi vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûbe ve kullen cealnâ nebîyyen.)
“Böylece onlardan ve onların Allah'tan başka kul olduğu şeylerden, ayrıldığı zaman ona, İshak ve Yâkub'u hibe ettik. Ve hepsini, Nebî kıldık.”