Lâ yesme'ûne fîhâ laġven illâ selâmâ(en)(s) velehum rizkuhum fîhâ bukraten ve'aşiyyâ(n)
Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) "selam!" (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak "Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
Meryem Suresi'nin 62. ayeti, cennet ehlinin işiteceği sözlerin ve alacakları rızıkların niteliğini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, cennette boş ve anlamsız sözlerin bulunmayacağını, aksine sadece esenlik ve barışın hüküm süreceğini, rızıkların ise sürekli ve kesintisiz bir şekilde sunulacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lağv' kelimesini 'faydasız ve boş söz' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda ise cennetteki insanların işitmeyeceği, dünya hayatındaki anlamsız ve faydasız konuşmalardan arınmış bir ortamı ifade eder. Cennet ehli, bu tür boş ve faydasız sözlerden münezzeh bir ortamda bulunacaktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lağv' kelimesini 'batıl' ve 'boş söz' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, cennetteki ortamın her türlü anlamsız ve faydasız konuşmadan uzak, sadece hayırlı ve güzel sözlerin bulunduğu bir yer olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'lağv' kavramını Kur'an'daki 'boş ve faydasız eylem veya söz' anlamında inceler. Bu ayetteki 'lağv'ın, cennetin mükemmel ve huzurlu ortamında bulunmayan, dünya hayatının anlamsız ve değersiz unsurlarını temsil ettiğini belirtir. Cennet, bu tür boşluklardan arınmış bir mekandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selâm' kelimesini 'her türlü afetten kurtuluş, emniyet ve huzur' olarak açıklar. Ayetteki 'illâ selâmen' ifadesi, cennette işitilecek sözlerin sadece esenlik, barış ve güvenlikle ilgili olacağını, her türlü kötü ve rahatsız edici sözden uzak olacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'selâm'ı 'esenlik ve barış' olarak yorumlar. Ayetteki bağlamda, cennet ehlinin birbirlerine ve meleklere karşı sadece esenlik dileklerinde bulunacaklarını, aralarında hiçbir çekişme veya kötü sözün geçmeyeceğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'selâm'ın Kur'an'daki temel anlamının 'güvenlik, barış ve esenlik' olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'selâm'ın, cennetin huzur dolu atmosferini yansıttığını, orada işitilen her sözün bu nitelikleri taşıyacağını ve cennet ehlinin tam bir emniyet içinde yaşayacağını gösterdiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ı 'Allah'ın canlılara verdiği her türlü nimet' olarak tanımlar. Ayetteki 'rızkuhum' ifadesi, cennet ehlinin dünya hayatındaki gibi bir çaba sarf etmeden, Allah tarafından kendilerine sürekli olarak sunulan yiyecek ve içecek gibi nimetleri kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'rızk'ı 'Allah'ın kullarına bahşettiği her şey' olarak açıklar. Bu ayetteki 'rızk'ın, cennetteki sonsuz ve kesintisiz nimetleri ifade ettiğini, bu nimetlerin sabah ve akşam sürekli olarak sunulacağını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'rızk'ın genel anlamda 'canlıların yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şey' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'rızkuhum'un, cennetin maddi ve manevi tüm güzelliklerini, özellikle de yiyecek ve içecek gibi temel ihtiyaçların eksiksiz ve sürekli karşılanmasını ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bükra' kelimesini 'günün ilk vakti, sabah' olarak açıklar. Ayetteki 'bükraten ve aşiyyen' ifadesi, cennetteki rızkın belirli zaman dilimleriyle sınırlı olmadığını, aksine sürekli ve kesintisiz bir şekilde, sabah ve akşam gibi düzenli aralıklarla sunulduğunu mecazi olarak ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'bükra'nın 'günün başlangıcı' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımıyla, cennetteki rızkın sürekliliğini ve düzenliliğini vurgulamak için bir zaman zarfı olarak kullanıldığını, cennet ehlinin nimetlere her an ulaşabileceğini gösterdiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'aşiyy' kelimesini 'günün son vakti, akşam' olarak tanımlar. Ayetteki 'bükraten ve aşiyyen' ifadesi, cennetteki rızkın belirli zaman dilimleriyle sınırlı olmadığını, aksine sürekli ve kesintisiz bir şekilde, sabah ve akşam gibi düzenli aralıklarla sunulduğunu mecazi olarak ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'aşiyy'in 'günün son kısmı, güneş batmadan önceki vakit' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bükraten ve aşiyyen' ifadesinin, cennetteki rızkın sürekliliğini ve kesintisizliğini vurgulamak için kullanıldığını, cennet ehlinin nimetlere her an ulaşabileceğini gösterdiğini ifade eder.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(62) (Lâ yesmeûne fîhâ lagven illâ selâmen, ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşîyyen.)
“Orada boş söz işitilmez, sâdece “selâm.” Ve orada, onların sabah ve akşam rızıkları vardır.”