Cennâti ‘adnin(i)lletî ve'ade-rrahmânu ‘ibâdehu bil-ġayb(i)(c) innehu kâne va'duhu me/tiyyâ(n)
(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.
O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği "Adn" cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
Meryem Suresi 61. ayet, Rahman'ın kullarına vaat ettiği Adn cennetlerini ve bu vaadin kesinliğini vurgulamaktadır. Ayet, 'Adn', 'vaat' ve 'gayb' gibi anahtar kavramlar üzerinden ilahi lütfu ve ahiret inancını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet kelimesi, 'cenn' kökünden türemiş olup, örtmek, gizlemek anlamına gelir. Ağaçların sık dallarıyla yeri örtmesinden dolayı bahçeye cennet denilmiştir. Ayetteki 'cennât' çoğul formu, cennetin farklı derecelerini veya genişliğini ifade eder ve Allah'ın kullarına hazırladığı mükafatın büyüklüğünü gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cennet, Arapların yoğun ağaçlık ve bitki örtüsüyle kaplı, gözden gizlenmiş yerler için kullandığı bir tabirdir. Kur'an'da ise bu kelime, müminlere vaat edilen ahiret yurdunu, yani Adn cennetlerini ifade etmek için mecazi bir anlam kazanmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Adn kelimesi, 'aden' kökünden gelir ve bir yerde ikamet etmek, yerleşmek anlamına gelir. 'Cennâtu Adn' ifadesi, müminlerin ebediyen kalacakları, sürekli ikamet edecekleri cennetleri ifade eder. Bu, cennetin geçici değil, kalıcı bir yurt olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Adn, bir yerde yerleşip kalmak demektir. Cennet için kullanıldığında, oranın sakinleri için sürekli ve kesintisiz bir ikametgah olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın vaadinin sadece bir mekan değil, aynı zamanda ebedi bir huzur ve kalıcılık vaadi olduğunu pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Adn, 'aden' kökünden türemiştir ve bir şeyin bir yerde sabitlenmesi, kalıcı olması anlamını taşır. Cennet bağlamında kullanıldığında, müminlerin orada sonsuza dek kalacaklarını, oradan ayrılmayacaklarını ifade eder. Bu, cennetin en üstün ve kalıcı mertebelerinden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vaat, bir şeyin gelecekte gerçekleşeceğine dair verilen sözdür. Allah'ın vaadi ise kesinlikle gerçekleşecek olan bir hükümdür. Ayetteki 'vaad' kelimesi, Rahman'ın kullarına cenneti lütfedeceğine dair kesin ve şaşmaz sözünü vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'vaad' kavramı, Allah'ın insanlara yönelik hem mükafat hem de ceza vaatlerini kapsar. Bu ayette ise 'vaad', Rahman'ın mümin kullarına yönelik lütufkar ve olumlu bir sözüdür. Bu vaadin gerçekleşeceği, Allah'ın adalet ve kudretinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd kelimesi, boyun eğmek, itaat etmek anlamına gelir. 'İbâd' ise bu kökten türemiş olup, Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk eden kimseleri ifade eder. Ayetteki 'ibâdehû' ifadesi, Rahman'ın vaadinin, O'na samimiyetle kulluk edenlere yönelik olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Abd, hem kölelik hem de kulluk anlamlarını taşır. Kur'an'da Allah'a nispet edildiğinde, O'na gönülden itaat eden, emirlerine boyun eğen ve O'nun rızasını arayan kimseleri ifade eder. Bu ayetteki 'ibâdehû', Allah'ın özel olarak seçtiği ve lütfuna mazhar kıldığı kulları işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Gayb, gözden uzak olan, gizli kalan şey demektir. Allah'ın cenneti 'bil-gayb' vaat etmesi, onun henüz dünyada iken insanlar tarafından görülemeyen, ancak imanla tasdik edilmesi gereken bir gerçeklik olduğunu ifade eder. Bu, imanın temel şartlarından biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gayb, duyu organlarıyla idrak edilemeyen, akıl ve tecrübe ile ulaşılamayan her şeydir. Allah'ın cenneti 'gayb' olarak vaat etmesi, müminlerden bu vaade görmeden inanmalarını, yani gayba iman etmelerini beklediğini gösterir. Bu, imanın gücünü ve teslimiyetini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Gayb kavramı, Kur'an'da Allah'ın varlığı, melekler, ahiret ve cennet gibi insan idrakinin ötesindeki gerçeklikleri ifade eder. Bu ayetteki 'bil-gayb' ifadesi, cennetin henüz tecrübe edilmemiş, ancak Allah'ın sözüyle kesinleşmiş bir hakikat olduğunu belirtir. Bu, müminlerin imanının temelini oluşturur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mety, bir şeyin gelmesi, vuku bulması demektir. 'Vâ'duhû me'tiyyâ' ifadesi, Allah'ın vaadinin mutlaka gerçekleşeceğini, ona ulaşılacağını ve yerine getirileceğini mecazi olarak ifade eder. Bu, Allah'ın sözünün kesinliğini ve şaşmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İtyan, bir yere gelmek veya bir şeyin gerçekleşmesi anlamına gelir. 'Mety' ise bu fiilin ism-i mef'ulüdür ve 'gelinen, ulaşılan' demektir. Ayetteki 'me'tiyyâ' ifadesi, Allah'ın vaadinin kesinlikle gerçekleşeceğini, ona ulaşılacağını ve hiçbir şekilde geri dönülmeyeceğini belirtir. Bu, ilahi vaadin mutlak güvencesidir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(61) (Cennâti adninilletî vâader rahmânu ibâdehu bil gaybi, innehu kâne va’duhu me’tîyyen.)
“Adn cennetleri ki onları, Rahmân, kullarına gıyaben vâadetti. Muhakkak ki o (adn cennetleri), O'
nun vâadidir, yerine gelecektir.”