Vemâ netenezzelu illâ bi-emri rabbik(e)(s) lehu mâ beyne eydînâ vemâ ḣalfenâ vemâ beyne żâlik(e)(c) vemâ kâne rabbuke nesiyyâ(n)
(Cebrail, şöyle dedi:) "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O'nundur. Rabbin unutkan değildir."
"(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!) "Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?"
Meryem Suresi 64. ayet, meleklerin inişini, Allah'ın ilmini ve unutkanlıktan münezzeh oluşunu vurgular. Ayet, 'emir', 'nüzul', 'halef' ve 'nisyan' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudret ve bilginin kapsamını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzul (نُزُول), yukarıdan aşağıya doğru inmek demektir. 'Tenezzül' (تَنَزُّل) ise, tedrici ve tekrar eden inişi ifade eder. Ayetteki 'netenezzelü' (نَتَنَزَّلُ) ifadesi, meleklerin Allah'ın emriyle sürekli ve aşamalı olarak indirilmesini, yani vahyin ve ilahi buyrukların peyderpey gelmesini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu kelime, meleklerin Allah'ın emriyle inmesini mecazi olarak değil, hakiki anlamda ifade eder. 'Tenezzül', bir şeyin bir yerden başka bir yere intikal etmesi, özellikle de ilahi bir kaynaktan beşeriyete doğru bir akışın gerçekleşmesidir. Ayetteki kullanımı, Cebrail'in Allah'ın izni olmadan inemeyeceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nüzul kavramı, Kur'an'da ilahi vahyin insanlığa inişini ifade eden merkezi bir terimdir. 'Tenezzül' formu, bu inişin sürekli ve aşamalı doğasını vurgular. Ayetteki 'netenezzelü', meleklerin sadece Allah'ın iradesiyle hareket ettiğini ve vahyin ilahi bir kaynaktan geldiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Emr (أَمْر), hem fiil hem de isim olarak kullanılır. İsim olarak, bir şeyi yapmayı veya yapmamayı gerektiren buyruk, hüküm ve irade anlamına gelir. Ayetteki 'bi-emri Rabbike' (بِأَمْرِ رَبِّكَ) ifadesi, meleklerin inişinin tamamen Allah'ın mutlak iradesine ve buyruğuna bağlı olduğunu, kendi başlarına hareket etmediklerini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Emr, Allah'ın yaratma ve yönetme kudretini ifade eder. Bu bağlamda, meleklerin inişi Allah'ın yaratıcı ve yönetici emrinin bir tecellisidir. Ayetteki kullanımı, ilahi otoritenin ve kontrolün mutlak olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Emr, Kur'an'da Allah'ın yaratıcı ve yönetici iradesini ifade eden anahtar kavramlardan biridir. Allah'ın 'emr'i, sadece bir buyruk değil, aynı zamanda varoluşun ve işleyişin temelini oluşturan ilahi bir güçtür. Ayetteki 'bi-emri Rabbike', meleklerin varlığının ve eylemlerinin tamamen bu ilahi 'emr'e tabi olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Mâ beyne eydînâ' (مَا بَيْنَ أَيْدِينَا) ifadesi, 'önümüzde olan', yani gelecekteki olaylar ve durumlar anlamına gelir. El (yed) kelimesi burada mecazi olarak zamanın ilerleyen kısmını, henüz gerçekleşmemiş olanı ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın gelecekteki her şeyi bildiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu ifade, 'önümüzde olan' anlamında kullanılır ve geleceği temsil eder. Arap dilinde 'beyne yedeyhi' (بَيْنَ يَدَيْهِ) bir şeyin önünde, huzurunda veya geleceğinde olmak anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın geleceğe dair tüm bilgilere sahip olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yed (يَد), genellikle organ anlamında kullanılsa da, Kur'an'da mecazi olarak güç, kudret ve zaman gibi anlamlara da gelir. 'Mâ beyne eydînâ' ifadesi, 'geleceğimiz' veya 'önümüzdeki zaman' anlamında kullanılır. Bu, Allah'ın gelecekteki tüm olayları ve durumları kuşatan ilmini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Mâ halfenâ' (مَا خَلْفَنَا) ifadesi, 'arkamızda olan', yani geçmişte kalan olaylar ve durumlar anlamına gelir. 'Half' (خَلْف) kelimesi burada mecazi olarak zamanın geride kalan kısmını, geçmişi ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın geçmişteki her şeyi bildiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu ifade, 'arkamızda olan' anlamında kullanılır ve geçmişi temsil eder. Arap dilinde 'half' bir şeyin arkası, gerisi demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın geçmişe dair tüm bilgilere sahip olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Half (خَلْف), bir şeyin arkası veya gerisi anlamına gelir. Kur'an'da zaman bağlamında kullanıldığında, geçmişi ifade eder. 'Mâ halfenâ' ifadesi, 'geçmişimiz' veya 'geride kalan zamanımız' anlamında kullanılır. Bu, Allah'ın geçmişteki tüm olayları ve durumları kuşatan ilmini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nisyan (نِسْيَان), bir şeyi hatırlamamak, unutmak veya gaflete düşmek demektir. 'Nesiyyen' (نَسِيًّا) ise, çok unutan veya unutkan olan anlamına gelir. Ayetteki 've mâ kâne Rabbuke nesiyyen' (وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا) ifadesi, Allah'ın asla unutkan olmadığını, ilminin her şeyi kuşattığını ve hiçbir şeyin O'nun bilgisinden kaçmadığını kesin bir dille belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nisyan, bilginin zihinden kaybolmasıdır. Allah hakkında nisyan söz konusu olamaz, zira O'nun ilmi ezelî ve ebedîdir, hiçbir eksiklik veya değişim kabul etmez. Ayetteki bu ifade, Allah'ın kemal sıfatlarını vurgulamak ve O'nu beşerî eksikliklerden tenzih etmek içindir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nisyan, bir şeyin zihinden silinmesi veya gaflet sonucu terk edilmesidir. Allah için nisyan muhaldir, çünkü O'nun ilmi her şeyi kuşatır ve O'nun için geçmiş, şimdi veya gelecek diye bir ayrım yoktur. Ayetteki 'nesiyyen' kelimesi, Allah'ın mutlak ilmini ve her şeye hakimiyetini pekiştirir, O'nun hiçbir şeyi gözden kaçırmadığını ifade eder.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(64) (Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbike, lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlike, ve mâ kâne rabbuke nesîyyen.)
“Ve biz (Rasûl melekler), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar, O'nundur. Ve senin Rabbin, (seni) unutmuş değildir.”