Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke biġulâmin(i)smuhu yahyâ lem nec'al lehu min kablu semiyyâ(n)
(Allah, şöyle dedi:) "Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik."
(Allah şöyle buyurdu): "Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık."
Meryem Suresi'nin bu ayeti, Hz. Zekeriya'ya bir oğul müjdesini ve bu oğula verilecek özel ismi konu edinmektedir. Ayet, 'müjdeleme', 'oğul' ve 'isim' kavramları üzerinden ilahi bir lütfu ve bu lütfun benzersizliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beşer kelimesi, derinin dış yüzeyini ifade eder. 'Beşşere' fiili ise, bir haberin veya olayın etkisiyle deride meydana gelen değişimi, yani sevinç veya üzüntü belirtisini ifade eder. Ayetteki 'nübeşşiruke' ifadesi, Hz. Zekeriya'ya bir oğul müjdesiyle gelen sevinci ve bu sevincin dışa vurumunu anlatır. (el-Müfredât, 120)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beşaret, bir şeyin ilk belirtisi, başlangıcı anlamına gelir. Burada 'nübeşşiruke' ifadesi, Allah'ın Hz. Zekeriya'ya bir oğul ihsan edeceğinin ilk ve sevindirici haberini vermesidir. Bu, gelecekteki bir olayın müjdesidir. (Mecâzü'l-Kur'ân, 1/399)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'beşşere' fiili genellikle hayırlı ve sevindirici haberler için kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın doğrudan bir lütfu ve vaadi olarak, Hz. Zekeriya'nın uzun süredir beklediği bir dileğin gerçekleşeceğinin müjdesidir. Bu, sadece bir haber değil, aynı zamanda ilahi bir vaattir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğulâm, ergenlik çağına gelmemiş genç erkek çocuğu ifade eder. Ayetteki 'biğulâmin' ifadesi, Hz. Zekeriya'ya verilecek olan çocuğun yaşını ve cinsiyetini belirtir. Bu, yaşlı bir peygamber için beklenmedik bir lütuftur. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, 287)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğulâm, henüz bıyıkları terlememiş genç erkek için kullanılır. Kur'an'da bu kelime, genellikle ilahi bir lütuf veya mucize eseri doğan çocuklar için de kullanılır. Hz. Yahya'nın doğumu da bu bağlamda bir mucizedir. (el-Külliyyât, 680)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ğulâm kelimesi, Kur'an'da sadece fiziksel bir yaş grubunu değil, aynı zamanda bir 'hizmetkâr' veya 'köle' anlamını da taşıyabilir. Ancak bu ayetteki bağlamda, 'oğul' anlamı baskındır ve ilahi bir ihsan olarak bir erkek çocuğun müjdelenmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsim (ism), bir şeyi diğerlerinden ayıran, ona işaret eden lafızdır. 'Semâ' kökünden türemiştir ve 'yükseklik, yücelik' anlamı taşır. Ayetteki 'ismuhu Yahya' ifadesi, Allah tarafından belirlenen bu ismin, çocuğun kimliğini ve belki de gelecekteki şahsiyetini yücelttiğini ima eder. (el-Müfredât, 417)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İsim, bir varlığın veya şeyin zihinde canlanmasını sağlayan kelimedir. Bu ayetteki 'ismuhu' ifadesi, sadece bir adlandırma değil, aynı zamanda Allah'ın bu çocuğa özel bir kimlik ve misyon yüklediğinin göstergesidir. Yahya ismi, Allah tarafından seçilmiş ve ona verilmiştir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, 3/200)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Semiyy, 'müsâvî' (eşit) ve 'nazîr' (benzer) anlamlarına gelir. Ayetteki 'lem nec'al lehu min kablu semiyyâ' ifadesi, Yahya isminin daha önce kimseye verilmediğini, dolayısıyla bu ismin ve ismin sahibinin benzersizliğini vurgular. (Mecâzü'l-Kur'ân, 2/10)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semiyy kelimesi, hem 'adaş' hem de 'benzerlikte eş' anlamlarını taşır. Bu ayetteki kullanımı, Yahya isminin sadece daha önce kullanılmamış olması değil, aynı zamanda bu ismin taşıdığı anlam ve şahsiyet açısından da bir benzerinin olmadığını ifade eder. Bu, Yahya'nın özel konumunu pekiştirir. (Umdetü'l-Huffâz, 2/100)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semiyy, 'isimde ortak olan' veya 'şerefte denk olan' anlamına gelir. Ayetteki 'lem nec'al lehu min kablu semiyyâ' ifadesi, Yahya isminin hem lafız olarak hem de bu ismin taşıdığı şeref ve makam açısından daha önce kimseye verilmediğini, dolayısıyla Yahya'nın müstesna bir şahsiyet olduğunu belirtir. (el-Müfredât, 417)
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(7) (Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semîyyen.)
“Ey Zekeriyyâ! Gerçekten Biz seni, ismi Yahyâ olan bir oğlan çocuk ile müjdeliyoruz. Onunla (o isimle) daha önce bir kimseyi isimlendirmedik.” Bu Âyeti kerîme zâti Âyeti kerîmelerdendir ve Cenâb-ı Hakk (c.c.) bizzât hitâp etmektedir.
Seyri sülûk yolunda ilerleyerek geldiğimiz Zekeriyyâ mertebesinde artık bu tezkiye edilmiş, temizlenmiş olan bilgilerimize bir Yahyâ ile “Hayat” vermek gerekmektedir bunun sonrasında da “Îsâ” yâni “Ayn” ve “Sîn” hakîkâti üzerine sıfat mertebesinin müşâhede yolu açılmış olmaktadır. Bu mertebeye gelen sâlik önceki mertebelerin hepsinde tezkiyesi yapmış demektir zâten ve buraya gelince de sıfat mertebesine geçmek için iç bünyesinde kalmış olan son benlik elbisesini tezkiye etmesi gerekiyor.
Demek ki tezkiyeye vâris olarakta Yahyâ yâni sâf, temiz bir “Hayat” gerekmektedir. Ve bu kemâlat bu mertebenin son kemâlatıdır çünkü Yahyâ doğduğu anda Zekeriyyâ ve Meryem yaşıyorlarken Îsâ yâni tevhid-i sıfat henüz yoktur, bâtındadır.
Bu nedenle bir sâlik bu mertebelere çok geç yaşlara kalmadan ulaşmalıdır ki sonrasında ulaşılması gereken Îsevîyyet ve Muhammedîyyet, bakâbillah mertebeleri vardır. Derviş Cenâb-ı Hakk (c.c.) tan bir veled-i kalb istediğinde Cenâb-ı Hakk (c.c.) ona “Ey kulum Ben sana veled-i kalbi seyri sülûka başlarken vermiştim” diyecek, bu durumda derviş de “Ya Rabbi biz onu o mertebelerde kullandık artık bu mertebeyi anlayacak bir veledi-i kalb ver” diyerek talebini yineleyecektir.
Geçmişteki her peygamber sâdece kendi mertebesinin idrâki ile yaşıyor iken ümmet-i Muhammed’in ise bütün bu mertebeleri tahsil etmesi gerekmektedir ki bu da bu nedenle seyrimizi sıkıştırılmış sürelere sığdırmalıyız. Bu şekildeki sohbetlerde gösterilen hedeflere kişinin yönelip, çok çalışması ile o hedeflere ulaşıp aşması mümkün olmaktadır yoksa klâsik bir târikat anlayışı içerisinde sâdece zikir çekmekle bu mertebeler aşılamaz.