Śumme lenahnu a'lemu billeżîne hum evlâ bihâ siliyyâ(n)
Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
Sonra o cehenneme atılmaya layık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.
Meryem Suresi'nin 70. ayeti, Allah'ın cehenneme girmeye en layık olanları en iyi bilen olduğunu vurgular. Ayet, ilahi bilginin mutlaklığını ve adaletini, özellikle 'bilmek' ve 'layık olmak' kavramları üzerinden derinlemesine ele alır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, zamirlerin, özellikle de 'nahnu' gibi çoğul zamirlerin, bazen tekil bir varlığın azametini ve ululuğunu belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'lennahnu' ifadesi, Allah'ın ilahi zatına işaret ederek, O'nun bilgisinin ve hükmünün mutlak ve tartışılmaz olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'daki zamir kullanımlarının sadece dilbilgisel bir işlev taşımadığını, aynı zamanda anlam derinliği ve vurgu kattığını belirtir. 'Lennahnu'daki 'lam' harfinin (tekid lamı) ve 'nahnu' zamirinin birlikte kullanımı, Allah'ın bu konudaki bilgisinin kesinliğini ve benzersizliğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' (bilgi) kelimesinin, bir şeyin hakikatini idrak etmek anlamına geldiğini belirtir. 'A'lemu' (en iyi bilen) ise, bu bilginin en üst düzeyde, eksiksiz ve hatasız olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımıyla Allah'ın, kullarının ahiretteki durumlarını ve cehenneme layık olup olmadıklarını tam ve mükemmel bir şekilde bildiği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilm' kavramının, sadece dünyevi bilgiyi değil, aynı zamanda ilahi ve gaybî bilgiyi de kapsadığını açıklar. Allah'ın 'a'lemu' olması, O'nun geçmişi, şimdiyi ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni kuşatan mutlak ve sınırsız bilgisine işaret eder. Bu bağlamda, cehenneme kimin layık olduğunu bilmesi, O'nun adaletinin ve her şeyi kuşatan hikmetinin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halebî, 'a'lemu' kelimesinin ism-i tafdil (üstünlük ismi) kalıbında gelmesinin, Allah'ın bilgisinin diğer tüm bilgilerden üstün ve mutlak olduğunu ifade ettiğini belirtir. Bu, O'nun hükmünün ve takdirinin şaşmaz ve yanılmaz olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'evlâ' kelimesinin 'yakınlık' ve 'öncelik' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'evlâ bihâ' ifadesi, cehenneme girmeye en çok hak kazanan, en uygun olan veya en yakın olan kişiler için kullanılır. Bu, onların amelleri ve inançları sebebiyle bu akıbete en layık olduklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'evlâ' kelimesinin mecazi olarak 'daha çok hak eden' veya 'daha çok müstahak olan' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, cehenneme girmeye en çok hak edenlerin, Allah'ın ilmiyle belirlendiği ve bu durumun onların kendi fiillerinin bir sonucu olduğu vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'velâ' kökünden türeyen 'evlâ' kelimesinin, bir şeye en çok yakışan, en uygun olan ve onu en çok hak eden anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, cehennem azabına en çok layık olanların, Allah'ın mutlak bilgisi dahilinde olduğu ve bu durumun adil bir karşılık olduğu belirtilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'salâ' fiilinin 'ateşe girmek, ateşte yanmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Sıliyyen' kelimesi ise, bu eylemin masdarı olup, cehenneme girme ve orada azap çekme halini vurgular. Ayetteki kullanımıyla, cehenneme layık olanların kaçınılmaz olarak bu azabı tadacakları ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'salâ' kelimesinin, ateşe maruz kalmak, ateşte yanmak ve ateşe girmek anlamlarına geldiğini açıklar. 'Sıliyyen' ise, bu eylemin şiddetini ve sürekliliğini ifade eden bir masdardır. Ayette, cehenneme en layık olanların, bu ateşe girip yanma durumunun kesinliği ve kaçınılmazlığı vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sıliyyen' kelimesinin Kur'an'da genellikle cehennem azabının şiddetini ve yakıcılığını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu kelimenin seçimi, cehenneme girenlerin sadece orada bulunmakla kalmayıp, aynı zamanda ateşin yakıcı etkisine doğrudan maruz kalacaklarını güçlü bir şekilde anlatır.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(70) (Summe le nahnu a’lemu billezîne hum evlâ bihâ sılîyyen.)
“Sonra ona (cehenneme) mâruz kalmayı en çok hakedenleri, elbette en iyi Biz biliriz.”