Tekâdu-ssemâvâtu yetefettarne minhu vetenşakku-l-ardu veteḣirru-lcibâlu heddâ(n)
(90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı,
Bu ayet, Allah'a çocuk isnat etmenin dehşetini ve evren üzerindeki yıkıcı etkisini tasvir etmektedir. Kelimeler, bu korkunç iddia karşısında kozmik düzenin sarsılmasını ve parçalanmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ kelimesi, 'yükseklik' ve 'üstte olma' anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle yedi kat gökler ve evrenin üst katmanları için kullanılır. Bu ayette, Allah'a ortak koşulması gibi büyük bir cürüm karşısında bu yüce varlıkların dahi dayanamayıp parçalanma noktasına gelmesi, günahın büyüklüğünü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Semâvât, burada mecazi olarak Allah'ın azametinin ve kudretinin tecelligahı olan evrenin üst katmanlarını ifade eder. Bu katmanların 'parçalanacak' olması, Allah'a isnat edilen bu iftiranın ne denli büyük bir haddi aşma olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fatr kelimesi, 'yarmak, çatlatmak' anlamına gelir. 'Yetefattarne' fiili, göklerin şiddetli bir şekilde yarılması, parçalanması ve dağılması halini tasvir eder. Bu, Allah'a isnat edilen bu büyük günahın evrensel bir yıkıma yol açacak kadar dehşet verici olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fatr, bir şeyi ilk defa yaratmak ve bir şeyi yarmak, çatlatmak anlamlarına gelir. Burada 'yetefattarne' şeklindeki tefe'ul babından gelen fiil, göklerin kendi kendine, içten gelen bir etkiyle çatlayıp yarılmasını, adeta bu büyük günaha dayanamamasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'fatr' kökünden türeyen kelimeler genellikle yaratılışın başlangıcını ve kozmik düzenin bozulmasını ifade eder. Bu ayetteki 'yetefattarne', yaratılışın temel unsurlarından olan göklerin, Allah'ın birliğine yapılan bu saldırı karşısında adeta kendi varoluşsal dengesini kaybederek parçalanmasını sembolize eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Şakk kelimesi, 'yarmak, ayırmak' demektir. 'Tenşakku' fiili, yerin şiddetli bir şekilde yarılması, açılması halini ifade eder. Bu, Allah'a ortak koşulmasının sadece gökleri değil, yeryüzünü de derinden etkileyen, onun bütünlüğünü bozan bir felaket olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şakk, bir şeyi ikiye ayırmak, bölmek anlamındadır. 'Tenşakku' fiili, yerin bu büyük günahın ağırlığı altında adeta ikiye ayrılmasını, parçalanmasını anlatır. Bu, günahın evrensel boyutunu ve yıkıcı etkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hurûr, 'yüksek bir yerden aşağı düşmek' anlamına gelir. 'Tehirru' fiili, dağların sağlam ve sabit yapılarının bu büyük günah karşısında dayanamayarak yıkılıp düşmesini, göçmesini ifade eder. Bu, günahın dehşetinin, en sağlam varlıkları bile sarsacak güçte olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Harra fiili, 'yüksekten düşmek, yıkılmak' anlamındadır. Ayetteki 'tehirru' fiili, dağların, Allah'a çocuk isnat edilmesi gibi büyük bir iftira karşısında adeta yerinden sökülerek yıkılmasını, göçmesini tasvir eder. Bu, günahın evrensel düzeni altüst eden yıkıcı gücünü vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hadd, 'yıkmak, bozmak, parçalamak' anlamına gelir. Burada 'hedden' masdarı, dağların yıkılışının şiddetini ve tamlığını ifade eder. Bu, Allah'a isnat edilen bu büyük günahın, en sağlam ve sabit varlıkları bile kökünden sarsıp tamamen yok edecek bir güce sahip olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hadd kelimesi, bir yapının temelinden sarsılarak tamamen yıkılması, çökmesi anlamını taşır. Ayetteki 'hedden' kelimesi, dağların sadece düşmekle kalmayıp, tamamen parçalanarak yerle bir olmasını, bu yıkımın şiddetini ve geri dönülmezliğini vurgular. Bu, Allah'a ortak koşmanın evrensel düzen üzerindeki yıkıcı etkisini pekiştirir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(90) (Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibâlu hedden.)
“Bundan neredeyse semâlar (gökyüzü) parçalanacak ve yeryüzü yarılacak ve dağlar çökerek yıkılacaktı.”