Fe-innemâ yessernâhu bilisânike litubeşşira bihi-lmuttekîne vetunżira bihi kavmen luddâ(n)
Ey Muhammed! Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınanları Kur'an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.
(Ey Muhammed!) Biz Kur'ân'ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.
Meryem Suresi 97. ayet, Kur'an'ın kolaylaştırılmasının ve gönderiliş amacının dilbilimsel bir analizini sunmaktadır. Ayet, Kur'an'ın Hz. Muhammed'in diliyle indirilerek müttakilere müjde vermesi ve inatçı kavmi uyarması hedefini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yüsr' (kolaylık) kelimesinin 'usrun' (zorluk) zıttı olduğunu belirtir. Ayetteki 'yessernâhu' fiili, Kur'an'ın anlaşılması, ezberlenmesi ve tebliğ edilmesinin Allah tarafından kolaylaştırıldığını ifade eder. Bu kolaylaştırma, Kur'an'ın Arapça olarak indirilmesiyle de ilişkilidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yessernâhu' ifadesini 'onu kolaylaştırdık' şeklinde açıklar. Kur'an'ın Arapça indirilmesi, muhatapların onu anlamasını ve mesajını kavramasını kolaylaştıran bir unsur olarak değerlendirilir. Bu, tebliğin etkinliğini artırmayı amaçlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'y-s-r' kökünün Kur'an'da genellikle kolaylık, rahatlık ve zorluğun giderilmesi anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Kur'an'ın içeriğinin ve dilinin, muhatapların idrakine uygun hale getirilerek tebliğ sürecinin kolaylaştırıldığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lisân' kelimesinin burada 'dil' (konuşma dili) anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'bilisânike' ifadesi, Kur'an'ın Hz. Muhammed'in konuştuğu Arapça ile indirildiğini, böylece muhatapların onu doğrudan anlayabildiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'lisân' kelimesinin hem organ hem de konuşma, dil anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'bilisânike' ifadesi, Kur'an'ın tebliğ edildiği toplumun diliyle, yani Arapça olarak indirilmesinin, mesajın anlaşılması ve yayılması için temel bir kolaylık olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'ın Arapça olarak indirilmesinin, mesajın ilk muhataplar tarafından doğrudan ve aracısız bir şekilde anlaşılmasını sağlayan önemli bir faktör olduğunu vurgular. 'Lisan' kelimesi, bu bağlamda, Kur'an'ın kültürel ve dilsel ortamla uyumunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beşâret' kelimesinin, bir haberin derinin rengini değiştirecek kadar sevinç veya üzüntü verici olması durumunda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'litübeşşira' fiili, müttakilere cennet ve Allah'ın rızası gibi sevindirici haberlerin verilmesini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'beşâret'in, bir kişiye iyi bir haber vermeyi ve onu sevindirmeyi ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki 'litübeşşira' fiili, Kur'an'ın temel amaçlarından birinin, Allah'tan korkan ve emirlerine uyan kimselere güzel akıbetleri müjdelemek olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'takvâ' kelimesinin 'korunmak, sakınmak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Müttakîn' ise, Allah'ın azabından ve gazabından sakınan, O'nun emirlerine uyarak kendini koruyan kimselerdir. Ayette, Kur'an'ın müjdesinin bu nitelikteki insanlara yönelik olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takvâ'nın, nefsi korkulan şeylerden korumak olduğunu ifade eder. Şeriat dilinde ise, nefsi günahlardan korumak anlamına gelir. 'Müttakîn', Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak kendilerini koruyan, Allah'tan korkan ve O'na saygı duyan kimselerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takvâ' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve 'Allah bilinci' veya 'Allah'tan korkma' olarak anlaşılabileceğini belirtir. 'Müttakîn', Allah'ın varlığını ve gücünü idrak eden, O'na karşı sorumluluk hisseden ve bu bilinçle hareket eden kişilerdir. Kur'an'ın müjdesi de onlara yöneliktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'inzâr' kelimesini 'korkutmak, uyarmak' olarak açıklar. Ayetteki 'tünzira' fiili, Hz. Muhammed'in, Kur'an aracılığıyla, Allah'ın azabıyla inatçı ve inkarcı kavmi uyarmakla görevli olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr'ın, korkutucu bir haberle birlikte uyarıda bulunmak olduğunu belirtir. Bu uyarı, muhatabın kötü bir akıbetten sakınması içindir. Ayetteki 'tünzira' fiili, Kur'an'ın, inatçı kavmi Allah'ın azabıyla uyarma ve onları doğru yola çağırma işlevini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lüdd' kelimesini 'şiddetli düşmanlık eden, tartışmada inatçı olan' şeklinde açıklar. Bu kelime, hakikati kabul etmeye yanaşmayan, sürekli tartışan ve düşmanca tavır sergileyen kimseleri ifade eder. Ayette, bu tür kavimlerin uyarılması gerektiği belirtilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'lüdd' kelimesinin 'şiddetli hasım, tartışmada inatçı ve haktan sapan' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Kur'an'ın mesajına karşı direnen, düşmanca bir tavır sergileyen ve hakikati kabul etmeyen toplulukları tanımlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'lüdd' kelimesinin 'şiddetli düşmanlık ve tartışmacılık' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, sadece karşı çıkmakla kalmayıp, aynı zamanda düşmanca bir tavırla mücadele eden ve hakikati saptırmaya çalışan kimseleri niteler. Kur'an'ın bu tür kavimleri uyarması gerektiği belirtilir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(97) (Fe innemâ yessernâhu bi lisânike li tubeşşire bihil muttekîne ve tunzire bihî kavmen ludden.)
“Böylece Biz, O'nu (Kûr'ân-ı Kerîm'i) senin lisânınla kolaylaştırdık. O'nunla, takva sâhiplerini müjdelemen ve inatçı kavmi uyarman için.