İnne-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti seyec'alu lehumu-rrahmânu vuddâ(n)
İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.
İman edip, salih amel işleyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onları (gönüllere) sevdirecektir.
Meryem Suresi'nin 96. ayeti, iman ve salih amelin Allah katındaki değerini ve bunun dünyevi bir karşılığı olarak sevgi ve kabul görmeyi vurgular. Ayet, Rahman'ın müminlere olan özel muamelesini ve bu ilişkinin niteliğini dilbilimsel olarak derinlemesine ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesi, 'emn' (güven, emniyet) kökünden gelir ve kalbin tasdikiyle birlikte emniyet ve güven içinde olmayı ifade eder. Ayetteki 'âmenû' fiili, sadece sözlü ikrarı değil, aynı zamanda kalben tasdiki ve bu tasdikin getirdiği güveni ve teslimiyeti vurgular. Bu, Allah'a tam bir itimat ve O'nun vaatlerine sarsılmaz bir inanç halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre iman (îmân), Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah ile insan arasında kurulan bir 'güven ilişkisi'dir. 'Âmenû' ifadesi, bu güven ilişkisine girmiş, Allah'ın birliğine ve peygamberlerin getirdiklerine tam bir teslimiyet göstermiş kişileri tanımlar. Bu, pasif bir kabulden ziyade, aktif bir bağlılık ve güven eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salihât kelimesi, 'salâh' kökünden gelir ve 'doğruluk, uygunluk, iyilik' anlamlarını taşır. Kur'an'da 'amelü's-salihât' ifadesi, sadece iyi niyetli olmakla kalmayıp, aynı zamanda şeriatın ve aklın uygun gördüğü, topluma ve bireye faydalı olan her türlü eylemi kapsar. Ayetteki kullanımı, imanın pratik bir tezahürü olarak, Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak fiilleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, salihâtı, 'fesad'ın (bozukluk, kötülük) zıttı olarak tanımlar. Buna göre salihât, her türlü bozukluktan arınmış, düzgün, faydalı ve doğru olan işlerdir. Ayetteki bağlamda, iman edenlerin sadece inanmakla kalmayıp, bu imanlarının gereği olarak hayatlarını iyilik ve doğruluk üzerine inşa etmelerini, yani hem kendileri hem de başkaları için hayırlı işler yapmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ceale fiili, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir ve 'yapmak, kılmak, yaratmak, dönüştürmek' gibi anlamlara gelir. Bu ayette 'seyec'alü' ifadesi, Allah'ın iman eden ve salih amel işleyenler için özel bir durum yaratacağını, onlara bir 'vüdd' (sevgi) bahşedeceğini belirtir. Bu, Allah'ın kudretinin ve iradesinin bir tecellisi olarak, bir şeyi başka bir şeye dönüştürme veya var etme eylemini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ceale' fiilinin bazen 'halk' (yaratma) anlamında, bazen de 'sayrûret' (bir şeyi bir hale dönüştürme) anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'seyec'alü' ifadesi, Allah'ın müminler için 'vüdd'ü (sevgi) var etmesi, yani onları sevilir kılması ve insanlar arasında da sevilmelerini sağlaması anlamındadır. Bu, Allah'ın bir lütfu ve takdiri olarak gerçekleşecek bir dönüşümü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahman ismi, 'rahmet' kökünden türemiştir ve Allah'ın tüm yaratılmışlara şamil olan, sonsuz ve kuşatıcı merhametini ifade eder. Bu ayette 'er-Rahmân' isminin kullanılması, iman eden ve salih amel işleyenlere bahşedilecek olan 'vüdd'ün (sevgi) Allah'ın engin merhametinin bir tezahürü olduğunu gösterir. Bu sevgi, O'nun rahmetinin bir sonucu olarak ortaya çıkar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Rahman isminin, Allah'ın rahmetinin kemalini ve genişliğini ifade ettiğini belirtir. Bu isim, Allah'ın kullarına olan lütfunu, ihsanını ve şefkatini vurgular. Ayette Rahman isminin seçilmesi, müminlere verilecek olan sevginin, Allah'ın sınırsız merhametinin bir hediyesi olduğunu ve bu lütfun kaynağının O'nun rahmet sıfatı olduğunu açıkça ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Vüdd kelimesi, 'vedd' kökünden gelir ve kalpten gelen samimi sevgiyi, muhabbeti ifade eder. Ayetteki 'vüddâ' ifadesi, Allah'ın iman eden ve salih amel işleyenlere hem kendi katında hem de insanlar arasında bir sevgi ve kabul bahşedeceğini belirtir. Bu, sadece bir hoşnutluk değil, aynı zamanda derin bir bağlılık ve muhabbet halidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, vüdd'u, 'hubb' (sevgi) kelimesinden daha derin ve kalıcı bir sevgi olarak açıklar. Vüdd, karşılıklı bir sevgi ve dostluk ilişkisini ifade eder. Ayetteki 'vüddâ' kelimesi, Rahman'ın müminlere olan sevgisini ve bu sevginin bir neticesi olarak müminlerin de insanlar arasında sevilmesini, kalplerde yer edinmesini ifade eder. Bu, Allah'ın bir lütfu olarak, müminlerin hem Allah katında hem de kullar arasında makbul ve sevimli kılınmasıdır.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(96) (İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti se yec’alu lehumur rahmânu vudden.)
“Muhakkak ki imân eden ve sâlih ameller yapanları, Rahmân, muhabbet duyulanlar (sevilenler) kılacak.”