Vedde keśîrun min ehli-lkitâbi lev yeruddûnekum min ba'di îmânikum kuffâran haseden min ‘indi enfusihim min ba'di mâ tebeyyene lehumu-lhakk(u)(s) fa'fû vesfehû hattâ ye/tiya(A)llâhu bi-emrih(i)(s) inna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.
Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdir.
Bu ayet, Kitap Ehli'nin müminlere karşı beslediği kıskançlık ve onları imanlarından döndürme arzusunu, bu durumun ardındaki psikolojik nedeni (haset) ve müminlere düşen tutumu (affetme ve hoşgörü) ele almaktadır. Ayet, hakikatin apaçık ortaya çıkmasına rağmen bu tür bir düşmanlığın devam ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vedd' kelimesinin bir şeyi sevmek ve ona meyletmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vedde kesîrun' ifadesi, Kitap Ehli'nin müminleri küfre döndürme arzusunun sadece bir temenni değil, aynı zamanda derin bir sevgi ve bağlılıkla istedikleri bir durum olduğunu gösterir. Bu, onların bu arzuya ne kadar güçlü bir şekilde tutunduklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vedde' fiilini 'temennâ' (arzu etti, diledi) olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Kitap Ehli'nin müminlerin imanlarından dönmesini şiddetle arzuladıklarını, bunun onlar için bir temenni ve istek olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'redd' fiilinin bir şeyi geldiği yere geri çevirmek veya bir halden başka bir hale döndürmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yeruddûnekum küffârâ' ifadesi, Kitap Ehli'nin müminleri iman halinden küfür haline geri döndürme çabasını, yani onları eski inançsızlık durumlarına geri çevirme arzusunu açıklar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'redd'in bir şeyi başlangıç noktasına veya önceki durumuna iade etmek olduğunu ifade eder. Bu ayette, Kitap Ehli'nin müminleri iman ettikten sonra küfre döndürme isteği, onların müminleri önceki inançsızlık durumlarına geri döndürme çabasını ve bu yöndeki ısrarlı arzularını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haset'i bir başkasının sahip olduğu nimeti kıskanmak ve o nimetin ondan gitmesini arzu etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'haseden min ındi enfusihim' ifadesi, Kitap Ehli'nin bu arzusunun temelinde yatan psikolojik nedeni, yani müminlerin iman nimetine sahip olmalarını çekememelerini ve bu nimetin onlardan gitmesini istemelerini açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'haset' kavramının genellikle başkasının sahip olduğu bir iyiliğin veya nimetin yok olmasını istemek şeklinde tezahür eden olumsuz bir duygu olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'haseden' kelimesi, Kitap Ehli'nin müminlerin imanına karşı duyduğu derin kıskançlığı ve bu kıskançlığın onları müminleri küfre döndürme arzusuna iten temel motivasyon olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'haset'in bir nimeti başkasından uzaklaştırmayı istemek olduğunu belirtir. Ayetteki 'haseden' kelimesi, Kitap Ehli'nin müminlerin iman nimetini çekemediğini ve bu nimetin onlardan gitmesini, dolayısıyla küfre dönmelerini arzuladıklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyân'ın bir şeyin açıklığa kavuşması, netleşmesi anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'min ba'di mâ tebeyyene lehumu'l-hakku' ifadesi, hakikatin Kitap Ehli için apaçık hale gelmesine, yani delillerle netleşmesine rağmen, onların hala hasetlerinden dolayı müminleri saptırmaya çalıştıklarını vurgular. Bu, onların inatçı tutumlarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'beyân' kökünün bir şeyin gizliliğinin ortadan kalkması ve açıklığa kavuşması anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'tebeyyene lehumu'l-hakku' ifadesi, Kitap Ehli'nin hakikati bilmelerine, delillerle görmelerine rağmen, sırf hasetlerinden dolayı bu gerçeği kabul etmeyip müminleri saptırmaya çalıştıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'afv'ın bir şeyi silmek, izini gidermek ve kusuru bağışlamak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fa'fû' emri, müminlere, Kitap Ehli'nin düşmanca tutumlarına karşı affedici olmalarını, onların kusurlarını görmezden gelmelerini ve intikam peşinde koşmamalarını öğütler. Bu, sabır ve hoşgörüye davettir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'afv'ın günahı bağışlamak ve cezalandırmaktan vazgeçmek olduğunu ifade eder. Ayetteki 'fa'fû' emri, müminlere, Kitap Ehli'nin kendilerine karşı beslediği düşmanlık ve saptırma çabalarına rağmen, onlara karşı affedici bir tutum sergilemelerini, cezalandırma yoluna gitmemelerini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'safh'ın bir şeyin yüzünü çevirmek, dolayısıyla bir kusuru tamamen görmezden gelmek ve ona hiç değinmemek anlamına geldiğini belirtir. 'Afv'dan daha ileri bir hoşgörü derecesini ifade eder. Ayetteki 'vasfahû' emri, müminlere, Kitap Ehli'nin düşmanlıklarına karşı sadece affetmekle kalmayıp, aynı zamanda bu meseleyi tamamen kapatmalarını, yüz çevirip hoşgörüyle karşılamalarını ve konuyu uzatmamalarını öğütler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'safh'ın 'afv'dan daha kapsamlı olduğunu, zira 'safh'ın bir şeyden tamamen yüz çevirmek ve onu unutmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vasfahû' emri, müminlere, Kitap Ehli'nin düşmanca tutumlarına karşı sadece affetmekle yetinmeyip, aynı zamanda bu meseleyi tamamen geride bırakmalarını, kin ve düşmanlık beslememelerini emreder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَداً مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
(2/109) Vedde kesiyrün min ehlil Kitabi lev yerudduneküm min ba'di imâniküm küffara* haseden min ındi enfüsihim min ba'di ma tebeyyene lehümülHakk* fa'fu vasfehu hatta ye'tiyAllahu BiemriHİ, innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
* Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imânınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.
Ehli kitaptan bir çokları imânınızdan sonra sizi küfüre döndürmeyi arzu ettiler, yani kitap ehli, yalnız kitap ehlinin batılları tabi, gerçek kitap ehli bunu istemez.
Kendi nefislerinden olan hasetlerinden dolayı, size Hakk geldikten sonra, yani sizde Hakk’ın zuhuru olduktan sonra onlar kendi nefislerinde buna hased ettiklerinden, kendilerinde hayal ve vehim olduğundan yani Hz. Peygamberin (s.a.v) ümmetine Hakk’ın varlığı kendi üzerlerine geldiğinden buna hased ettiler ve imândan sonra küfüre dönmelerini arzu ettiler.
O halde sen onların bu hallerine bakma, onları affet ve hoşgör Allah’ın emri onların üzerine gelinceye kadar, yani onlara nasıl davranılacağı emri gelinceye kadar onları hoşgör ve affet yani şimdilik bir şey yapma deniyor, muhakkak ki Allah herşey üzerine kadirdir.